Yeni doğanımız için aşırı derecede eski bir kız ismi arıyorum
Böyle büyükannenin ismi gibi düşün.
Çok nadir olsun istiyorum,
Aklınıza gelen isimler var mı acill lütfen?
Sosyal medyada artık güzellik algısı tamamen değişti. Herkes kusursuz ciltli, ince yüzlü, kalkık burunlu ve aynı bakışlara sahip. Bir süre sonra insan kendi doğal görüntüsünü bile beğenmemeye başlıyor. Filtreli fotoğraflarımıza bakıp gerçek halimizi eleştiriyoruz. Sizce de bu durum biraz kontrolden çıkmadı mı?
Kuzenimin nasıl değiştiğine hala inanamıyorum. Küçükken bu kız böyle değildi; kendi halinde, sessiz sakin biriydi ama hiç çalışkan değildi. Ailesi "Bu kızın bi hedefi yok, zorlamaya gerek yok" diyordu. Mahalledeki çocuklar da sürekli onun dış görünüşüyle dalga geçiyordu.+++
Aradan zaman geçti ve şu an tıp okuyor. Onu görünce tanıyamadım; kapanmış ama sunrooflu, kapalı da denmez ona. Kısacık daracık kıyafetler giyiyor, tırnakları ojeli, dudakları botokslu, yüz gerdirme ne ararsan var. Instada fotolarına bakıyorum "O değil" diyorum, bambaşka biri gelmiş yerine sanki.
İnsan gerçekten hayret ediyor, parayla mı değişti ortamla mı anlamadım.
Bir kozmetik mağazasına girdim. Her şey çok uygun fiyatlıydı, ben de pamuk, saç spreyi derken birkaç şey aldım. Sonra güneş kremi dikkatimi çekti. Normalde 1000 TL olan kremi 250 TL’ye satıyorlardı. Kadın çakma olmadığını söyleyip bayağı dil döktü, ben de inanıp aldım.👇🏻
Her duş aldığımda tenimden bu parçacıkların döküldüğünü fark ediyorum. Sebebi ne olabilir sizce endişelenmeli miyim ?
Başıma gelen bir olayı anlatacağım. Arkadaşımın istemesine gittim, bekliyorum. O sırada yanımda bir kadın oturuyor. Ev çok kalabalık, sürekli hapşırıp duruyor. Belli ki hasta ve hiçbir şekilde önlem almıyor. Benim de bünyem çok zayıf, hemen hastalanıyorum. Bir şey diyemedim, yanından kalktım.+++
Söz yüzükleri takıldıktan sonra eve döndüm, duş aldım, bitki çayı içtim bulaşmasını önlemek için ama kurtulamadım maalesef. O gece ömrümden ömür gitti, hiç uyuyamadım. Her tarafım tutuldu, başım çatlayacak gibiydi, boğazım, gözlerim. O kadının dikkatsizliği yüzünden bu hale geldim. İnsanlar bu konuda hiç hassas değil. Hastaysanız kalabalık içine girmeyin
Lise 1’e başladığım ilk günü hiç unutamıyorum. Çok heyecanlıydım, sabah erkenden hazırlanıp saçımı yaptım, hafif makyaj yaptım. Okulun kapısından girer girmez müdür beni gördü ve herkesin içinde seslendi:
Kızım, bu ne hal? Düğüne mi gidiyorsun? Üstelik arman ve süveterin de yok. Bu şekilde okula giremezsin++
Babam vefat ettikten üç hafta sonra annem evdeki eski dikiş makinesini satmaya karar verdi. Yıllardır pencerenin önünde duruyordu, babamın onu kullandığını pek hatırlamıyordum bile.
Makineyi almaya gelecekleri gün kapımız çaldı. Apartmandaki genç bir kadın, elinde eski bir okul pantolonuyla karşımızdaydı.
“Dikiş makinesini satacağınızı duydum. Babanız oğlumun kıyafetlerini tamir ederdi. Satmadan önce bir sormak istedim.”
Şaşırdım. Babamın komşuların kıyafetlerini diktiğinden haberim yoktu.
Kadın, oğlunun okul pantolonunu gösterdi.
“Eşimden ayrıldığım zamanlar çok zorlanıyordum. Babanız bir gün pantolonun paçasını kısaltmamı izleyip beceremediğimi fark etmiş. Ertesi gün kapımı çalıp kendisi yapmıştı. Para vermek istedim ama kabul etmedi.”
Sonra gülümseyerek ekledi:
“Bir de montunun fermuarını değiştirmişti. Hiçbir zaman kendimi mahcup hissettirmedi.”
Kadın gittikten sonra anneme döndüm.
“Babam ne zamandır bunları yapıyordu?”
Annem gayet doğal bir şeyden bahseder gibi cevap verdi:
“Sen küçükken başladı. Kimseye anlatmazdı. İhtiyacı olan birini görünce elinden geleni yapardı.
+++
Annemin söyledikleri aklıma çocukluğumdan bir anı getirdi. Okul çantamın fermuarı bozulduğunda babam yenisini almamıza gerek olmadığını söylemişti. Ben de günlerce söylenmiştim.
Meğer çantamı gece oturup kendisi tamir etmiş. Ben ise terzide yaptırdığını sanmıştım.
O akşam annemle dikiş makinesinin çekmecelerini boşaltırken eski bir defter bulduk. İçinde isimler ve yapılan işler yazıyordu.
“Pantolon paçası.”
“Okul eteği.”
“Mont fermuarı.”
Son sayfada kendi adım vardı.
Altında şu cümle yazıyordu:
“Kızım yeni çanta almak istiyordu ama eskisini çok seviyordu. Fermuarını değiştirdim.”
