Pinned Tweet
Herkese merhaba, yaklaşık 2 senedir büyük mücadele verdiğimiz ve safsata yayılmalarına karşı büyük başarılar elde ettiğimiz,
6 bine yaklaşan hekim, akademisyen, bilim insanı ve sağlık okur yazarı tarafından taşınan topluluğumuz X'in aldığı "Topluluk özelliğinin kaldırılması" kararı ile kapatılacaktır.
Ancak çok iyi biliyoruz ki safsatacılar, dezenformasyoncular sadece X üzerinden değil Telegram ve Whatsapp kanal ve grupları üzerinden planlamalar yapıp X'de zırva saçıyorlar.
Bunun önüne geçmeye devam etmek ve topluluk olmadan hala X'de dezenformasyonla mücadele etmek için Whatsapp ve Telegram'dan birer ÜCRETSİZ kanal kurdum.
Bu kanallarda aynı şekilde dezenformasyona karşı paylaşımlara, bilgilendirmelere ve içerik üretmeye devam edeceğim.
Hem telegram hem whatsapp'ta grup değil "kanal" olduğu için telefon numaralarınız vb kişisel bilgileriniz ben dahil, herhangi bir üye veya takipçi tarafından asla görülmeyecektir.
Hem Ücretsiz Whatsapp hem Ücretsiz Telegram kanallarımın linkini paylaşıyorum. Abone olursanız çok mutlu olurum:
Whatsapp katılım linki:
whatsapp.com/channel/0029VbD…
Telegram katılım linki:
t.me/tibbidezenformasyonlamu…
Elin öğrendiği
Okuduklarımızı ellerimiz henüz bilmiyor olabilir. Çömlek yapmayı örnek alalım: suyun miktarını, elin yerini, dönüşün hızını okuruz; çamurun hangi anda çökeceğini parmaklarımız henüz tanımaz. Bilgiyle başlayan çalışma, bedende yavaşça bir karşılık bulur. Bu gecikmeyi kendimize karşı delil diye kullanmaya çok yatkınız. Başkasının kolay görünen hareketinde, bizim henüz geçirmediğimiz aylar vardır. Yine de tekrarın sayısı tek başına ustalık vaat etmez; neyi duymadığımızı fark etmek de gerekir. Aynı hatayı daha hızlı yapmaya alışmakla, elimizi biraz daha dikkatli kullanmak dışarıdan birbirine benzeyebilir.
🤖 Made with AI
TUS Mikrobiyolojiyi mekanizmalarıyla öğrenip sınavda puana çevirmek için konu anlatım kitabım, Sorularla Son Tekrar soru kitabım ve eğitim paketlerim tek yerde. Lansmana özel indirimi kaçırmayın!
TUS'a benimle hazırlanın 💪
#reklam
Profilimdeki linkten ulaşabilirsiniz!
#tus #tusiyer #tushazırlık #tusmikrobiyoloji #mikrobiyoloji
tipdemy.com/urun-kategori/tu…
Denge, çalıştırıldıkça gelişen bir beceri ve ileri yaşta düşmeleri azaltıyor. Toplumda yaşayan 60 yaş üstü kişilerle yapılmış randomize çalışmaları birleştiren 2019 Cochrane incelemesinde denge ve işlevsel egzersizler düşme sıklığını %24 azalttı (39 çalışma, 7920 kişi, yüksek kesinlikte kanıt). Bu egzersizlere kuvvet çalışması eklenen programlarda azalma %34'e çıktı, bu sonucun kesinliği orta düzeyde. Bütün egzersiz türleri birlikte ele alındığında, bin kişide bir yılda beklenen yaklaşık 850 düşmenin 195 kadarı önlenmiş oluyor.
Başlamak için sağlam bir duvar ya da tezgâh yeterli. Yüz duvara dönük, parmak uçları duvara değerken bir ayak kaldırılıp 5-10 saniye tutulur ve her tarafta üç kez tekrarlanır. Topuk-burun yürüyüşü (bir ayağın topuğunu öbür ayağın burnunun hemen önüne koyarak ilerlemek) ve yana doğru yavaş adımlar da dengeyi çalıştırır. Destek ihtiyacı azaldıkça duvardan uzaklaşılır, tekrar sayısı yavaş yavaş artırılır. 65 yaş üstünde haftanın en az üç günü, dengeyi ve kuvveti birlikte çalıştıran, orta ya da daha yüksek yoğunlukta etkinlik önerilir.
Sık düşme, yeni başlayan baş dönmesi ya da belirgin dengesizlik yalnızca hareketsizliğe bağlanmamalı, hekime gösterilmeli. Kas güçsüzlüğü, görme ve işitme sorunları, düşük tansiyon, bazı ilaçların yan etkileri, Parkinson hastalığı ve inme de dengeyi bozar. Evde çalışırken zeminin kaymaması, kayabilecek halıların ve yerdeki kabloların kaldırılması, uzanınca tutunulacak bir yerin el altında olması gerekir.
🤖 Made with AI
Kaynaklar:
1. Sherrington C, Fairhall NJ, Wallbank GK, Tiedemann A, Michaleff ZA, Howard K, et al. Exercise for preventing falls in older people living in the community. Cochrane Database Syst Rev. 2019;1(1):CD012424. doi:10.1002/14651858.CD012424.pub2
2. Bull FC, Al-Ansari SS, Biddle S, Borodulin K, Buman MP, Cardon G, et al. World Health Organization 2020 guidelines on physical activity and sedentary behaviour. Br J Sports Med. 2020;54(24):1451-62. doi:10.1136/bjsports-2020-102955
3. NHS. Balance exercises [Internet]. London: NHS; [erişim 30 Eki 2026]. Erişim adresi: nhs.uk/live-well/exercise/ba…
4. NHS. Falls [Internet]. London: NHS; [erişim 30 Eki 2026]. Erişim adresi: nhs.uk/conditions/falls/prev…
Evet, çok güzel bir vaka olmuş bu.
