1030’lardan Modern Çağa: Tarihsel Süreklilik ve Nesnel Gerçeklik Bağlamında Kürt Milli Fikriyatının Temelleri - Serdar Roşan — Serdar Roşan kovarabir.com/yazi/1030-lard…
Ercan İlgi̇n retweeted
Değer mi bıraktın sen, işbirlikçi sosyopat!
Atalarımıza hakaret ettin, “Judenrat” dedin.
“Seyid Rıza Rusların adamıydı, Şeyh Said İngilizlerin adamıydı.” dedin.
Geleneklerimize hakaret ettin, “Nakşi ve Alevi gelenekleri uydurmadır.” dedin.
Kültürümüze “çöplük toplumu”, “mezarlık”, “aşiret artığı” ve “kültür kalıntısı” dedin.
Yüz binlerce eğitimli Kürt çocuğunu “entegrasyon” için dağlara çıkartıp hiç uğruna kurda kuşa yem ettin.
Kürtlerin direniş geleneğine ihanet edip itirafçı oldun.
Abdullah Öcalan’dan taziye programına mesaj: ‘Aileler değerlerine sahip çıksın’
ilketv.com.tr/abdullah-ocala…
Ercan İlgi̇n retweeted
''Kürt devleti haramdır'' ideolojisine sahip DEM Parti ve Öcalancılar, Türk devletini kutsarken...
İkinci yüzyılda Cumhuriyet daim, demokrasi kaim, halkların kardeşliği baki olsun
Eş Genel Başkanlarımızın 29 Ekim açıklaması:
demparti.org.tr/tr/Ikinci-yu…
29 Ekim tarihinin biz Kürdler için bir başka anlamı vardır ve bu çok önemlidir.
Çünkü 2014 yılının 29 Ekim’inde, Güney Kürdistan’daki Peşmerge güçleri Kobani’deki soydaşlarının DAİŞ ile yürüttüğü savaşta onlara destek vermek amacıyla Rojava’ya geçmişlerdi.
Bu geçişte anlamlı olan bir başka husus ise, Peşmerge güçlerinin Rojava’ya geçerken Kuzey Kürdistan’da büyük bir sevgi seliyle karşılanmalarıydı.
Dolayısıyla bu tarih, kendi iradeleri hiçe sayılarak dört kolonyalist rejimin tahakkümüne maruz bırakılan kadim Kürd milletinin tarihinde bir millet dayanışması olarak anılacaktır.
Ercan İlgi̇n retweeted
✅ KÜRT MİLLİYETÇİSİ VE YAZAR ERCAN İLGİN: “KÜRTLERİ BİR HALK DEĞİL, BİR MİLLET OLARAK TANIMLAMALIYIZ”
✍️ Kürt milliyetçisi ve yazar Ercan İlgin, PWK Genel Başkanı Mustafa Özçelik’in kaleme aldığı iki yazıyı değerlendirerek, Kürtlerin bir halk olarak değil, bir millet olarak tanımlanması gerektiğini belirtti.
📌 Ercan İlgin’in değerlendirmesinin tamamı şöyle:
“PWK Genel Başkanı Sayın Mustafa Özçelik, biri geçtiğimiz hafta, diğeri bugün olmak üzere iki değerli yazı kaleme aldı.
Birinci yazısında, Türk devletinin ‘Tek devlet, tek millet’ paradigmasıyla Öcalan’ın ‘Ulus devlete karşıyız, demokratik ulus’ paradigmasının aynı anlayışın iki farklı söylemi olduğunu vurguladı. Ben de bu tespitine aynen katılıyorum. Nitekim kısa bir süre önce Rasti News’e verdiğim röportajda da bu tespitle paralel görüşler dile getirmiştim.
Sayın Özçelik, bugünkü yazısında da kendi partilerinin, DEM Parti öncülüğünde 25.10.2026 tarihinde Diyarbakır’da gerçekleştirilen toplantıya katılmama gerekçelerinin başında, Öcalan ve DEM Parti’nin bir millet olarak Kürtleri ve onların kolektif millî ve demokratik haklarını yok saydığı gerçeğinin bulunduğunu ifade etmiş.
