Manolya Gürocak (@GuroManol) header
Manolya Gürocak (@GuroManol) profile picture

.

Joined January 2021
Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)Photo by Manolya Gürocak (@GuroManol)
Yitiksöz bu ay "Postkolonyalizm Özel Sayısı" ile okurlarıyla buluşuyor. Duran Boz'un @duranboz2011 büyük özverisiyle hazırlanan 38. sayıda yine birbirinden değerli yazılar ve isimler yer alıyor. Ben de bu sayıda, Pakistan doğumlu Britanyalı düşünür, yazar ve kültür eleştirmeni Ziyaüddin Serdar ile bir söyleşi gerçekleştirdim. İslam düşüncesinden bilime, kültürden postkolonyal eleştiriye uzanan çalışmalarıyla çağımızın önemli entelektüellerinden biri olan Serdar'la, insanı ve gezegeni kurtarabilecek yeni bir bilinç imkânını konuştuk. Ayrıca bir öykümle de bu sayıda yer alıyorum. Emeği geçen herkese teşekkürler. İyi okumalar.
2
9
1
56
2,197
Manolya Gürocak retweeted
Yitiksöz bu ay "Postkolonyalizm Özel Sayısı" ile okurlarıyla buluşuyor. Duran Boz'un @duranboz2011 büyük özverisiyle hazırlanan 38. sayıda yine birbirinden değerli yazılar ve isimler yer alıyor. Ben de bu sayıda, Pakistan doğumlu Britanyalı düşünür, yazar ve kültür eleştirmeni Ziyaüddin Serdar ile bir söyleşi gerçekleştirdim. İslam düşüncesinden bilime, kültürden postkolonyal eleştiriye uzanan çalışmalarıyla çağımızın önemli entelektüellerinden biri olan Serdar'la, insanı ve gezegeni kurtarabilecek yeni bir bilinç imkânını konuştuk. Ayrıca bir öykümle de bu sayıda yer alıyorum. Emeği geçen herkese teşekkürler. İyi okumalar.
2
9
1
56
2,197
Manolya Gürocak retweeted
Bu ay @yitiksoz’de “Merkezsiz Dünya Masalı: Postkolonyal Söylemin Sınırları” başlıklı yazımla ben de varım.
1
1
12
613
Manolya Gürocak retweeted
SÖMÜRGECİLİĞİN UZUN GÖLGESİNDE SÖZÜN HAYSİYETİ: YİTİKSÖZ’ÜN POSTKOLONYALİZM SAYISI Bazı dergiler gündemi izler; bazıları okurun önüne, gündemin gürültüsü arasında unutulmuş büyük soruları koyar. Yitiksöz, kolonyalizm özel sayısının ardından hazırladığı postkolonyalizm özel sayısıyla, düşüncenin sabır isteyen bu ikinci yolunda ilerliyor. Kasım–Aralık 2026 tarihli 38. sayı, sömürgeciliğin geçmişte bıraktığı izlerle bugün aldığı biçimleri birlikte düşünmeye çağırıyor. Okurun elindeki çalışma, sayfaları çevrilip kaldırılacak bir dergiden çok, dönüp dönüp başvurulacak bir düşünce ve edebiyat birikimi niteliği taşıyor. Bir önceki sayının açtığı tartışmayı sürdürmek, yayıncılık açısından kıymetli bir tercih. Çünkü sömürgeciliğin tarihini konuşmak, onun zihnimizde, dilimizde, kurumlarımızda ve hayal dünyamızda sürüp giden etkilerini kendiliğinden açıklamıyor. Yeni sayı tam bu eşiğe yerleşiyor: Sömürge yönetimleri çekildiğinde, onların kurduğu bakış da çekilmiş oluyor mu? İnsan kendi hikâyesini kimin kelimeleriyle anlatıyor? Kendi yüzünü görmek için hâlâ başkasının tuttuğu aynaya mı ihtiyaç duyuyor? Dosyanın farklı alanlara yayılan yazıları, bu soruların çevresinde geniş bir düşünme zemini oluşturuyor. Kadriye Durmuşoğlu’nun postkolonyalizmi sömürgeciliğin sonu ve sürekliliği üzerinden tartışan yazısından Sıtkı Karadeniz’in teorinin vaatlerini sorgulayan çalışmasına uzanan bölüm, kavramsal çerçeveyi kuruyor. Hasan Boynukara’nın yaklaşımı ve Şule Demirtaş’ın postkolonyal söylemin sınırlarına yönelttiği sorular ise dosyanın kendi konusuna eleştirel mesafeyle bakmasına imkân veriyor. Böylece okur, aynı