TUS ve DUSçular, hatta klinisyen meslektaşlarıma yararlı olacak birkaç detay verelim:
Çoklu ilaç dirençli ve malesef artık baya sık karşılaştığımız bir pseudomonas tablosu.
Pseudomonas'lara etkili
3. kuşak sefalosporin Seftazidim(avibaktamla kombine verilir)
4. kuşak sefalosporin Sefepim
5. kuşak sefalosporin Seftalozan(tazobaktamla kombine verilir) İçlerinden en etkili olan da budur
Bunlar tercih edilebilir, bunlardan ilk bakacağımız genelde Sefepim'dir ama muhtemelen aşırı dirençli denen bu suş Sefepim'e de dirençlidir. O durumda Seftazidim-avibaktam veya Seftalozan-tazobaktam genelde eldeki yegane seçenekler olur.
Peki diğer 5. kuşaklar?
-Seftarolin MRSA etkili ama Pseudomonas etkisizdir.
-Seftabiprol Hem MRSA etkili hem Pseudomonas'a ama Pseudomonas etkisi belirgin değil, nispeten kısıtlı. O yüzden çok da tercih edilmez. Zaten rutinde bulunan bir antibiyotik de değil
Eğer bu seçeneklere de direnç varsa/yanıt yoksa pan-rezistan kabul etmeden önce kolistin çalışılır.
Kolistin agara diffüzyonu iyi olmadığı için klasik disk diffüzyon yöntemiyle değil, mikrotüp dilüsyonla çalışılır.
Eğer kolistine de dirençliyse, ne yazık ki etken pan-rezistan demektir.
65 yaş üstünde düşmeleri azaltan şey denge ve kuvvet çalışması. Haftalık 150 dakika yürüyüşün yanına bunu eklemek o yüzden listenin en değerli maddelerinden biri
60 yaş üstü, huzurevi dışında, kendi evinde yaşayan 12.981 kişiyi kapsayan 59 randomize çalışmanın 2019 sistematik derlemesinde egzersiz düşme sıklığını %23 azalttı. Denge ve fonksiyonel egzersizlerde azalma %24, kanıt kesinliği yüksek. Denge, fonksiyonel ve direnç egzersizlerini birlikte içeren programlarda azalma %34'e çıkıyor. Ağırlıklı olarak yürüyüşe dayanan programların düşmeye etkisi ise belirsiz kaldı
65 yaş üstü için aerobik hedefe ek olarak haftada en az 3 gün, orta ya da daha yüksek yoğunlukta, dengeyi ve kuvveti birlikte çalıştıran çok bileşenli aktivite öneriliyor (DSÖ, 2020)
2020 kılavuzunda 10 dakika şartı da kalktı. 2010'da bir hareketin haftalık toplama girmesi için en az 10 dakika sürmesi gerekiyordu, 2020'den beri her süredeki orta ya da yüksek yoğunluklu hareket sayılıyor
Günlük adımda 10 bin rakamının bilimsel dayanağı zayıf. 15 kohortta 47.471 yetişkinin medyan 7,1 yıl izlendiği 2022 meta-analizinde 60 yaş ve üstünde ölüm riskindeki azalma günde 6.000-8.000 adıma kadar sürdü, 60 yaş altında 8.000-10.000 adıma kadar. Veri gözlemsel. Çok adım atanlarda ölüm daha az, adımın ölümü tek başına azalttığı bu tasarımla kanıtlanamaz
Derlemede program bir sağlık profesyoneli, çoğu zaman bir fizyoterapist tarafından yürütüldüğünde etki daha büyüktü. Kalp, eklem ya da denge sorunu olan biri için egzersizin türü ve yoğunluğu hekim ve fizyoterapistle konuşularak belirlenmeli
Uzmanlara göre sağlıklı yaşlanmanın en önemli alışkanlıklarından biri: Düzenli hareket etmek
HuffPost, kardiyologlara ve beslenme uzmanlarına yaşlı hastalarına en çok hangi alışkanlıkları önerdiklerini sordu.
Uzmanların yanıtlarında öne çıkan başlıklar şöyle:
📌 Hareket etmek: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak. Yürüyüş gibi günlük hayata kolayca eklenebilen aktiviteler de buna dahil.
📌 Yeterli protein almak: Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve gücünde görülebilen azalmaya karşı yeterli protein tüketimine dikkat etmek.
📌 Lif tüketimini artırmak: Tam tahıllar, meyveler, sebzeler ve baklagiller gibi lif kaynaklarına beslenmede yer vermek.
📌 Susamayı beklememek: Yaşlandıkça susama hissi azalabildiğinden gün boyunca yeterli sıvı almaya özen göstermek.
📌 D vitaminine dikkat etmek: Kemik ve kas sağlığı için D vitamini durumunu gerektiğinde sağlık uzmanıyla değerlendirmek.
📌 Dengeli beslenmek: Sebze, meyve, tam tahıl ve sağlıklı yağların öne çıktığı Akdeniz tipi beslenmeyi tercih etmek.