Ben bu konuda da Sayın Özçelik’le aynı görüşü paylaşıyor ve onun bu perspektifini değerli buluyorum.
Çünkü bunun tersine bir tutum, Öcalan’a ve onun Türkiyeci çizgisine payanda olmaktan başka bir şey değildir.
Nitekim kendisini millî bir çizgide konumlandırma iddiasında olan kimi Kürt parti ve kurumlarının, yeri geldiğinde bu payandalık görevini bir ikbal uğruna bilerek ve isteyerek üstlendiği, hepimizin bildiği bir gerçekliktir.
Bunlar bir yana, Sayın Özçelik’in her iki yazısında da takdire şayan bir başka husus var. O da Kürtleri bir halk olarak değil, bir millet olarak tanımlamasıdır.
Çünkü Kürtler olarak kendinizi bir millet olarak değil, bir halk olarak tanımladığınızda, muhatabınız olan kolonyalist rejimden kendi millet gerçekliğinizi kabul etmesini de bekleyemezsiniz.
Umarım 1970’ler kuşağının kurduğu diğer partilerin liderleri ve sözcüleri ile bağımsız şahsiyetleri de elli yıldır dillerine pelesenk ettikleri ‘Kürt halkı’ kavramını bir yana bırakıp kendi mensubiyetlerini bir millet olarak tanımlamayı esas alırlar.” @ilgin_ercan
Slavoj Žižek'in canlı etkinlikler için 20.000-30.000 Dolar, sanal etkinlikler için 5.000-10.000 Dolar arası ücreti olduğunu aşağıdaki adres doğruluyor. Eğer bu kitabı bedavaya yazdıysa hakikaten davaya gönül vermiş demektir::))
Her harekete böyle gönüllü "'entelektüeller" versin Kozmos!
allamericanspeakers.com/spea…
Ercan İlgi̇n retweeted
Bayraminiz kutlu olsun. 10 Kasimda da anitkabirde goruruz muhtemelen!
İkinci yüzyılda Cumhuriyet daim, demokrasi kaim, halkların kardeşliği baki olsun
Eş Genel Başkanlarımızın 29 Ekim açıklaması:
demparti.org.tr/tr/Ikinci-yu…
“Açlıktan öldük, biz Girê Spî'de yerinden edilenlerin mallarını yağmaladılar, yaktılar" diye canhıraş bir haykırışının devamında "Şimdi kampta mahsur kaldık. Ne eczane var ne doktor, araba bile yok, biz ölüyüz" diyerek Rojava Kürdlerinin yaşadığı bir insanlık dramını dile getiriyor bu Kürd kadını.
Günü geldiğinde tarih, bir yandan bu yiğit Kürd kadının feryadını, diğer yandan Öcalan’ın talimatıyla, cihadist Şam rejimine kayıtsız şartsız teslim olmayı seçenlerin ihanetini yazacaktır.
Kimsenin bundan şüphesi olmasın.
"Açlıktan öldük" diyen Serêkaniyêli kadınlar yedi yıldır kampta
🔶 Dönüş konvoyu ertelenince Haseke'deki kampta yaşayan aileler yine çadırlarda kaldı. Ewaş Xidir, "Ne eczane var ne doktor, araba bile yok. Biz ölüyüz" dedi. 2019'da yerinden edilen 14 bini aşkın aileden yalnızca 3 bin 278'i evine dönebildi.
Haseke kırsalındaki Serêkaniyê kampında yaşayan Kürt aileler, dönüş konvoyunun bir kez daha ertelenmesiyle yeniden çadırlara mahkûm kaldı. Yaklaşık 800 aileyi Serêkaniyê'ye götürmesi planlanan yedinci konvoyu saldırıya uğraması sonrası 27 Ekim'de belirsiz bir tarihe ertelendi.
Serêkaniyê Yerinden Edilmişler Komitesi ertelemeyi "rutin işlemler ve düzenlemeler" ile açıkladı. Ancak kamptaki aileler, Girê Spî'ye dönmek isteyen Kürtlerin saldırıya uğramasının ardından korkuyla bekliyor.