kavramın etrafında farklı değerlendirmelerle karşılaşıyor. Bir özel sayının düşünsel değeri de burada beliriyor: Kavramları dolaşıma sokarken onları tartışmaya açık tutabilmekte. Türkiye’ye ayrılan yazılar, meselenin bize uzak coğrafyalara ait olduğu rahatlığını bozuyor. Mehmet Narlı’nın kendilik arayışını, Ahmet Demirhan’ın Türkiye’de postkolonyalliğin etkisini, Vejdi Bilgin’in sömürge olmadan sömürgeci söyleme maruz kalmayı ele aldığı metinler, dosyaya belirgin bir yerel derinlik kazandırıyor. İmdat Demir’in Türk ulus kimliğinin postkolonyal gerilimine odaklanan yazısı da bu tartışmaya katılıyor. Modernleşme, kimlik, yabancılaşma ve yönetim bilgisi çevresindeki çalışmalar, Türkiye’nin deneyimini kendi soruları ve tarihsel özellikleriyle değerlendirebileceğimiz bir alan açıyor. Dosyanın coğrafyası da geniş. Filistin’den Endülüs’e, Avrupa’nın sömürgeci geçmişinden Japonya’nın kolonileştirme faaliyetlerine uzanan başlıklar, meselenin farklı yüzlerini görünür kılıyor. Müslüman toplumlar, ahlâk, tasavvuf ve İslamofobi üzerine yazılar bu çerçeveyi derinleştiriyor. Manolya Gürocak’ın Ziyaüddin Serdar’la gerçekleştirdiği söyleşi, insanın ve gezegenin geleceğine ilişkin arayışları gündeme taşıyor. Bu çeşitlilik sayesinde okur, postkolonyalizmin yalnızca tarihçiler arasında yürütülen bir tartışma olmadığını; insanın kendisiyle ve dünyayla ilişkisine uzanan canlı bir mesele olduğunu hissediyor. Sayının dikkat çekici yönlerinden biri, dijital dünyanın iktidar ilişkilerine açılması. Muhammet Enes Kala’nın algoritmik öz-oryantalizm üzerine yazısı, insanın kendisini makinenin ürettiği tariflerde aramasını sorguluyor. Mahmut Özer’in eğitim ve yapay zekâ eksenindeki değerlendirmesiyle Turan Kışlakçı ve Üzeyir İlbak’ın dijital sömürgecilik yazıları, tartışmayı bugünün ekranlarına taşıyor. Bilgiyi kim üretiyor, görünürlüğü kim belirliyor, hangi sesler duyuluyor? Dergi, gündelik hayatımızın içindeki bu sorulara düşünsel bir ağırlık kazandırıyor. Bütün bunların yanında Yitiksöz, sanat ve edebiyat dergisi olmanın imkânlarını da güçlü biçimde kullanıyor. Şiirler, hikâyeler, çeviriler ve Hasan Aycın’ın çizgileri, kuramsal tartışmalara başka duyarlılık kapıları açıyor. Mahmud Derviş’ten Derek Walcott’a uzanan şiirler; Mustafa Çiftçi ve Sadık Yalsızuçanlar gibi isimlerin hikâyeleri, insan tecrübesini metnin merkezinde tutuyor. Mehmet Ali Çelikel’in İngilizcenin edebî dönüşümünü tartıştığı yazı; Türk romanına, diaspora edebiyatına, kadınların temsiline ve sinemaya ayrılan çalışmalarla birlikte okununca, dosyanın estetik ufku daha iyi anlaşılıyor. Temsil meselesinin edebiyattan eğitime uzanan farklı bağlamlarda işlenmesi, sayının bütünlüğünü güçlendiriyor. Kimin konuştuğu kadar, kimin adına konuşulduğu da önem kazanıyor. Kadınların deneyimleri, yerinden edilmiş insanların hafızaları ve susturulmuş toplulukların anlatıları, büyük kavramların arkasındaki hayatları hatırlatıyor. Böylece okur, sömürgecilik tartışmasının insani karşılığını görebiliyor; bir düşünce metninden çıkıp bir şiire geçtiğinde aynı yaranın başka dildeki yankısını duyabiliyor. Bu genişlik, farklı okuma alışkanlıklarına sahip insanlara da kapı açıyor. Kuramsal yazılardan çekinen bir okur şiirden başlayabilir; sinemayla ilgilenen biri filmler üzerinden tartışmaya katılabilir; öğretmenler eğitim