Demokrasi Platformu (@dmkplatformu) header
Demokrasi Platformu (@dmkplatformu) profile picture

Adalet • Demokrasi • Cumhuriyet | Demokrasi Platformu Resmi X Hesabı

Türkiye
Joined April 2025
Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)Photo by Demokrasi Platformu (@dmkplatformu)
📢 BASINA VE KAMUOYUNA 📌 BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE MÜDAHALE, HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALEDİR! Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin tamamlayıcı bir unsuru değil, varlık koşuludur. Özgür ve bağımsız basının bulunmadığı bir ülkede yurttaşların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, iktidarı denetlemesi ve siyasal tercihlerini özgür iradeleriyle oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle basın özgürlüğüne yönelik her müdahale, yalnızca gazetecileri ve medya kuruluşlarını değil, doğrudan toplumun haber alma hakkını ve demokratik yaşamı ilgilendirmektedir. Türkiye'de son dönemde gazetecilere, televizyon kanallarına, haber sitelerine ve dijital medya platformlarına yönelik müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğünü giderek daha fazla sınırlandırmaktadır. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, medya kuruluşlarına kayyım atanması, yayınların durdurulması ve dijital mecralara getirilen erişim engelleri, farklı görüşlerin kamusal alanda ifade edilmesini ve yurttaşların çeşitli bilgi kaynaklarına ulaşmasını giderek zorlaştırmaktadır. Bu müdahalelerin son örneklerinden biri, Halk TV'ye kayyım atanması ve kanalın yayınlarının durdurulmasıdır. Farklı medya kuruluşlarının daha önce karşı karşıya kaldığı benzer uygulamalarla birlikte değerlendirildiğinde, bu gelişme basın özgürlüğü ve medya çoğulculuğu açısından önemli bir soruna işaret etmektedir. Medya kuruluşlarının sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen adli soruşturmaların, kuruluşların yayın faaliyetlerini durduracak sonuçlar doğurması, demokratik hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri bakımından tartışılması gereken bir durumdur. Hiç kuşkusuz, suç iddiaları hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde soruşturulmalıdır. Ancak kişi ve şirketler hakkında yürütülen soruşturmalar ile medya kuruluşlarının kamusal işlevleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Hukuki süreçler, gazetecilerin çalışmalarını engellememeli, medya kuruluşlarının bağımsızlığını zedelememeli ve toplumun bilgiye erişimini sınırlamamalıdır. Bu çerçevede, Anayasa'nın 28. maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü içerirken, 26. maddesi de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, haber ve fikir alma ve verme hakkını güvence altına almaktadır. Basın kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ve gazetecilerin mesleki çalışmalarının sınırlandırılması, söz konusu anayasal güvenceler ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri bakımından ciddi hukuki kaygılara yol açmaktadır. Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlallerin boyutu, özellikle Eylül 2026'da gazetecilere yönelik adli işlemler, haber sitelerinin kapatılması ve sosyal medya hesaplarına getirilen yaygın erişim engelleriyle daha da belirginleşmiştir. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği'nin raporuna göre, yalnızca eylül ayında 3.492 dijital medya içeriğine ve 15 habere erişim engeli getirilmiş, 4 internet sitesi kapatılmıştır. İfade Özgürlüğü Derneği'nin verilerine göre ise en az 1.270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verilmiş, bu engellemeleri belgeleyen EngelliWeb'in hesabına da 1 Ekim'de erişim engeli uygulanmıştır. Aynı dönemde en az 50 gazetecinin yargılanması ve T24, Evrensel, Kısa Dalga gibi haber kuruluşlarının erişim engelleriyle karşılaşması, basın özgürlüğüne ilişkin endişeleri artırmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye'nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sırada yer alması ve Freedom House'un 2025 İnternet Özgürlüğü Raporu'nda 100 üzerinden 31 puanla “özgür olmayan” ülkeler arasında değerlendirilmesiyle birlikte ele alındığında, basın üzerindeki baskıların dijital sansür ve bilgiye erişim kısıtlamalarıyla birleşerek medya çoğulculuğunu ve demokratik kamusal alanı daralttığına işaret etmektedir. Basının temel görevlerinden biri, iktidarın faaliyetlerini, kamu kaynaklarının kullanımını, yolsuzluk