Rûdaw'a konuşan Ewaş Xidir, konvoyun nereye gideceğini sordu. Xidir, "Girê Spî'de yerinden edilenlerin mallarını yağmaladılar, yaktılar" dedi.
Xidir kamptaki durumu da anlattı. "Şimdi kampta mahsur kaldık. Ne eczane var ne doktor, araba bile yok. Biz ölüyüz" diye konuştu.
Aileler sıcağa da soğuğa da dayanmayan yıpranmış çadırlarda yaşıyor. Kış yaklaşırken çadırlar yeniden yağmur ve çamur demek.
Dünyada bir üniversitenin bir başka üniversiteye bağlandığının bir örneği yoktur. Çünkü bir ülkede her bir üniversitenin, başarı veya başarısızlığına bakılmaksızın diğer üniversitelerle kurumsal bir denkliği vardır.
Dolayısıyla Şam rejiminin çıkardığı bu yasayı, Rojava’daki eğitim kurumlarını tasfiye etmesinin bir adımı olarak görmek gerekiyor.
Bunu da, Apocu paradigmanın, Kürdistan’ın her bir parçasında Kürdleri kolonyalist rejimlere entegre etme çabasının dramatik sonucu olarak okumalıyız.
Şam, Rojava ve Kobani üniversitelerinin bağımsızlığını bitirdi: Biri Fırat'a, biri Halep'e bağlandı
🔶Rojava'da on yıl önce kurulan iki üniversite artık kendi adıyla ayakta durmayacak. Suriye Yüksek Öğretim Kurulu, Rojava Üniversitesi'ni Fırat Üniversitesi'ne, Kobani Üniversitesi'ni de Halep Üniversitesi'ne bağladı.
rastinews.com/2433/sam-rojav…
İstanbul Barosu’nun iki gün önceki seçim sonucu, Türk toplumunda ırkçı-şoven zihniyetin yükselişinin en belirgin işaretidir.
Nitekim seçimi kazanan bu güruhun, seçim sonrasında büyük bir hınçla “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganını höykürmesini de, kendisini Türk olarak görmeyen ve bu bağlamda kendi milli kimliğini sahiplenen Kürdlere karşı, içinde bariz bir düşmanlık da barındıran bir meydan okuma olarak görmek gerekiyor.
Bu noktada kendi milli kimliğini sahiplenen her bir Kürd bireyi bu gerçekliği görmeli ve kendisine dayatılan entegrasyoncu paradigmayı sorgulamalıdır.
Yüksel hanım şahsen tanımaktan onur duyduğum saygın bir Kürd şahsiyetidir. Ona yönelik her türlü tehdit ve hakareti şiddetle kınıyorum.
Ercan İlgi̇n retweeted
Evet bu da böyle işte!
Şengal'de Ezidi gençleri Irak Ordusu'na dahil ettiler.
13 senedir Peşmergeye karşı direnen PKK, Şengal'de Irak Ordusu'na dahil oldu ve Ezidileri de Iraklı olmaya zorluyor.
Şimdilik 2 bin Ezidi Kürt genci Irak Ordusuna katıldı.
Bu sayı artacak.
PKK ve Kürtlük....
Nerede kalmıştık?
Ercan İlgi̇n retweeted
Süreç tıkanmadı, Kürt kamuoyu "tıkandı" denilerek hazırlanıyor
🔶 Devletin ağzından bugüne kadar tek bir "süreç tıkandı" cümlesi çıkmadı. Bu cümleyi her seferinde Kürt tarafı kurdu, her seferinde de ardından yeni bir adım geldi. İki yılı aşkın süredir yapılan şey bir piar çalışmasıdır.
🔶Aslında devletin ve Öcalan’nın en başından beri anlaştığı bir konu var. 27 Şubat metninde belirtildiği gibi hiç bir şart ileri sürülmeksizin devlet ve millet ile bütünleşme sürecidir.