başlıklarında kendi gündelik tecrübelerinin izlerini bulabilir. Derginin sayfaları arasında böyle geçişlerin mümkün olması, özel sayıyı genel okur için yakınlaştırıyor. Her metinde aynı fikri aramak gerekmiyor; bazen bir itiraz, bazen tanıdık bir hikâye, bazen de yeni duyulan bir kavram okumanın yönünü değiştiriyor. Böylesine geniş bir içeriği ortak bir mesele etrafında buluşturmak ciddi editoryal emek ister. Genel Yayın Yönetmeni Duran Boz’un hakkını özellikle teslim etmek gerekiyor. Konuyu birbirini izleyen iki özel sayıyla ele alma iradesi, düşünceye ayrılmış zamanın ve yayıncılık sabrının göstergesi. Yazarları, türleri ve tartışma alanlarını aynı sayıda buluşturan bu emek, Kahramanmaraş’tan yükselen edebiyat sesine güçlü bir düşünce boyutu kazandırıyor. Yayın kurulundan tasarıma, son okumadan baskıya kadar katkı sunan herkes bu takdiri hak ediyor. Dergiye destek veren Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’i de bu kültürel emeğe sağladığı imkân dolayısıyla kutlamak gerekir. Bir şehrin geleceğinde kitapların, dergilerin ve düşünce ortamlarının da payı vardır. Böyle kapsamlı bir yayının okurla buluşmasını desteklemek, şehrin hafızasına ve Türkiye’nin kültür hayatına değerli bir katkıdır. Yitiksöz’ün postkolonyalizm özel sayısı, meraklı okuru uzun soluklu bir karşılaşmaya çağırıyor: Dünyayı okurken kendi bakışımızın nasıl oluştuğunu da düşünmeye. Duran Boz’a, Fırat Görgel’e ve bütün emek sahiplerine teşekkürle; bu sayının geniş bir okur çevresine ulaşmasını diliyoruz. @Sule_Demirtas @GuroManol @yitiksoz @duranboz2011
1
6
24
572
Korkunç aile dramalarının ifşa edildiği gündüz kuşağı programlarının halkın genelinde bu kadar rağbet görmesinin yegâne açıklaması ahlaki bir rahatlama imkânı sunması olsa gerek. İnsanlar ahlaken, kültürel ve ekonomik olarak en düşük potadaki insanların trajedilerine bakıp "bizim de dertlerimiz ve kusurlarımız var ama çok şükür o kadar da değil, bunlara bakınca sütten çıkmış ak kaşığız" diyerek bir arılık, duruluk, temizlik hissediyorlar kendi durumlarında. Şükretmek elbette güzel bir haslet ne var ki üst çıtadan habersiz olarak kendilerini sürekli en aşağıda en dûn olanla kıyaslamak, iyi olma arzusu uyandırmada çok etkisiz. Kaldı ki Müslümanlar için çıta bellidir. Peygamberimizin, salihlerin ahlakıyla mukayese yaparak kendi kusur ve yetersizliklerimizle yüzleşerek ve hâllerimizi düzeltmek isteği duyarak yol alırız. Bu konuda ise başka bir handikap bekler bizi. İnsaniyetleri perdelenen peygamber ve salihlerin hâlini onlara benzeme ümidini yok edercesine hâşâ İlah katına çıkaran ve bu benzeme girişiminin önünü kesenlerle karşılaşırız. Bir dönem Stv'de keramet gösteren evliya hikâyelerinden geçilmiyordu kanal. İyi insanları anlatmak, kusursuz insanları anlatmak demek değildir. Hatta tam tersine, iyiliğin insanın zaaflarıyla, çelişkileriyle, imtihanlarıyla birlikte nasıl mümkün olduğunu göstermek gerekir. Çünkü iyiliği yeniden cazip kılmanın yolu, onu olağanüstü bir keramete dönüştürmek değil, insan hayatında mümkün, sahici ve taklit edilebilir olduğunu göstermektir. Ortamız yok. Nitekim, insanlara ahleken aşılması en kolay insanların ahlakını ibret nazarıyla bile olsa tanıtıp durmak eğer örnek alınacak iyi ve güzel insanlardan aynı ölçüde bahsedilmiyorsa ahlaki gerileyişin ve toplumsal çürümenin en kesin yoludur.
