Belki daha Selahaddin döneminde Şam'ın üstündeki Kasiyun yamaçlarına yerleşmeye başlayan ve daha sonra yeni katılan unsurlarla sürekli güçlenen Kürtler biraz da tam soyutlanmış bir mahalleye sahip olmaları sayesinde birlik ruhunu ve gürültücülüklerini korudular.
Budeyri'nin anlattığı iki "gündelik olay" onların topluluk tepkileri açısından çok tipiktir:
1750 Ağustosunda, bir Kürt, Bağdat kökenli bir şahıs tarafından öldürülür: Kürtler silahlanıp kente inerler ve gelişleri binlerce kişinin panik içinde kaçışmasına neden olur Kürtlerle Iraklılar arasındaki kanlı çatışmalar günlerce sürer.
Diğer olayda ise Mart 1755'te, Şamlı bir kadın birkaç "kopuğun" yardımıyla kocasını öldürür. Kahveci bir Kürt olan kocasını, bir köleyi kendisine tercih etmekle suçlamaktadır. Haberi alan Kürtler harekete geçerler, kadının evindeki şahısları tutuklarlar. İkisini öldürüp paşanın emrindeki bir topçu erini parça parça ederler, kadını da boğarlar.
Aynı asayiş sorunları farklı halklar arasında da yaşanıyordu ve valiler buna müdahale etmiyordu.📍
1814 yılında Soran emirliğinin başına geçen Mir Muhammed nam-ı diğer Kor Mam döneminde Soran Mirliği geniş bir alana yayılmıştır.
Mir Muhammed imar faaliyetlerinin askeri birlikler oluşturmuş, kendi adına para bastırarak hutbe okutacak kadar güçlenmiştir. Bölgede önemli bir güç haline gelen mire müdahale edemeyen Bağdat valisi Ali Rıza Paşa miri "Mire Miran" rütbesi ile taltif ederek ilişkileri yumuşatma yoluna gitmiştir.
Halifenin (Sultanın) ordusuna karşı savaşmanın haram olduğu yönündeki fetva üzerine desteğini kaybeden mir Muhammed Rewanduz valisi olarak kalmak şartıyla barışa razı olmuştur. Ancak daha sonra Mustafa Reşit Paşa tarafından tutuklanıp İstanbul'a gönderilmiştir
Muhammed Paşa İstanbul'a çağrıldı ve II. Mahmud tarafından törenle karşılandı. Muhammed Paşa'nın Trabzon'a sürgün edilmesine karar verildi. Ancak yolu üzerinde Karadeniz bölgesinde kayboldu ve Osmanlı yönetimi yeni mir olarak Mir Muhammed'in kardeşi Rasul'ü emir olarak tayin etti.📍
Ateşli silahlar Kürtler arasında toptan veya gönülden benimsenmedi.
18. yüzyılın başlarında Safevi Şahı Sultan Hüseyin döneminde yazılmış kabilelere dair istatistik çalışmasında Zaferanlu aşiretine mensup Kürtlerin silah taşımadıkları belirtiliyor sebep olarak da Kürtlerin silah taşımanın erkekliğe yakışmadığını belirttikleri yazılıyordu.
Sonuç olarak Kürtlerin çoğu mızrak ve kılıçla bazıları da ok ve yayla savaşmaya devam etti.📍
Adını hanedanın kurucusu olan Selahaddin Eyyubi'nin babası Necmeddin Eyyub b. Şadi'den alan Eyyubiler Hezbaniyye Kürtlerinin Revadiyye aşiretindendir.
Bugün ki Erivan'ın güneyinde bulunan Duvin'de yaşayan bu aile Eyyub'un veya babası Şadi'nin liderliğinde Irak'a gelmişlerdir. Burada Irak Selçukluları'nın hizmetinde bulunmuşlar hizmetlerinin karşılığında Tikrit'i ikta olarak almışlardır.📍
Doğu Anadolu'daki Safevi kontrolüne Sultan Selim tarafından 1514'teki Çaldıran Muharebesi'yle son verilmişti. Fakat çoğunluğu Kürt aşiretlerinin yönetimi altındaki yerel beylikler buradaki varlıklarını sürdürdüler. Bu yöneticilerin büyük bölümü Sünni olduğundan, Osmanlı yönetimi onları İran'ın Şii hükümdarlarına karşı siyasi ve askeri bir siper olarak görüyordu.
1632-1633'te Aziz Efendi Osmanlı hükümetine yerel Kürt beylerine resmi destek vermesini tavsiye verir ve bunun üzerine yazılar yazar.