🔶Örgütün bu adımları bir anda atması Kürt kamuoyunda tehlikeli bir kırılma yaratabilirdi, Öcalan'ın ve örgütün imajını zedeleyebilirdi. Bu yüzden süreç, kamuoyunu hazırlana hazırlana, sindire sindire yürütülüyor.
Bunu görmek için metinleri alt alta koymak yeterli.
🔶 Ben de bir gazeteci olarak aldığım duyumları burada sizinle paylaşmak isterim. Öcalan'ın konuta geçtiği doğru. Yanında hizmette bulunmak üzere aile fertlerinden birden fazla kişinin gittiği konuşuluyor. Yanına bir ekibin gittiği ve orada bir masanın kurulduğu da konuşulanlar arasında.
🔶Belçika masasının Süleymaniye'ye gidip orada beklediğini de biliyoruz.
Bunları şimdilik birer iddia olarak aktarıyorum.
rastinews.com/2405/surec-tik…
Amedspor üzerine yapılmış değerli bir analiz. Okunması dileğimle.
BAĞIMSIZLIKÇI KÜRTLERİN AMEDSPOR’A YAKLAŞIMINDA ATHLETIC BİLBAO VE BARCELONA DENEYİMLERİ
Özet
Bu çalışma, henüz bağımsız bir devlet statüsüne kavuşmamış Kürt milletinin ulusal kimlik inşası ve kamusal görünürlüğü bağlamında Amedspor’un konumunu, Athletic Club de Bilbao (Bask) ve Futbol Club Barcelona (Katalan) örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Futbol, modern dönemde yalnızca sportif bir faaliyet değil; Benedict Anderson’ın “hayali cemaat” kavramıyla da örtüşen biçimde ulusal kimliğin sembolik olarak üretildiği, kurumsallaştığı ve egemen devlet yapıları içinde müzakere edildiği bir kamusal alan olarak işlev görmektedir.[1] Türk devletinin asimilasyon politikaları ile Apocu hareketin entegrasyoncu çizgisinin Amedspor üzerindeki potansiyel etkileri göz önünde bulundurulduğunda, Kürt bağımsızlıkçıları açısından alanın terk edilmesi yerine eleştirel ve kurumsal özerkliği savunan bir katılımın daha rasyonel bir strateji oluşturduğu ileri sürülmektedir. Athletic Bilbao’nun cantera politikası ve Barcelona’nın “Més que un club” söylemi, egemen devletin lig sistemi içinde ayrı bir ulusal kimliğin kurumsal olarak korunabileceğini ve bu korumanın zorunlu olarak tüm taraftar kitlesinin aynı siyasi programı benimsemesini gerektirmediğini göstermektedir.
1. Giriş ve Kavramsal Çerçeve
Ulus-devlet dışı kalan milletler için spor, özellikle futbol, ulusal kimliğin kamusal alanda yeniden üretilmesinin en etkili araçlarından biri olagelmiştir. Eric Hobsbawm’ın “icat edilmiş gelenek” çerçevesi, futbol kulüplerinin nasıl ulusal sembollerin taşıyıcısı hâline gelebildiğini anlamada yararlıdır.[2] Amedspor, resmi olarak kolektif siyasi statüsü ve dilinin hukuki statüsü bulunmayan Kürt milletinin kitlesel buluşma ve kendini ifade etme alanlarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle kulüp, yalnızca sportif bir kurum değil; kültürel hegemonya ve siyasi temsil mücadelelerinin kesiştiği bir alan olarak değerlendirilmelidir.
Türk devletinin Kürtleri asimile etmeye yönelik politikaları ile Apocu hareketin yeni siyasi çizgisinin bu alanı araçsallaştırma potansiyeli göz ardı edilemez. Ancak Amedspor’un Türk futbol federasyonuna bağlı olması, onun kaçınılmaz biçimde bu politikaların bir uzantısı olacağı anlamına gelmez. Bu çalışmada, egemen devletin kurumsal alanı içinde ulusal kimliğin korunmasının mümkün olup olmadığı sorusu, Athletic Bilbao ve Barcelona deneyimleri üzerinden incelenmektedir. Bu karşılaştırma, kurumsal özerklik, kimlik sınırlarının nasıl çizildiği ve taraftar çoğulculuğunun nasıl yönetildiği boyutlarında yapılmaktadır.