Kaynaklar:
1. Sherrington C, Fairhall N, Wallbank G, Tiedemann A, Michaleff ZA, Howard K, et al. Exercise for preventing falls in older people living in the community: an abridged Cochrane systematic review. Br J Sports Med. 2020;54(15):885-91. doi:10.1136/bjsports-2019-101512
2. Bull FC, Al-Ansari SS, Biddle S, Borodulin K, Buman MP, Cardon G, et al. World Health Organization 2020 guidelines on physical activity and sedentary behaviour. Br J Sports Med. 2020;54(24):1451-62. doi:10.1136/bjsports-2020-102955
3. Paluch AE, Bajpai S, Bassett DR, Carnethon MR, Ekelund U, Evenson KR, et al. Daily steps and all-cause mortality: a meta-analysis of 15 international cohorts. Lancet Public Health. 2022;7(3):e219-28. doi:10.1016/S2468-2667(21)00302-9
HbA1c’nizin ilaçsız düşmesinden, hekiminizin mesleğini bilmediği sonucunu çıkaramazsınız.
%6,60 diyabet tanı aralığında bir sonuçtur.
Belirgin hiperglisemi bulguları olmayan bir kişide tanı doğrulanmalıdır.
Açlık şekeri normal, HbA1c yüksekse eşik üzerindeki test tekrarlanır.
Tanınız gerçekten tek ölçümle kesinleştirildiyse, eleştirilebilecek bir nokta var.
Fakat normal açlık şekeri de diyabeti dışlamaz.
Bu iki bilgiyi birlikte değerlendirmek gerekiyor.
75 günlük süreyi özellikle vurgulamışsınız.
HbA1c’de yakın dönemdeki kan şekeri daha fazla ağırlık taşır.
Beslenme ve hareket değişiklikleriyle bu sürede düşmesi mümkündür.
Sonraki sonucun daha düşük çıkması, ilk ölçümün yanlış olduğunu veya o gün ilaç önerilmesinin mutlaka hata olduğunu göstermez.
İlaç önerisinin isabetini değerlendirmek için o günkü klinik verileri ve görüşmenin tamamını bilmek gerekir.
Öykünüzün dinlenmesini, önceki sonuçlarınızın değerlendirilmesini, beslenme ve hareketinizin konuşulmasını, tedavi gerekçesinin açıklanmasını beklemeniz son derece meşru.
Bunlar anlatıldığı gibi yapılmadıysa görüşmede eksik kalanlar vardır.
Ama hekimin şaşırmasından, yaşam tarzı değişikliğinin işe yarayabileceğini bilmediği veya buna inanmadığı sonucunu çıkarıyorsunuz.
Hekimin bilgisine ve düşüncesine ilişkin bu hükmün dayanağını göstermiyorsunuz.
Üstelik "Seni doktor yapanın..." diye başlayıp daha sonra "tıbbi bilgisini küçümsemiyorum" demeniz, baştaki küçümsemeyi ortadan kaldırmıyor.
"Kitap yüklü merkepler" benzetmesi de tanının doğrulanıp doğrulanmadığını, tedavi kararının hangi gerekçeyle verildiğini açıklamıyor.
Bu ifadeler, görüşmede neyin eksik kaldığını tartışmaya hiçbir şey katmıyor.
Fransa’daki deneyimlerinizden memnun olabilirsiniz. Ancak tek bir hekimle yaşadığınız görüşmeden Türkiye’deki hekimlere, tıp eğitimine ve bütün bir sağlık sistemine yayılan bu kadar geniş hükümler çıkaramazsınız.
Eleştirdiğiniz kişiden kanıta dayalı, kişiye özgü ve özenli bir değerlendirme bekliyorsanız, onun mesleki yeterliliği hakkında konuşurken siz de aynı özeni göstermek zorundasınız.
Gelin, yaşadığım somut bir olay üzerinden Türk ve Fransız sağlık sistemlerinin yaklaşım farkını, oradan hareketle de toplumumuzda doğru kabul edilen bazı yanlışları konuşalım. (bu aynı zamanda bir ihbar ve de eleştiri! @saglikbakanligi @drmemisoglu )
Önce hastanede yaşadığım olayı anlatacağım. Ardından aynı olay Fransa'da yaşansaydı nasıl bir yaklaşımla karşılaşabileceğimi değerlendireceğim. Son olarak da meselenin sağlık sisteminden çok daha derinlerde yatan bir zihniyet sorunu olduğuna dikkat çekecem!
Ekte gördüğünüz iki kan tahlili bana ait. Aralarında yalnızca 75 gün var. (süre detayı önemli!)
İlk tahlilde, üç aylık diye adlandırılan ortalama kan şekeri hakkında bilgi veren HbA1c değerim 6,60 çıktı.
Türkiye'de gittiğim dahiliye uzmanı, bu sonuca bakarak artık şeker hastası olduğumu ve ilaç tedavisine başlamam gerektiğini söyledi.
İçimden, "Seni doktor yapanın..." diye başlayan pek de nazik olmayan bir cümle geçti!
Ama karşımda bir dahiliye uzmanı vardı. Yıllarca tıp okumuş, uzmanlık eğitimi almış bir insan. Ben kimdim ki ondan daha iyi bilecektim? (hayatım boyunca karşılaştığım klasik tepkiler!)
Üstelik doktorun dayanağı da vardı. Uluslararası tanı kriterlerine göre değerim diyabet sınırını aşmıştı. Yani mesele yalnızca doktorun kanaati değildi; bilimsel otoritelerin belirlediği eşikler de bunu söylüyordu.