16 ve 17. yüzyıllar boyunca Osmanlı valileri Hakkari, Cizre ve Bitlis'i yerel hükümdarların kontrolüne bırakarak Erzurum ve Diyarbekir hariç ulaşılabilir kırsal kesimleri yönettiler.📍
Rusyada Ekim devrimine katılan Kürtler arasında temayüz eden simalardan biri şüphesiz Erebe Şemo yaygın bilinen adıyla Arap Şamilov'du.
Ekim Devrimi ve Bolşevik paradigma, muhtelif Kürt aydınları arasında yankı uyandırmış ve onları kendi safına çekmişti. Bu şekilde Arab Şamilov, Ferik Polatbekov, Cengiz Yıldırım, Kara İlyasov, Abbas Sultanov, Ali Amiraslanov ve Şamir Teymurov gibi Kürtler sosyalist örgütlenmeye entegre olmuş ve iç savaşta Kızıl Ordu'ya destek vermişlerdi.📍
Taşnaksutyun Kürtleri de kazanmaya çalıştı. Taşnaksutyun’un çabalarına rağmen, tek olumlu yanıt Azm-i Kavi (Güçlü Kararlılık) adlı bir Kürt örgütünden geldi; bu örgüt de Kürtlerin Ermenilere iyi davranmasını istiyor ve ama padişahın otoritesine karşı gelmeyi reddediyordu.
Fakat Jön Türk Sabahaddin Bey Ermeniler ile Türkleri sözde Kürt tehdidine karşı birleşmeye davet etmişti.
Taşnak yanlısı çevreler ise başka bölgelerdeki Kürtlere karşı daha önce ilan ettikleri "Ermeniler ve Türkler arasındaki dayanışmayı" (solidarité entre Arméniens et Turcs) överek, Sabahaddin Bey’in ortak bir Ermeni-Türk ittifakı ile Kürtlere karşı taarruz yönündeki övgüsünü paylaştılar.📍
Kürt soyundan gelen ve Kürtçe konuşan Yezidiler(Ezidiler) tüm Ön Asya'ya dağılmış durumdadırlar; ancak en önemli grupları Irak'ta, Musul'un kuzeydoğusundaki tarikatın dini merkezi olan Şeyhan'da ve özellikle bu şehrin batısındaki Sincar'da (Şengal) bulunmaktadır.
Bu topluluk ayrıca Türkiye'de (Diyarbakır, Siirt ve Van dolaylarında, keza Botan'da ve Birecik kazasında), İran'da (Tebriz yakınlarındaki Cabbarlı köyünde) ve Ermenistanda ve son olarak Suriye'de (Yukarı Cezire'de ve Kürt Dağı'nda/Cebel Siman) bulunmaktadır. 📍
Fatimiler döneminde vezir olan seçkin bir Kürt askeri ailesi olan Eyyubiler Selçukluların, Irak'taki Abbasi halifeliğinin kalıntılarının, Bizans İmparatorluğu'nun, Haçlı devletlerinin, Fatimilerin ve Suriye'deki Zengi sultanlarının sürekli rekabet halinde olduğu 12. yüzyıl Levant'ının kaosundan yararlanarak Fatimilerin aleyhine yavaş yavaş güç kazandılar.📍
Haçlılar Akdeniz kıyılarını ele geçirip Kudüs’ü bile zapt ettiler. Mısır, Suriye, Halep ve tüm Arabistan’ı da ele geçirmelerine ramak kalmıştı ki işte o sırada Kürtlerden Selahaddin ortaya çıktı ve İslam diyarını yeniden güçlendirdi ve o toprakları kafirlerin elinden geri aldı.📍
İslam topraklarında 12. yüzyılın sonlarından günümüze ulaşan metal işçiliğinin azlığı kısmen 13. yüzyılın ilk yarısından kalma zengin eserlerle telafi edilmektedir. Artuklular, Zengiler, Rum Selçukluları ve Kürt Eyyubiler de dahil olmak üzere çeşitli sanat hamilerinin yükselişi, yerel sanat geleneğinde ani bir gelişmeye yol açmıştır.📍
Fatımilerin ortadan kalkmasının ardından, Selahaddin Eyyübi’nin eliyle Kürtlerden ve paralı askerlerden oluşan ordular kurdu. Halefleri de onun yolunu izlediler.