iddialarını ve toplumun ortak geleceğini ilgilendiren gelişmeleri kamu yararı doğrultusunda araştırarak yurttaşların bilgisine sunmaktır. Gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirlerle karşı karşıya kalması, haber yapma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratmakta ve otosansür riskini artırmaktadır. Oysa demokratik bir hukuk devletinde yargının görevi temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, hukukun işlevi ise kamu gücünün kullanımını anayasal sınırlar içinde tutmaktır. Medya kuruluşlarının siyasal ve ekonomik güç odaklarından bağımsızlığı, farklı görüşlere alan açması ve gazetecilerin editoryal özgürlüğüne saygı göstermesi, demokratik yayıncılığın temel koşullarıdır. Medya sahiplerinin veya yöneticilerinin gazeteciler üzerindeki baskıları, siyasal aidiyetlere dayalı ayrımcılık ve kurum içi sansür uygulamaları da eleştirilmelidir. Bununla birlikte, bir medya kuruluşunun yayın politikasına yönelik eleştiriler, o kuruluşa karşı gerçekleştirilen hukuka aykırı müdahaleleri haklı kılamaz. Basın özgürlüğünün, toplumun haber alma hakkının ve demokratik hukuk devletinin korunması için aşağıdaki adımların gecikmeksizin atılması gerekmektedir: — Medya kuruluşlarının bağımsız yayıncılık faaliyetlerini engelleyen kayyım uygulamalarına son verilmeli; bu kuruluşların yönetim ve yayın bağımsızlığı yeniden sağlanmalı, çalışanların iş güvencesi ve özlük hakları korunmalıdır. — Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle uygulanan hukuka aykırı tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirler kaldırılmalı; gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce sürdürebilmeleri güvence altına alınmalıdır. — Kapatılan veya yayın faaliyetleri durdurulan basın kuruluşlarının yeniden faaliyete geçmesi sağlanmalı; haber sitelerine, dijital yayın platformlarına ve sosyal medya hesaplarına yönelik hukuka aykırı erişim engelleri kaldırılmalıdır. — İfade ve basın özgürlüğünü, toplumun haber alma ve bilgiye erişim hakkını kısıtlayan, Anayasa'ya ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı uygulamalara son verilmeli; keyfî sansür ve erişim engelleme kararlarının önüne geçilmelidir. — Gazetecilerin kamu yararını ilgilendiren konuları serbestçe araştırma, bilgi ve belgeye ulaşma, haber kaynaklarının gizliliğini koruma ve haberlerini herhangi bir baskı veya müdahaleye maruz kalmadan yayımlama hakları güvence altına alınmalı; medya kuruluşlarında editoryal bağımsızlık, çoğulculuk ve gazetecilerin mesleki özerkliği esas alınmalıdır. Merhum Mehmet Ali Birand'ın ifade ettiği gibi: “Gazetecinin görevi, devleti kollamak, siyasetçi gibi davranmak değildir. Onun görevi, doğru haber yapmaktır.” Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun hakkı olduğunu bir kez daha vurguluyor, halkın haber alma hakkını, medyanın bağımsızlığını ve gazetecilerin özgür çalışma koşullarını savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Demokrasi Platformu
4
55
5
121
29,770
Demokrasi Platformu retweeted
Bugünkü yazı: Erişim engeli gelmeden lütfen okuyun Sayın Cumhurbaşkanı karar.com/yazarlar/yildiray-… Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün fon skandalıyla ilgili konuştu. Bugüne kadar ‘Cumhurbaşkanı bilmiyor, danışmanları yanlış yönlendiriyor’ türü tesellilere hiç itibar etmedim. Ama bu konuşmayı duyunca ‘acaba’ dedim. Bilmeme ihtimalini ortadan kaldırmak için de bu yazıyı yazmaya karar verdim. Galiba Cumhurbaşkanımız fon skandalının aslında nasıl bir dolandırıcılık olduğunun tam olarak farkında değil. Olsaydı böyle konuşmazdı. Buna ‘fon sayısının yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir sorun’ demez, sorunu ‘bazı insanların borsada üç lirasını otuz lira yaparak fahiş kazanç elde etmesi’ zannetmezdi. Hayır sayın Cumhurbaşkanı, keşke sorun bir finansal kriz ya da birilerinin açgözlülüğü olsa. Bu planlı, organize bir biçimde ve kamu gücü kullanılarak 500 bin kişinin dolandırılmasıdır. Umarım bu yazı önünüze kadar gelmeyi başarır. Çünkü maalesef bu hesaplaşmayı siz yapmadan hiçbir şey kontrol altında değil. Bir cerrah titizliğinden söz ediyorsunuz. Ama cerrah önce hastalığın nerede olduğunu teşhis eder. Herkes sizden neşteri elinize almanızı ve kanserli hücreleri kesip atmanızı bekliyor. Bunu ancak siz yapabilirsiniz. “Kızım Fatıma da olsa“ demenizi bekliyoruz…
374
1,430
169
4,244
581,678
Adalet! Önce adalet!