Fakat benim kötü bir huyum var: Bir şeyin herkes tarafından doğru kabul edilmesi, benim onu sorgulamaktan vazgeçmem için yeterli değil!
Doktor, ilaç yazmayı öğleden sonraki görüşmemize bırakmıştı. Ben o görüşmeye gitmedim!
Çünkü bana ortada ciddi bir PROFESYONEL! yanlışlık vardı!
Hayatım boyunca ciddi bir kilo problemi yaşamadım. Sağlığına dikkat eden, düzenli spor yapan, herhangi bir şikâyeti olmasa bile sağlık kontrollerini ihmal etmeyen biriyim. Fransa'da yaklaşık on yıldır spor lisanslarım nedeniyle de düzenli doktor kontrolünden geçiyorum. (Hatta hiç bir sağlık problemim olmamasına rağmen, her zaman sağlık raporu aldığım Fransız doktor 40 yaşını geçince benden kontrol amaçlı efor testi istemişti.)
Elbette bütün bunlar diyabet olmayacağım anlamına gelmiyordu. Ama tek bir sonuca bakılarak, yaşam tarzım ve sağlık geçmişim yeterince değerlendirilmeden ilaç tedavisine yönlendirilmemi kabul etmem söz konusu olamazdı.
Yediğim naneleri biliyordum! ki bu yüzden durduk yere, herhangi bir rahatsızlığım yokken kan tahlili yaptırmıştım!
Sonrasında fabrika ayarlarıma döndüm!
Günlük alışkanlıklarımı gözden geçirdim. Yaşın getirdiği dinamikleri hesaba kattım vs vs
ve hayatımdaki bu değişimden yaklaşık 60 gün sonra aynı doktora gittim.
Kendimi hatırlattım ve şöyle dedim:
"Hocam, bana şeker ilacına başlamamız gerektiğini söylemiştiniz ama tekrar gelemedim. İsterseniz önce yeni bir tahlil yapalım, sonuca göre tedaviyi değerlendirelim."
Eski onucuma baktı. İlaç yazılması için gelmediğimi hatırladı. Eski tahlilime bakarak, artık şeker hastası olduğumu ve ilaç tedavisinin gerektiğini yeniden ifade etti. Fakat tahlil isteğimi de reddetmedi.
Yeni tahlili yaptırdım.
Sonuç: 6,60'tan 5,65'e düştü!
Doktor da değişime şaşırdı.
"Bir şeyler yapmışsın. Değerlerin normale dönmüş. Şimdilik ilaca gerek yok." dedi.
Ardından beslenme, karbonhidrat tüketimi ve birkaç ay sonra yeniden kontrol yaptırmam konusunda tavsiyelerde bulundu.
İşin ilginç tarafı, bunlar benim zaten hayatım boyunca uyguladığım tavsiyelerdi!
Peki, bütün bunlar neden ilk görüşmemizde konuşulmamıştı? Çünkü doktorun böylesi bir değişimin ilaçsız olabileceğine inancı yoktu!
Şimdi gelelim asıl meseleye!
Burada doktorun tıbbi bilgisini küçümsemiyorum.
Benim itirazım başka!
Bilimsel bir kriteri bilmekle, o kriteri karşınızdaki insana doğru şekilde uygulamak aynı şey değildir.
Doktor eski tahlillerime bakabilirdi. Açlık kan şekerimin normal aralıkta olduğunu değerlendirebilirdi. Diğer sonuçlarımla birlikte genel sağlık durumumu inceleyebilirdi.
Ne iş yaptığımı, nasıl beslendiğimi, ne kadar hareket ettiğimi, günlük alışkanlıklarımı sorabilirdi.
Tekrar ölçüm yaparak tanıyı doğrulamayı değerlendirebilirdi.
İlaç tedavisinin neden gerekli olabileceğini, yaşam tarzı değişikliklerinin hangi koşullarda ve nasıl bir takip altında denenebileceğini anlatabilirdi. vs vs
İşte Fransız sağlık sisteminin farkı bu! tüm bu yazdıklarımdan çok daha fazlasını dikkate almadan, hayatında ilk defa gördüğü aciliyeti olmayan bir hastaya, sadece sayısal değerler üzerinden yaklaşan bir doktor bulmak neredeyse imkansız! (böylesi bir kültürümüz olmadığından, sadece hastaladığımızda doktora gidip sihirli formüller beklediğimizden, Fransa'daki türkler Fransız sağlık sistemini pek sevmezler! bunla ilgili de çok deneyimim var ama konu uzamasın!)
Kısacası, "Sen artık şeker hastasısın, ilaç başlamalıyız." cümlesinden önce konuşulabilecek pek çok şey vardı.
Benim seansımda bunların hiç biri yapılmadı.
Benim dikkat çekmek istediğim yaklaşım farkı şu:
Bir insanı yalnızca tahlil sonuçlarından ibaret görmemek! Hastanın geçmişini, içinde yaşadığı koşulları, alışkanlıklarını ve tedaviye katılımını hesaba katmak.
Çünkü tıp yalnızca sayıları okumak değil, o sayıların arkasındaki insanı da anlamaktır.
Doktorun karşısına çıkan hastaların önemli bir kısmı yaşam tarzını değiştirmekte zorlanıyor olabilir. Ülkenin sosyoekonomik şartları, çalışma hayatı, beslenme kültürü ve sağlık okuryazarlığı da hekimlerin yaklaşımlarını etkiliyor olabilir.
Bunları anlayabilirim.