1
1
26
820
Ben bir de simgesinin "kanarya" olmasına hastayım bu takımın. O kadar sevimli ve iddiasız ki... Sembolü aslan, kaplan, kartal, timsah olan bir takımı yendiğinde durumun gülünçlüğü, vehameti, aşağılamanın yıpratıcılığı katlanarak büyüyor :) Ebabil kuşlarının filleri yenmesi gibi beklenmedik bir neşe, bir mucize, sembolik bir tezat... Gerçi mitolojik bir kuş olan Liver Bird'ü yenmek bu hazzı tam yaşatmadı :)
Benim güzel kanaryamm🐤
20
515
Feneratak geçiriyorum🥳
Efsaneyi analım. Bir ara Hoydonk için baraj kurmayı bıraktıydı rakip takımlar. Hoydonk ne yaptı? Kendi takım arkadaşlarına baraj kurdurdu :)) Kalecinin görüşünü kapatma taktiği, akademik çalışmalara konu oldu kral shdgsff
1
1
15
469
Efsaneyi analım. Bir ara Hoydonk için baraj kurmayı bıraktıydı rakip takımlar. Hoydonk ne yaptı? Kendi takım arkadaşlarına baraj kurdurdu :)) Kalecinin görüşünü kapatma taktiği, akademik çalışmalara konu oldu kral shdgsff
Fenerbahçe’nin tarih yazdığı gecenin unutulmaz anlarından biri… Greenwood’un kullandığı frikik Liverpool ağlarıyla buluşurken, Fenerbahçe de Şampiyonlar Ligi tarihindeki ilk frikik golünü kaydetti.
1
2
1
96
30,550
Uzun zamandır Ezel ve Eyşan aşkına benziyordu Fenerbahçe ile Fenerbahçelinin aşkı. Bir eziyet çiçeğinin elinde inim inim inledi gariban taraftar. "Oysa herkes öldürür sevdiğini" dedik ağladık, "unutamıyorum" dedik ağladık. Her nevi ihanetle, acıyla yıkıldık. Ciğer miğer kalmadı. Hepimiz dramaya doyduk elhamdülillah. Ben anlamam! Artık toksik olmayan bir aşk ve meşk istiyorum bundan böyle. Kapandı o devir.
18
609
Şeytanın bacağını bir İngiliz takımı üzerinden kırmamız da çok özel :) İtalya İspanya olsa bu kadar sevinemezdim.
15
572
Benim güzel kanaryamm🐤
Kanaryam cıvıl cıvıl💛💙
1
1
15
871
Kasımda aşkı bilmem de Fenerbahçe bir başka :) "Remember remember sixth of nowember" (bkz: 2002 fenerbahçe galatasaray maçı)
24
574
Şükrü eda edilemez bir sevinç seli. Yunus Emre Divanı'nın kayıp nüshası bulundu. Trump ve siyonistler yenildi. Fenerbahçe yendi. Yitiksöz'ün Postkolonyalizm Özel Sayısı çıktı... Ya Şekür Ya Kerim :)
1
29
785
Manolya Gürocak retweeted
17
1
57
3,261
En büyük yeğenim [şimdi 17 yaşında] konuşmaya başladığında üç heceli kelimeleri söyleyemezdi. Peşimde "Olya, Olya" diye dolaştığı için önce aile bireyleri, sonra yakın çevrem böyle seslenmeye başladı.
aile evinizdeki adınız ne
1
20
1,171
Münif Fehim Özarman'a ait bu portre niçin bunca rağbet görüyor hiç fikrim yok. Güzel Yunusumuzun yüzü, neredeyse tek bir 20. yüzyıl ressamının hayaliyle sabitlenmiş durumda. Ders kitapları, ansiklopediler, anma yayınları ve nihayet 200 liralık banknot... Benim tasavvurumda hem mahzun hem şen, hem sert hem yumuşak... Çilekeş, yer yer derin, anlamlı çizgiler yüzünü geziyor ve güzel sakalları çenesini saklıyor, ama en mühimi yüzüne baktığımda Allah'ı hatırlatan bir ışıltı saçıyor.
6
3
3
55
4,685