2. Athletic Bilbao: Etnokültürel Sınırların Kurumsallaşması
Athletic Club de Bilbao, 1898’de kurulmuş olup 1911’den bu yana uyguladığı cantera (yerel yetiştirme) politikasıyla dünya futbolunda özgün bir konum işgal etmektedir. Bu politika, kulübün yalnızca Bask Ülkesi’nde (Bizkaia, Gipuzkoa, Araba, Nafarroa ile Fransa’daki Labourd, Soule ve Aşağı Nafarroa) doğmuş, yetişmiş veya bir Bask kulübünün altyapısında eğitim görmüş oyuncuları kadrosuna almasını öngörmektedir.[3] Politika, kulüp tüzüğünde açıkça yazılı olmamakla birlikte, kulübün resmi söyleminde “geleneksel sportif felsefe” olarak tanımlanmakta ve fiilen bağlayıcı bir kurumsal norm hâline gelmiştir.
Bu yaklaşımın tarihsel kökleri, 20. yüzyıl başındaki yabancı oyuncu kısıtlamalarına ve Bask milliyetçiliğinin gelişimine dayanmaktadır. Franco diktatörlüğü döneminde Bask bayrağı (ikurrina) yasaklanmış ve kulübün adı 1941’de Atlético Bilbao olarak değiştirilmiştir. Buna rağmen Athletic, 5 Aralık 1976’da Real Sociedad ile oynadığı maçta kaptanlar José Ángel Iribar ve Inaxio Kortabarria’nın sahaya ikurrina taşımasıyla sembolik bir direniş sergilemiştir. Bu eylem, Franco’nun ölümünden kısa süre sonra gerçekleşmiş ve Bask kimliğinin kamusal alanda yeniden görünür kılınmasının önemli bir anını oluşturmuştur.[4]
Athletic’in politikası, etnik-kültürel bir sınır çizmeyi tercih etmektedir. Bu sınır, oyuncu seçiminde coğrafi ve sosyalleşme temelli bir “Basklık” tanımı üzerinden işlemektedir. 1970’lerde “Operación Retorno” ile başka Bask kulüplerinden oyuncu transferine izin verilmesi ve sonradan Bask bölgesinde yetişmiş oyuncuların da kapsama alınması, politikanın katı etnik bir çerçeveden daha esnek bir kültürel-kurumsal tanıma evrildiğini göstermektedir. Bu model, egemen devletin liginde kalarak ayrı bir ulusal kimliğin kurumsal olarak yeniden üretilebileceğini kanıtlamaktadır. Kulübün bu politikayı sürdürmesi, taraftar anketlerinde de güçlü bir meşruiyet bulmaktadır; bir araştırmada taraftarların önemli bir kısmı, politikadan vazgeçmek yerine küme düşmeyi tercih ettiğini belirtmiştir.
3. FC Barcelona: Sivil-Kültürel Milliyetçilik ve Siyasi Çoğulculuk
1899’da kurulan FC Barcelona, “Més que un club” (Bir kulüpten daha fazlası) sloganıyla Katalan kimliğinin en önemli kurumsal temsilcilerinden biri hâline gelmiştir. Franco döneminde Katalanca ve Katalan sembollerinin baskı altında tutulduğu süreçte, Camp Nou stadyumu Katalan kültürel direnişinin önemli bir mekânı işlevi görmüştür.
Barcelona’nın 20 Eylül 2017 tarihli kurumsal açıklaması, bu yaklaşımın çağdaş bir ifadesidir. Açıklamada kulüp, “ülkenin, demokrasinin, ifade özgürlüğünün ve kendi geleceğini belirleme hakkının savunulması”na olan tarihsel bağlılığını vurgulamış; aynı zamanda “üyelerinin çeşitliliğine azami saygı” duyacağını açıkça belirtmiştir.[5] Kulüp, Katalonya’nın bağımsızlığını doğrudan savunmamış; ancak “karar hakkı”nın (dret a decidir) engellenmesini kınamış ve Katalan halkının çoğunluğunun iradesini destekleyeceğini ifade etmiştir.