8
19
2,617
Demokrasi Platformu retweeted
📌 Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun hakkı olduğunu bir kez daha vurguluyor, halkın haber alma hakkını, medyanın bağımsızlığını ve gazetecilerin özgür çalışma koşullarını savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Merhum Mehmet Ali Birand'ın ifade ettiği gibi: “Gazetecinin görevi, devleti kollamak, siyasetçi gibi davranmak değildir. Onun görevi, doğru haber yapmaktır.” xitter.gq/dmkplatformu/status/21…
📢 BASINA VE KAMUOYUNA 📌 BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE MÜDAHALE, HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALEDİR! Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin tamamlayıcı bir unsuru değil, varlık koşuludur. Özgür ve bağımsız basının bulunmadığı bir ülkede yurttaşların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, iktidarı denetlemesi ve siyasal tercihlerini özgür iradeleriyle oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle basın özgürlüğüne yönelik her müdahale, yalnızca gazetecileri ve medya kuruluşlarını değil, doğrudan toplumun haber alma hakkını ve demokratik yaşamı ilgilendirmektedir. Türkiye'de son dönemde gazetecilere, televizyon kanallarına, haber sitelerine ve dijital medya platformlarına yönelik müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğünü giderek daha fazla sınırlandırmaktadır. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, medya kuruluşlarına kayyım atanması, yayınların durdurulması ve dijital mecralara getirilen erişim engelleri, farklı görüşlerin kamusal alanda ifade edilmesini ve yurttaşların çeşitli bilgi kaynaklarına ulaşmasını giderek zorlaştırmaktadır. Bu müdahalelerin son örneklerinden biri, Halk TV'ye kayyım atanması ve kanalın yayınlarının durdurulmasıdır. Farklı medya kuruluşlarının daha önce karşı karşıya kaldığı benzer uygulamalarla birlikte değerlendirildiğinde, bu gelişme basın özgürlüğü ve medya çoğulculuğu açısından önemli bir soruna işaret etmektedir. Medya kuruluşlarının sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen adli soruşturmaların, kuruluşların yayın faaliyetlerini durduracak sonuçlar doğurması, demokratik hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri bakımından tartışılması gereken bir durumdur. Hiç kuşkusuz, suç iddiaları hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde soruşturulmalıdır. Ancak kişi ve şirketler hakkında yürütülen soruşturmalar ile medya kuruluşlarının kamusal işlevleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Hukuki süreçler, gazetecilerin çalışmalarını engellememeli, medya kuruluşlarının bağımsızlığını zedelememeli ve toplumun bilgiye erişimini sınırlamamalıdır. Bu çerçevede, Anayasa'nın 28. maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü içerirken, 26. maddesi de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, haber ve fikir alma ve verme hakkını güvence altına almaktadır. Basın kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ve gazetecilerin mesleki çalışmalarının sınırlandırılması, söz konusu anayasal güvenceler ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri bakımından ciddi hukuki kaygılara yol açmaktadır. Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlallerin boyutu, özellikle Eylül 2026'da gazetecilere yönelik adli işlemler, haber sitelerinin kapatılması ve sosyal medya hesaplarına getirilen yaygın erişim engelleriyle daha da belirginleşmiştir. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği'nin raporuna göre, yalnızca eylül ayında 3.492 dijital medya içeriğine ve 15 habere erişim engeli getirilmiş, 4 internet sitesi kapatılmıştır. İfade Özgürlüğü Derneği'nin verilerine göre ise en az 1.270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verilmiş, bu engellemeleri belgeleyen EngelliWeb'in hesabına da 1 Ekim'de erişim engeli uygulanmıştır. Aynı dönemde en az 50 gazetecinin yargılanması ve T24, Evrensel, Kısa Dalga gibi haber kuruluşlarının erişim engelleriyle karşılaşması, basın özgürlüğüne ilişkin endişeleri artırmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye'nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sırada yer