Ama bir toplumun olumsuz alışkanlıkları, o topluma hizmet veren uzmanların mesleki standartlarını düşürmesinin gerekçesi olmamalıdır!
İşte asıl sorunum burada başlıyor.
Bu mesele yalnızca sağlık meselesi değil!
Aynı zihniyeti eğitimde, adalette, ekonomide, üniversitelerde ve kamu yönetiminde de görüyorum.
Diploma sahibi olunca kendisini bilimin temsilcisi sananlar...
Bir makama oturunca verdiği her kararın doğru olduğuna inananlar...
Üç beş ülke görüp birkaç yabancı dil öğrenince toplumun geri kalanına tepeden bakma hakkını kendinde bulanlar...
Bilimin ürettiği bilgiyi ezberleyip o bilginin hangi şartlarda, nasıl ve neden uygulanması gerektiğini düşünmeyenler...
vs vs
Oysa diploma bilgi sahibi olduğunuzu gösterebilir; o bilgiyi doğru kullanacağınızın garantisi değildir! (kitap yüklü merkepler misali!)
Makam size yetki verir; haklılık vermez.
Unvan size sorumluluk yükler; eleştiriden muafiyet sağlamaz.
Bilimsel kriterler de insanı düşünme sorumluluğundan kurtarmaz!
Bana kalırsa ülkemizin en büyük sorunlarından biri tam olarak bu: Bilgiyi üretiyor veya aktarıyor gibi görünürken çoğu zaman onu sorgulamadan, bulunduğumuz şartlarla ilişkilendirmeden uygulamaya çalışıyoruz.
Sonra da ortaya çıkan sorunları eleştirenleri problem olarak görüyoruz.
Oysa eleştiri bir kuruma yöneltilmiş saldırı değil, o kurumun kendisini düzeltmesi için sunulmuş bir fırsat olabilir.
Bir de işin ironik tarafı var!
Bu yazıyı okuyan bazı insanlar, Fransız sağlık sistemini övdüğümü düşünebilir.
Oysa benim isyanım biraz da tam olarak buna!
Bizim toplumumuzda bir yanlışın yanlış olduğunu anlatmak için çoğu zaman gelişmiş bir ülkeyi referans göstermek zorunda kalıyorsunuz!
"İsviçreli bilim insanları araştırmış..." diye başladığınızda ciddiye alınan bir düşünce, aynı şeyi kendi gözleminize dayanarak söylediğinizde değersiz görülebiliyor.
Fransa'yı örnek vermemin nedeni Fransa'ya hayranlığım değil.
Sizin doğru kabul ettiğiniz bazı davranışların başka yerlerde farklı şekilde ele alınabildiğini göstermek!
Oysa bu düşüncelere ulaşmak için ne Fransa'ya gitmek ne de üniversite bitirmek gerekiyor.
İlkokul diploması bile olmayan dedemden defalarca duyduğum bir söz vardı:
"İnsan önce kendisinin doktoru olmalı!"
Ne kadar derin bir söz!
Elbette bunun anlamı doktorlardan daha iyi teşhis koyabileceğimiz veya tıbbi tedaviyi reddetmemiz gerektiği değil.
Anlamı şu: Kendi bedenimizi, alışkanlıklarımızı ve hayatımızı tanımak, sağlığımızın sorumluluğunu üstlenmek zorundayız.
Doktor bize yardımcı olur, yol gösterir, gerektiğinde tedavi eder. Ama bizim yerimize sağlıklı yaşayamaz.
Aynı şekilde öğretmen öğrencinin yerine öğrenemez. Hâkim toplumun yerine vicdan geliştiremez. Yönetici vatandaşın yerine sorumluluk üstlenemez.
İnsanın kendi sorumluluğunu üstlenmesiyle uzmanların görevlerini yerine getirmesi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
İşte dedemin temsil ettiği bizim diplomalı cahillerin beğenmediği, hatta aşağıladığı o bilge anlayış buydu.
Ne yabancı dil biliyordu ne de dünyaca ünlü üniversitelerden diploması vardı.
Ama insanın kendi hayatındaki sorumluluğunu kavramıştı.
Bugün bazen en yüksek diplomalara sahip insanların bile gözden kaçırdığı bir farkındalık!
Son sözüm sivil veya resmi yöneticilere!
Yıllarca içinde çalıştığım kurumlarda benzer zihniyet sorunlarına dikkat çektim.
Eleştirilerimin amacı insanları küçük düşürmek değil, kurumların daha iyi işlemesine katkı sunmaktı.
Fakat çoğu zaman eleştirinin içeriğiyle ilgilenmek yerine, eleştiriyi yapan kişiden rahatsız olunduğunu gördüm.
Oysa bir kurum için en tehlikeli şey eleştirilmek değildir.
En tehlikeli şey, eleştirilemez hâle geldiğine inanmaktır!
Bugün Fransa'da yaşamaktan memnunsam bunun önemli nedenlerinden biri, düşüncelerimi ifade edebildiğim ve mesleki birikimimin değer gördüğünü hissettiğim bir ortamda bulunmamdır.
Ülkemi terk etmemde etkili olan meselelerden biri de bu ve buna benzer AKADEMİK ve MAKAM endeksli yozlaşma! Yoksa yurdum insanın bilgeliğene öğrendikçe hayranlığım artmakta!