1238 yılında Meliküssalih Necmeddin Eyyüb tahta geçince, saltanatını sağlamlaştırmak istedi. Bu yüzden Türk Memlüklerin sayısını artırdı ve onları askeri bir eğitimle yetiştirdi.📍
Erzurum diyarından Van diyarına, Hakkari diyarı, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrezur, Harir, Erdelan, Bağdad, Derne, Derteng ve ta Basra'ya varıncaya kadar 70 konak yerde Kürtçeyi konuşan insanlar bulunur. Irak-ı Arab ile Osmanoğlu arasında bu yüksek dağlar içinde 6000 adet Kürt aşiret ve kabileleri sağlam bir engel olmasa Acem kavminin Osmanlı diyarını istila etmeleri çok kolay olurdu.📍
Şirkuh'un ölümünden sonra amcasının yerine geçen Selahaddin Türkmen emirler tarafından kabul görmemiş ve emirler bunun Kürt darbesi olduğunu iddia etmişlerdi:
Şirkuh'un ölümünden sonra Şirkuh'a halef olacak kişi konusunda kargaşa çıktı. Emirlerden bazıları özellikle Türkmenler Selahaddin'in Şirkuh'un konumunu hızla ele geçirmesine itiraz ettiler; bunu Kürt birlikleri ve hukukçuları tarafından desteklenen bir Kürt darbesi olarak gördüler.📍
10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında, Van Gölü havzasında, Müslüman hakimiyetini temsil eden iktidarlar ortaya çıkmıştır. Erciş, Ahlat, Malazgirt kentlerinde Mervaniler güçlü bir şekilde ortaya çıkarken doğuda da Revvadiler ve devamında Hezbaniler bölge siyasetine etkin rol oynamışlardır.
Hezbaniler Bargiri'yi (Muradiye) idare ederken Revvadiler Erciş'e hakimdiler. Bizans İmparatoru II. Basil'in bölgeye yönelik sert ve saldırgan politikası sonucunda hem Ermeni krallıkları ve prensliklerinin bekası hem de Revvadi ve Hezbani gibi Müslüman emirliklerin bölgedeki otoriteleri açısından önemli gelişmeler yaşanmıştır.
Ermeni krallıklarını tasfiye eden Bizans İmparatoru II. Basıl 1021-1022 yılında Hoy'a kadar ilerleyerek bizzat Revvadi Emiri Vehsudan tarafından durdurulmuştur.📍
"Cizre, Erdelan, Gurgil ve Finek emirlerinin ataları Şerefname'ye göre Halid ibn Velid'in torunuydu. Süleymaniye ve Meyyafarikindekiler de Emevi halifesi II. Mervan'ın soyundan geliyorlardı. Colemerg'in başkanları ve Mehmudininkiler de aynı şekilde Emevi soyundan geldiklerini iddia etmekteydiler."
Fakat bu yanlıştır bu iddiaları şöyle çürütebiliriz:
1-Halid bin Velid ve oğlu Süleyman babasıyla birlikte Amvas vebasında (639) öldü. Diğer oğlu Abdurrahman da Muaviye döneminde zehirlenerek öldürüldü. Ve Halid İbn Velid'in devam eden bir erkek soyu kalmadı. Yani Cizre, Erdelan Gurgil ve Finek emirleri Halid İbn Velid'in soyundan değildirler.
2-Son Emevi halifesi Mervan'ın annesi Kürt kökenliydi fakat soy baba tarafından geçer ve ayrıca Emevi soyundan olanlar Endülüse gitmişler Kürtlerin arasında yaşamamışlardır. Kürt beylerinin biz Emevi soyundayız iddiası kanıtlanmış bir kan bağı değil siyasi meşruiyet aracıydı.
3-Ünlü Kürt aşiretlerinin ve ailelerinin kendilerini Arap soyunda dayandırmasının temel sebebi şuydu:
4-Eski dönemde Arap asıllı olmak özellikle de sahabeye dayanmak büyük bir prestijdi.
Osmanlı döneminde bir aşiret reisi, bir şeyh ya da emir "Biz Hz Muhammed'in veya sahabe soyundanız" derse:
- Dini meşruiyet kazanıyordu.
- Diğer aşiretlere karşı üstünlük sağlıyordu.
- Osmanlı sarayında daha kolay kabul görüyordu.
Özetle Kürt aşiretlerinin bu geleneği uygulamasının sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
-Dini Meşruiyet Kazanmak
-Siyasi Üstünlük Kazanmak
-Aşiretler Arası Üstünlüğü Korumak
-Vergi muafiyeti ve Ekonomik Ayrıcalıklar
Bu sebepler Kürt beylerinin seyyid ve sahabe soyundan olduklarını iddia etmelerine ortam hazırlıyordu.📍





















