alması ve Freedom House'un 2025 İnternet Özgürlüğü Raporu'nda 100 üzerinden 31 puanla “özgür olmayan” ülkeler arasında değerlendirilmesiyle birlikte ele alındığında, basın üzerindeki baskıların dijital sansür ve bilgiye erişim kısıtlamalarıyla birleşerek medya çoğulculuğunu ve demokratik kamusal alanı daralttığına işaret etmektedir. Basının temel görevlerinden biri, iktidarın faaliyetlerini, kamu kaynaklarının kullanımını, yolsuzluk iddialarını ve toplumun ortak geleceğini ilgilendiren gelişmeleri kamu yararı doğrultusunda araştırarak yurttaşların bilgisine sunmaktır. Gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirlerle karşı karşıya kalması, haber yapma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratmakta ve otosansür riskini artırmaktadır. Oysa demokratik bir hukuk devletinde yargının görevi temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, hukukun işlevi ise kamu gücünün kullanımını anayasal sınırlar içinde tutmaktır. Medya kuruluşlarının siyasal ve ekonomik güç odaklarından bağımsızlığı, farklı görüşlere alan açması ve gazetecilerin editoryal özgürlüğüne saygı göstermesi, demokratik yayıncılığın temel koşullarıdır. Medya sahiplerinin veya yöneticilerinin gazeteciler üzerindeki baskıları, siyasal aidiyetlere dayalı ayrımcılık ve kurum içi sansür uygulamaları da eleştirilmelidir. Bununla birlikte, bir medya kuruluşunun yayın politikasına yönelik eleştiriler, o kuruluşa karşı gerçekleştirilen hukuka aykırı müdahaleleri haklı kılamaz. Basın özgürlüğünün, toplumun haber alma hakkının ve demokratik hukuk devletinin korunması için aşağıdaki adımların gecikmeksizin atılması gerekmektedir: — Medya kuruluşlarının bağımsız yayıncılık faaliyetlerini engelleyen kayyım uygulamalarına son verilmeli; bu kuruluşların yönetim ve yayın bağımsızlığı yeniden sağlanmalı, çalışanların iş güvencesi ve özlük hakları korunmalıdır. — Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle uygulanan hukuka aykırı tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirler kaldırılmalı; gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce sürdürebilmeleri güvence altına alınmalıdır. — Kapatılan veya yayın faaliyetleri durdurulan basın kuruluşlarının yeniden faaliyete geçmesi sağlanmalı; haber sitelerine, dijital yayın platformlarına ve sosyal medya hesaplarına yönelik hukuka aykırı erişim engelleri kaldırılmalıdır. — İfade ve basın özgürlüğünü, toplumun haber alma ve bilgiye erişim hakkını kısıtlayan, Anayasa'ya ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı uygulamalara son verilmeli; keyfî sansür ve erişim engelleme kararlarının önüne geçilmelidir. — Gazetecilerin kamu yararını ilgilendiren konuları serbestçe araştırma, bilgi ve belgeye ulaşma, haber kaynaklarının gizliliğini koruma ve haberlerini herhangi bir baskı veya müdahaleye maruz kalmadan yayımlama hakları güvence altına alınmalı; medya kuruluşlarında editoryal bağımsızlık, çoğulculuk ve gazetecilerin mesleki özerkliği esas alınmalıdır. Merhum Mehmet Ali Birand'ın ifade ettiği gibi: “Gazetecinin görevi, devleti kollamak, siyasetçi gibi davranmak değildir. Onun görevi, doğru haber yapmaktır.” Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun hakkı olduğunu bir kez daha vurguluyor, halkın haber alma hakkını, medyanın bağımsızlığını ve gazetecilerin özgür çalışma koşullarını savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Demokrasi Platformu
80
2
367
20,822
Demokrasi Platformu retweeted
İkinci paragrafın başındaki “Türkiye’de son dönemde” ifadesini “Türkiye’de 10 yılı aşan bir süredir..” diye düzelterek ekteki açıklamayı paylaşıyorum:
📢 BASINA VE KAMUOYUNA 📌 BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE MÜDAHALE, HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALEDİR! Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin tamamlayıcı bir unsuru değil, varlık koşuludur. Özgür ve bağımsız basının bulunmadığı bir ülkede yurttaşların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, iktidarı denetlemesi ve siyasal tercihlerini özgür iradeleriyle oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle basın özgürlüğüne yönelik her müdahale, yalnızca gazetecileri ve medya kuruluşlarını değil, doğrudan toplumun haber alma hakkını ve demokratik yaşamı ilgilendirmektedir. Türkiye'de son dönemde gazetecilere, televizyon kanallarına, haber sitelerine ve dijital medya platformlarına yönelik müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğünü giderek daha fazla sınırlandırmaktadır. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, medya kuruluşlarına kayyım atanması, yayınların durdurulması ve dijital mecralara getirilen erişim engelleri, farklı görüşlerin kamusal alanda ifade edilmesini ve yurttaşların çeşitli bilgi kaynaklarına ulaşmasını giderek zorlaştırmaktadır. Bu müdahalelerin son örneklerinden biri, Halk TV'ye kayyım atanması ve kanalın yayınlarının durdurulmasıdır. Farklı medya kuruluşlarının daha önce karşı karşıya kaldığı benzer uygulamalarla birlikte değerlendirildiğinde, bu gelişme basın özgürlüğü ve medya çoğulculuğu açısından önemli bir soruna işaret etmektedir. Medya kuruluşlarının sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen adli soruşturmaların, kuruluşların yayın faaliyetlerini durduracak sonuçlar doğurması, demokratik hukuk devleti ve ölçülülük ilkeleri bakımından tartışılması gereken bir durumdur. Hiç kuşkusuz, suç iddiaları hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde soruşturulmalıdır. Ancak kişi ve şirketler hakkında yürütülen soruşturmalar ile medya kuruluşlarının kamusal işlevleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Hukuki süreçler, gazetecilerin çalışmalarını engellememeli, medya kuruluşlarının bağımsızlığını zedelememeli ve toplumun bilgiye erişimini sınırlamamalıdır. Bu çerçevede, Anayasa'nın 28. maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü içerirken, 26. maddesi de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, haber ve fikir alma ve verme hakkını güvence altına almaktadır. Basın kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ve gazetecilerin mesleki çalışmalarının sınırlandırılması, söz konusu anayasal güvenceler ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri bakımından ciddi hukuki kaygılara yol açmaktadır. Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlallerin boyutu, özellikle Eylül 2026'da gazetecilere yönelik adli işlemler, haber sitelerinin kapatılması ve sosyal medya hesaplarına getirilen yaygın erişim engelleriyle daha da belirginleşmiştir. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği'nin raporuna göre, yalnızca eylül ayında 3.492 dijital medya içeriğine ve 15 habere erişim engeli getirilmiş, 4 internet sitesi kapatılmıştır. İfade Özgürlüğü Derneği'nin verilerine göre ise en az 1.270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verilmiş, bu engellemeleri belgeleyen EngelliWeb'in hesabına da 1 Ekim'de erişim engeli uygulanmıştır. Aynı dönemde en az 50 gazetecinin yargılanması ve T24, Evrensel, Kısa Dalga gibi haber kuruluşlarının erişim engelleriyle karşılaşması, basın özgürlüğüne ilişkin endişeleri artırmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye'nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sırada yer alması ve Freedom House'un 2025 İnternet Özgürlüğü Raporu'nda 100 üzerinden 31 puanla “özgür olmayan” ülkeler arasında değerlendirilmesiyle birlikte ele alındığında, basın üzerindeki baskıların dijital sansür ve bilgiye erişim kısıtlamalarıyla birleşerek medya çoğulculuğunu ve demokratik kamusal alanı daralttığına işaret etmektedir. Basının temel görevlerinden biri, iktidarın faaliyetlerini, kamu kaynaklarının kullanımını, yolsuzluk iddialarını ve toplumun ortak geleceğini ilgilendiren gelişmeleri kamu yararı doğrultusunda araştırarak yurttaşların bilgisine sunmaktır. Gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirlerle karşı karşıya kalması, haber yapma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratmakta ve otosansür riskini artırmaktadır. Oysa demokratik bir hukuk devletinde yargının görevi temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, hukukun işlevi ise kamu gücünün kullanımını anayasal sınırlar içinde tutmaktır. Medya kuruluşlarının siyasal ve ekonomik güç odaklarından bağımsızlığı, farklı