İnsanların daha iyi bir ülkede yaşama derdi olan yöneticilere-eğitimcilere teklifim: @tcmeb @Yusuf__Tekin
Personelinize diploma, makam, yetki, sorumluluk ve eleştirel düşünme arasındaki ilişkiyi anlatacak bir eğitim şart! Bununla ilgili (sanmam ama) talep ederseniz destek de olurum. Bir ülkenin düzelmesi eğitim sisteminden başlar! Eğitim bakanlığı işini iyi yaparsa @adalet_bakanlik @HMBakanligi @TC_icisleri @tcbestepe vs bir çok bakanlığın iş yükü hafifler! Dolayısıyla hayatın her aşamasında eğitim şart! yoksa yozlaşma kaçınılmaz!
Ama önce şu basit gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:
Bu ülkede dağdaki bir çobanın sahip olduğu farkındalığa sahip olmadan da profesör, doktor, öğretmen veya yönetici olunabiliyor.
Ve bir toplumun geleceği açısından asıl tehlike, bilgisiz insanların varlığı değil; bildiklerinin kendilerini yanılmaz kıldığına inanan insanların yetki sahibi olmasıdır.
Daha iyi bir ülke mümkün! "Muhtaç olduğunuz kudret bu toplumun her mahallesinde mevcut!" Yeter ki kendi cehaletinizin ve de yozlaşmışlığınızın kurbanı olmayın!
#reklam
Tamamen DUS'a yönelik hazırlanmış DUÇEP uyumlu yeni nesil konu anlatım ve soru bankası kitaplarım ve video eğitim paketlerim için:
tipdemy.com/urun-kategori/du…
Dün sorduğum sorunun cevabı E şıkkı arkadaşlar.
Sterilizasyondan sonra bir üründe canlı mikroorganizma kalma olasılığı çok küçülüyor ama hiçbir zaman sıfıra inmiyor. Sterilite güvence düzeyi (SAL) bu olasılığı sayıyla ifade ediyor. 10⁻⁶, steril edilmiş bir üründe tek bir canlı mikroorganizma bulunma ihtimalinin en fazla milyonda bir olduğunu söylüyor. Steril dokuya, damar içine ya da bütünlüğü bozulmuş dokuya temas edecek malzemede kabul edilen düzey bu.
Hesap D değeriyle yapılıyor. D değeri, belirli koşullarda test mikroorganizmasının %90'ını öldürmek için gereken süre ya da radyasyon dozu. Her D süresi canlı sayısını on kat azaltıyor, bir milyon mikroorganizmalık bir yükü 10⁻⁶ olasılığa indirmek 12 D süresi ediyor. Temizliğin sterilizasyondan önce gelmesi de bununla ilgili. Temizlik mikrobiyal yükü azaltıyor ve sterilize edici ajanın ulaşmasını engelleyen organik artığı kaldırıyor.
10⁻³ binde bir demek, daha gevşek bir düzey. Yalnızca sağlam deriye değen ürünlerde kabul ediliyor. Sağlıkta kullanılan iki değer 10⁻⁶ ve 10⁻³, 10⁻⁴ ile 10⁻⁵ hedef düzey olarak geçmiyor.
10⁻⁸ daha sıkı bir olasılık. Sayı küçüldükçe güvence artıyor, gereken en az güvence ise milyonda bir.
#reklam
Yeni nesil konu anlatım ve sorularla son tekrar kitaplarım ve video eğitim paketlerim için:
tipdemy.com/urun-kategori/tu…
Nesi çok doğru mesela beyefendi?
LDL ve HDL’nin taşıdığı kolesterolün kimyasal formülü aynı.
LDL parçacıkları damar duvarına girip orada tutulabiliyor; bu süreç kolesterol birikimine, inflamasyona ve aterosklerotik plak gelişimine yol açıyor.
Molekülün formülünü yazıp taşıyıcıları taksiye benzetince, LDL’ye uzun süre maruz kalmanın neden damar hastalığına yol açtığı açıklanmamış oluyor.
"İyi kolesterol" ifadesi de fazla basitleştirilmiş bir anlatım evet eyvallah.
HDL-C, HDL’nin taşıdığı kolesterol miktarını ölçüyor; parçacığın işlevini doğrudan ölçmüyor.
Nitekim statin tedavisi alan hastalarda niasinle HDL-C’yi yükseltmek damar olaylarını azaltmadı.
Bu nedenle HDL-C yüksekliğini tek başına koruyuculuk garantisi saymıyoruz.
LDL düşürülmesinde ise yaklaşık 170 bin kişinin katıldığı randomize statin çalışmalarında, LDL-C’de her 1 mmol/L düşüşle majör damar olaylarında yaklaşık %22 göreli risk azalması görüyoruz.
Kişinin tedaviden sağlayacağı mutlak yarar başlangıç riskine bağlı; tedaviyi tartışırken bunu da konuşmak gerekiyor.
Ancak paylaşımın sonundaki kazanç vurgusu, okurda bu yararın da ticari bir iddiadan ibaret olduğu izlenimini yaratıyor ve hiç iyi niyetli değil
Bu metne katılırken LDL düşürmenin klinik yararını da sorguluyorsanız, hangi bulguya neden itiraz ettiğinizi öğrenmek isterim.
Aydınlatır mısınız?
Kaynak:
1. T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü. Kuduz Profilaksi Rehberi [Internet]. Ankara: Sağlık Bakanlığı; 2019 [cited 2026 Oct 30]. Available from: hsgm.saglik.gov.tr/depo/Yayi…
Tip 2 diyabeti ve albüminürik kronik böbrek hastalığı olan kişilerde haftada bir 1 mg semaglutid, böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor ve kalp damar kaynaklı ölümü azaltıyor. Bu hastalarda böbrek yetmezliği, kalp damar olayları ve ölüm riski yüksek.