Defteri kapatıp ağladım. Babamın bana sevgisini göstermediğini düşündüğüm zamanlar olmuştu. Oysa benim için yaptıklarını bile fark etmemiştim.
Ertesi sabah makineyi almaya gelecek adamı arayıp vazgeçtiğimizi söyledim. Sonra komşumuzun kapısını çaldım.
“Oğlunuz isterse cumartesi gelsin. Ben de makineyi kullanmayı öğrenmek istiyorum. Birlikte bakarız.”
Kadın sevinerek kabul etti.
Cumartesi günü oğlu geldi. Makinenin başına oturdu, ilk denemesinde iğneyi kırdı. İkimiz de gülmeye başladık.
Annem eski bir kumaş parçası getirdi. Çocuk yeniden denedi. Dikişi yamuk oldu ama pes etmedi.
Giderken yaptığı parçayı elinde tutup bana sordu:
“Babanız herkese yardım eder miydi?”
Biraz düşündüm.
“Sanırım ihtiyacı olduğunu fark ettiği insanlara ederdi.”
O günden sonra her cumartesi makinenin başına oturmaya başladık. Bazen bir pantolonun paçasını düzelttik, bazen kopan bir düğmeyi diktik. Her şeyi yapamıyorduk ama elimizden geleni yapıyorduk.
Babamın kimlere yardım ettiğini hiçbir zaman tam olarak öğrenemedim. Fakat artık o makineye baktığımda, yıllardır köşede duran eski bir eşya görmüyorum.
Babamın kimseye anlatmadan yaptığı iyilikleri görüyorum.
Ben onun sevgisini, bana söylediği sözlerden çok, geride bıraktığı küçük işlerde buldum.
İnsan bazen birinin hayatında ne kadar büyük bir yer tuttuğunu, o kişi gittikten sonra değil; onun dokunduğu başka hayatları tanıdığında anlıyor.
Teyzemin kaynanası zamanında teyzemi hiç istememiş. "Seni gelin olarak kabul etmiyorum" deyip sürekli oğlunun aklını çelmeye çalışıyormuş; meğerse kendi yeğenini almak istiyormuş oğluna.
Eniştem ise yıllardır teyzemin hayaliyle yaşayan biri... Neyse, kadın en sonunda istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kaldı, nişan yapıldı. Ama ne olduysa o nişandan hemen sonra oldu.
Eniştem gitti, yerine sanki bambaşka biri geldi. Teyzemin yüzünü bile görmek istemeyen, soğuk bir adama dönüştü ve bir anda nişanı attı. Teyzem mahvoldu, milletin dedikodusu, yaşanan hayal kırıklığı derken aylarca toparlanamadı...+++
Bir süre sonra eniştem çıkageldi. "Çok pişmanım" deyip kendini affettirmek için günlerce uğraştı. Teyzem affetti, evlendiler. Şuan çok mutlular.
Peki o zamanında teyzemi istemeyen, hayatı burnundan getiren kaynanasına ne mi oldu?
Şuan yatalak hasta. El üstünde tuttuğu gelinlerin hiçbiri yüzüne bakmıyor. Tek bakan kişi zamanında istemediği teyzem şimdi kadının tek çaresi oldu. Merhamet etmek büyük erdem ama gururu bir kenara bırakmak ne kadar doğru bilmiyorum..
Siz zamanında size bunu yaşatan birine bakar mıydınız?
Evden çıkarken gördüğüm o zarf bütün dengemi alt üst etti. Komşunun kapı önündeki ayakkabılığın üstündeydi, adamın adı yazıyordu. Metresi 'Karından boşan, yoksa her şeyi açıklarım' diye yazmış. Kadın da 9 aylık hamile, doğuma gün sayıyor. Şimdi söyleyin bakalım, bu durumda sessiz mi kalmalı yoksa bir şey yapmalı mıyım?
Şehirler arası otobüsle memlekete giderken yanımda oturan kadın, birkaç sıra arkada oturan arkadaşıyla yer değiştirmek istediğini söyledi.
Kadın: “Kusura bakma, arkadaşımla yol boyunca sohbet edecektik. Sen benim yerime geçer misin?”
Ben: “Üzgünüm, ben özellikle ön tarafı seçtim.”
Kadın: “Ama sonuçta aynı otobüsteyiz, sadece birkaç sıra geriye geçeceksin.”
Ben: “Biliyorum ama ben burayı özellikle seçtim.”
Kadın yüzünü ekşiterek, “İnsan biraz anlayışlı olur. Ben olsam hiç düşünmeden geçerdim,” dedi.
⬇️⬇️
Açıkçası bu cevaba şaşırdım. Çünkü benden bir şey rica etmişti ama reddedince sanki ona karşı büyük bir kabalık yapmışım gibi davranmaya başlamıştı.
Bir süre sonra arkadaşıyla konuşmak için sürekli arkasına dönmeye başladı. Yol boyunca rahatsız olduğumu belli etmemeye çalıştım ama içimden de söylenmeden edemedim.
Bakın, birinden bir şey istemek elbette yanlış değil. Belki gerçekten arkadaşıyla yan yana oturmak istiyordu. Bunda da bir sorun yok.
Ama benim de kendi tercihlerim var. Biletimi istediğim yere oturmak için aldım. Başkasının isteği uğruna kendi tercihimden vazgeçmek zorunda değilim.
Asıl garip olan, insanların bir iyilik istediğinde karşı tarafın bunu kabul etmek zorundaymış gibi davranması.
Bir ricayı reddetmek saygısızlık değildir. Herkes sizin yerinizde olsa aynı şeyi yapacak diye bir kural da yok.
Sizce bir ricayı kabul etmediğimizde karşı tarafın bize tavır alması normal mi, yoksa insanlar artık hayır cevabını kabul etmekte mi zorlanıyor?