görüşlere alan açması ve gazetecilerin editoryal özgürlüğüne saygı göstermesi, demokratik yayıncılığın temel koşullarıdır. Medya sahiplerinin veya yöneticilerinin gazeteciler üzerindeki baskıları, siyasal aidiyetlere dayalı ayrımcılık ve kurum içi sansür uygulamaları da eleştirilmelidir. Bununla birlikte, bir medya kuruluşunun yayın politikasına yönelik eleştiriler, o kuruluşa karşı gerçekleştirilen hukuka aykırı müdahaleleri haklı kılamaz. Basın özgürlüğünün, toplumun haber alma hakkının ve demokratik hukuk devletinin korunması için aşağıdaki adımların gecikmeksizin atılması gerekmektedir: — Medya kuruluşlarının bağımsız yayıncılık faaliyetlerini engelleyen kayyım uygulamalarına son verilmeli; bu kuruluşların yönetim ve yayın bağımsızlığı yeniden sağlanmalı, çalışanların iş güvencesi ve özlük hakları korunmalıdır. — Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle uygulanan hukuka aykırı tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirler kaldırılmalı; gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce sürdürebilmeleri güvence altına alınmalıdır. — Kapatılan veya yayın faaliyetleri durdurulan basın kuruluşlarının yeniden faaliyete geçmesi sağlanmalı; haber sitelerine, dijital yayın platformlarına ve sosyal medya hesaplarına yönelik hukuka aykırı erişim engelleri kaldırılmalıdır. — İfade ve basın özgürlüğünü, toplumun haber alma ve bilgiye erişim hakkını kısıtlayan, Anayasa'ya ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı uygulamalara son verilmeli; keyfî sansür ve erişim engelleme kararlarının önüne geçilmelidir. — Gazetecilerin kamu yararını ilgilendiren konuları serbestçe araştırma, bilgi ve belgeye ulaşma, haber kaynaklarının gizliliğini koruma ve haberlerini herhangi bir baskı veya müdahaleye maruz kalmadan yayımlama hakları güvence altına alınmalı; medya kuruluşlarında editoryal bağımsızlık, çoğulculuk ve gazetecilerin mesleki özerkliği esas alınmalıdır. Merhum Mehmet Ali Birand'ın ifade ettiği gibi: “Gazetecinin görevi, devleti kollamak, siyasetçi gibi davranmak değildir. Onun görevi, doğru haber yapmaktır.” Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun hakkı olduğunu bir kez daha vurguluyor, halkın haber alma hakkını, medyanın bağımsızlığını ve gazetecilerin özgür çalışma koşullarını savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Demokrasi Platformu
36
90
3,863
Demokrasi Platformu retweeted
Dün Silivri’yi ziyaret ettim. Bir bekleyiş var. Özel infaz, hele imtiyaz değil, yargılama ve yasaların anayasaya uygun, eşitlikçi, adil ve hakkaniyetli olmasını istiyorlar. @TBMMGenelKurulu @Akparti @yenipartiyiz @MHP @DEMGenelMerkezi @iyiparti @herkesicinCHP @YeniYolTBMM
35
116
3
322
10,698
— hukuk mu?
1
7
19
972
Demokrasi Platformu retweeted
Terörsüz Türkiye süreci ile ilgili çerçeve yasa imzaya açılmış. Hukuk devleti, adalet ve hakkaniyet ilkelerine kimin ne ölçüde bağlı ve samimi olduğunu göreceğiz. @TBMMGenelKurulu t24.com.tr/gundem/cerceve-ya…
26
94
2
315
8,496
Demokrasi Platformu retweeted
Emekliler kurbanlık değildir. Aylıkları lütuf değil, haklarıdır.
5
17
889
Darbeye Hayır! Adalet • Demokrasi • Cumhuriyet
27
11
2
32
1,654
Demokrasi Platformu retweeted
Kadınları öldürmek de fıtrata dahil midir? "Yılın ilk yarısında 150 kadın öldürüldü, 151 kadının ölümü şüpheli" Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
11
48
2,512
📌 Lira zayıflıyor, faiz yüksek kalıyor. Cari açık Mayıs ayında 1 milyar 459 milyon dolar, Yıllık cari açık 37,3 milyar dolar oldu. #AğlaSevgiliYurdumAğla
9
28
1,722
Demokrasi Platformu retweeted
“Türkiye’nin temel bir sorunu toplumsal duyarlılığın zayıflaması veya kaybolmasıdır…” “Ancak “Neme lazımcı” bir tavır, bir devletin çöküşünü hazırlayan en önemli nedenlerin başında gelir…” @ab_erdogmus ozgursiyaset.com/2026/07/12/…
8
18
4,194
11 Temmuz 1995 Srebrenitsa Soykırımı Unutmadık Unutmayacağız! #SrebrenitsaSoykırımı
8
19
52
7,826
Demokrasi Platformu retweeted
1111 Bu bir sayı değildir. #CumartesiAnneleri1111Hafta
14
25
2,023
Demokrasi Platformu retweeted
Asgari ücret: 28.075 TL Yoksulluk sınırı: 116.478 TL Kaynak: TÜRK-İŞ, Haziran 2026 #AğlaSevgiliYurdumAğla
13
29
2,299