FLOW çalışmasına eGFR'si 25-75 mL/dk/1,73 m² arasında olan ve idrarla albümin kaçıran 3.533 kişi alındı. Ortanca 3,4 yıllık izlemde diyaliz, nakil ya da eGFR'nin 15'in altına inmesi, eGFR'nin en az yarıya düşmesi, böbrek ya da kalp damar kaynaklı ölümden oluşan bileşik olay semaglutid grubunda 1.767 kişiden 331'inde, plasebo grubunda 1.766 kişiden 410'unda görüldü (HR 0,76; %95 GA 0,66-0,88). Önceden planlanmış ara analizden sonra çalışmanın erken durdurulması önerildi. Yıllık eGFR kaybı semaglutidle 1,16 mL/dk/1,73 m² daha yavaştı. Kalp damar kaynaklı ölüm %29 (HR 0,71), majör kalp damar olayları %18, tüm nedenlere bağlı ölüm %20 daha azdı. Ciddi yan etki semaglutid grubunda %49,6, plasebo grubunda %53,8 oranında bildirildi.
FDA, Ocak 2025'te semaglutidi tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı olan erişkinlerde kalıcı eGFR düşüşü, son dönem böbrek hastalığı ve kalp damar kaynaklı ölüm riskini azaltmak için onayladı. Bu sonuçlar çalışmaya alınan gruba ait. Albüminürisi olmayanlar, eGFR'si 25'in altında olanlar ve diyaliz hastaları çalışmada yoktu; diyabetsiz böbrek hastalığında aynı etki bu veriyle gösterilmiş olmuyor.
🤖 Made with AI
Kaynaklar:
1. Perkovic V, Tuttle KR, Rossing P, Mahaffey KW, Mann JFE, Bakris G, et al. Effects of semaglutide on chronic kidney disease in patients with type 2 diabetes. N Engl J Med. 2024;391(2):109-21. doi:10.1056/NEJMoa2403347
2. U.S. Food and Drug Administration. Supplement approval letter: NDA 209637/S-025, Ozempic (semaglutide) injection [Internet]. Silver Spring (MD): FDA; 2025 Jan 28 [cited 2026 Oct 30]. Available from: accessdata.fda.gov/drugsatfd…
Abi bu saçmalığa ben de senin gibi gıcık oluyorum, aynı haber aylar önce de çıkmıştı ben de cevap vermiştim.
Ne alaka yani? İyi idrar çıkışı da çok önemli, çişimizi de tutmayalım. Ne yani ne demek istiyor, bayılıyorlar insanlar da böyle saçma çıkışlara
Kaynaklar:
1. Pepys MB, Hirschfield GM. C-reactive protein: a critical update. J Clin Invest. 2003;111(12):1805-12. doi:10.1172/JCI18921
2. Butler CC, Gillespie D, White P, Bates J, Lowe R, Thomas-Jones E, et al. C-reactive protein testing to guide antibiotic prescribing for COPD exacerbations. N Engl J Med. 2019;381(2):111-20. doi:10.1056/NEJMoa1803185
Fatih bey, herkes anladığı işlerden konuşsa keşke ha?? Spor ömrü kısaltmıyor, tersine uzatıyor
Uzun yaşayan ağır sporcu yok demek de doğru değil. 1896-2010 arasında olimpiyat madalyası almış 15.174 sporcu genel nüfustan eşleştirilmiş kişilerle karşılaştırıldı, madalyalılar ortalama 2,8 yıl daha uzun yaşadı. Güç sporlarında da 30 yıl sonra hayatta olma oranı kontrollerden yüksekti
Tabii elit sporcunun genetiği, geliri, statüsü de farklı. Bu çalışmalar sporun tek başına payını ayıramıyor, o yüzden sıradan insandan gelen veri daha önemli
6 kohortta 232.149 kişi 35 yıla kadar izlendi, koşanlarda her nedenden ölüm riski %27 daha düşüktü. Haftada bir kez koşmak bile hiç koşmamaktan iyi çıktı
Koşu dizlere zarar verir bahanesi de amatör sporcularda kontrol edildi, sonuç yine aksine. Kalça ve diz kireçlenmesi amatör koşucularda %3,5, hareketsiz kişilerde %10,2 bulundu
Asıl zararı hareketsizlik veriyor
Fatih Altaylı, spor yapmanın zararlı olduğunu düşündüğünü söyleyerek neden sporu bıraktığını anlattı:
🔹 “Eskiden çok spor yapardım, sonra zararlı olduğuna kanaat getirip bıraktım.”
🔹 “Spor yapmak çok zararlı bir şeydir abi!”
🔹 “Uzun yaşayan ağır sporcu yoktur dünyada.”
🔹 “Yürüyüş tamam, biraz yüzme tamam ama hoplayıp zıplamak niye?”
🔹 “Biz koşmak için yaratılsaydık dört ayak üstünde kalırdık!”
🔹 “Zıpladığın zaman binen yük ağırlığının 4 katı, bileğe 8 katı.”
🔹 “Ben sporu bırakınca şunu fark ettim: İnsanın bir yeri ağrımadan da günü geçebiliyormuş!”
Kaynaklar:
1. Clarke PM, Walter SJ, Hayen A, Mallon WJ, Heijmans J, Studdert DM. Survival of the fittest: retrospective cohort study of the longevity of Olympic medallists in the modern era. BMJ. 2012;345:e8308. doi:10.1136/bmj.e8308
2. Pedisic Z, Shrestha N, Kovalchik S, Stamatakis E, Liangruenrom N, Grgic J, et al. Is running associated with a lower risk of all-cause, cardiovascular and cancer mortality, and is the more the better? A systematic review and meta-analysis. Br J Sports Med. 2020;54(15):898-905. doi:10.1136/bjsports-2018-100493
3. Alentorn-Geli E, Samuelsson K, Musahl V, Green CL, Bhandari M, Karlsson J. The association of recreational and competitive running with hip and knee osteoarthritis: a systematic review and meta-analysis. J Orthop Sports Phys Ther. 2017;47(6):373-90. doi:10.2519/jospt.2017.7137
Bowen Wan'ın ailesine başsağlığı diliyorum
Dava 27 Ekim'de San Francisco'da açıldı, sohbet botuyla ilgili iddiaları mahkeme değerlendirecek
Ben tıp tarafından, epilepsi ilacını hekimsiz azaltıp bırakmanın neden bu kadar tehlikeli olduğundan bahsetmek istiyorum
Dava dilekçesine göre otopside ölüm nedeni epilepside beklenmeyen ani ölüm (SUDEP) olarak belirlendi
Ölümden sonra kanda ölçülen lamotrijin 0,64 mikrogram/mL çıktı, laboratuvarın tedavi aralığı 3-14
Otopsi raporunda hastanın ocak ayında nöbetlerinin sıklaştığı da not edilmiş
Lamotrijinin önerilen etki mekanizması, nöron zarındaki voltaja duyarlı sodyum kanallarını baskılayıp zarı dengelemek. Bu bilgi laboratuvar çalışmalarından geliyor
Diğer epilepsi ilaçları gibi aniden kesilmemesi gereken bir ilaç, epilepsi hastasında bırakılınca nöbetler sıklaşabiliyor
Bipolar bozukluk için yapılan klinik çalışmalarda ilacı aniden bırakan 2 yetişkinde kısa süre içinde nöbet görüldü
SUDEP'in en güçlü risk etkeni jeneralize tonik-klonik nöbet ve bu nöbetler sıklaştıkça risk yükseliyor
Yetişkin epilepsi hastalarında yılda yaklaşık 1.000 kişide 1, çocuklarda 4.500 çocukta 1 görülüyor
Nöbetsiz kalmak, özellikle tonik-klonik nöbet geçirmemek, bu riskin belirgin düşmesiyle güçlü biçimde ilişkili. İlacı düzenli kullanmanın en somut karşılığı bu
Bir ilaç konuşmayı ya da dikkati etkiliyorsa bunu nöroloğa ayrıntısıyla anlatmak gerekiyor, doz değişikliği ya da başka ilaca geçiş onun takibinde planlanıyor
Bir sohbet botu hastayı muayene edemiyor, azaltma süresince nöbetleri de izleyemiyor
ABD’de bir aile, kızlarının ölümüne neden olduğu iddiasıyla OpenAI’a dava açtı.
— 14 yaşından beri epilepsi hastası olan 31 yaşındaki kadın, stresli ve yalnız hissettiği dönemde ChatGPT’yi arkadaşı sanarak konuşmaya başladı.
— Ocak ayında ChatGPT’ye ilacını bırakmak istediğini söyledi.
— Yapay zeka ona 25 günde ilacı tamamen sıfırlayacak bir takvim hazırladı.
— ChatGPT, Bowen’a doktoruna bu azaltma planından asla bahsetmemesini söyledi.
— Doktoru kan testi istediğinde bunu reddetti ve yapay zeka bu kararı sağlam bir kaçınma stratejisi olarak övdü.
— Oturum izni için girdiği sağlık muayenesinde, ilacı doktor kontrolünde bıraktığını söylemesi için ona yalan söylemesini tavsiye etti.
— Bowen mesajlarında en az 158 kez endişeli olduğunu söyledi. Bir keresinde "Korktuğunu" belirttiğinde "Endişelenmenize kesinlikle gerek yok" diyerek tehlikeyi tamamen göz ardı etmesini sağladı.
— Yapay zekanın hazırladığı 25 günlük programın bittiği gün, Bowen hayatını kaybetti.
— Ölmeden hemen önce baş ağrasını söylemesine ise ChatGPT, "tehlikeli olmadığını" ve "beyninin kendini yeniden inşa etmek için çok çalıştığını" söyleyerek durumu geçiştirdi.
— Yapılan incelemede Bowen’ın epilepsi krizi geçirerek hayatını kaybettiği belirlendi.
— OpenAI, Bowen'ın o sırada GPT-4o adlı biraz daha eski bir sürümü kullandığını açıkladı.
Kaynaklar:
1. Wan Q, Xu M v. OpenAI, Inc., et al. Complaint and demand for jury trial [Internet]. San Francisco: Superior Court of California, County of San Francisco; 2026 Oct 27 [cited 2026 Oct 30]. Available from: courthousenews.com/wp-conten…
2. GlaxoSmithKline. LAMICTAL (lamotrigine) prescribing information [Internet]. Bethesda (MD): National Library of Medicine, DailyMed; 2025 Oct [cited 2026 Oct 30]. Available from: dailymed.nlm.nih.gov/dailyme…
3. Harden C, Tomson T, Gloss D, Buchhalter J, Cross JH, Donner E, et al. Practice guideline summary: Sudden unexpected death in epilepsy incidence rates and risk factors. Neurology. 2017;88(17):1674-80. doi:10.1212/WNL.0000000000003685




