Bu tutum, sivil-kültürel bir milliyetçilik anlayışını yansıtmaktadır. Barcelona, Katalan kimliğini tüm taraftarlarının aynı siyasi programa bağlı olmasını gerektirmeden korumaktadır. Bağımsızlık yanlısı olmayan veya farklı siyasi tercihlere sahip taraftarlar da kulübün Katalan kimliğine ortak miras olarak sahip çıkabilmektedir. Bu model, ulusal kimliğin siyasi programdan görece özerk bir biçimde kurumsallaşabileceğini göstermektedir. Kulüp yönetiminin bu çoğulculuk vurgusu, kurumsal meşruiyetini geniş bir taraftar kitlesi nezdinde korumasına olanak tanımaktadır.
4. Kürt Toplumunda Amedspor Algısı: 2026 Araştırmasının Bulguları
Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC) ve Rawest Araştırma tarafından Friedrich-Ebert-Stiftung desteğiyle yürütülen “Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması” (2026), Türkiye’nin 19 ilinde 1.471 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilmiştir. [6] Araştırmanın bulguları, Amedspor’un Kürt toplumunda yalnızca sportif bir kurum olmanın ötesinde güçlü bir kimlik ve aidiyet alanı haline geldiğini göstermektedir.
Yetişkin Kürtler arasında Amedspor’u birinci veya ikinci takımı olarak görenlerin oranı yüzde 32’ye ulaşmıştır. Bu grubun Türkiye genelindeki karşılığı 2026 itibarıyla 4 milyonu aşmış olup, 2023’te yaklaşık 1 milyon olan bu sayı dört yılda dört katına çıkmıştır. Amedspor, 10 üzerinden 5,9 puanla Kürtler arasında en yüksek sempati gören kulüp konumundadır; onu Galatasaray (4,4) ve Batman Petrolspor (4,1) izlemektedir.
Katılımcıların yüzde 38’i Amedspor’u “kimliğin temsilcisi” olarak tanımlarken, yüzde 38’i “hem futbol takımı hem de kimliğin taşıyıcısı” olarak görmektedir. Yalnızca bir futbol takımı olarak görenlerin oranı yüzde 24’te kalmaktadır. Amedspor’a olumlu yaklaşanların başlıca gerekçeleri arasında “Kürt kimliğini temsil etmesi” ve “Kürt takımı olması” öne çıkmaktadır. Kürtçe konuşma düzeyi, Newroz’a katılım ve güçlü “Kürtlük hissi” ile Amedspor taraftarlığı arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir.
Bu veriler, Amedspor’un Kürt toplumunda kitlesel bir buluşma ve kimlik ifadesi alanı olarak kurumsallaştığını ortaya koymaktadır. Athletic Bilbao ve Barcelona örneklerinde olduğu gibi, egemen devletin lig sistemi içinde faaliyet göstermek, ulusal kimliğin görünür kılınmasına engel olmamakta; aksine, bu alanda daha geniş bir toplumsal taban oluşmasına olanak tanımaktadır. Ancak araştırmanın da işaret ettiği üzere, bu görünürlük aynı zamanda siyasi ve kültürel taleplerle iç içe geçmektedir.
5. Sonuç
Athletic Bilbao ve Barcelona deneyimleri, egemen bir devletin futbol sistemine dahil olmanın, ayrı bir ulusal kimliğin kurumsal olarak korunmasına ve görünür kılınmasına engel olmadığını göstermektedir. Athletic Bilbao, etnik-kültürel sınırlara dayalı cantera politikasıyla Bask kimliğini kurumsallaştırırken; Barcelona, sivil-kültürel bir çerçevede ve taraftar çoğulculuğunu tanıyarak Katalan kimliğini korumaktadır.
2026 KSC-Rawest araştırmasının bulguları, Amedspor’un Kürtler arasında benzer bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Kulübün taraftar sayısının dört yılda dört katına çıkarak 4 milyonu aşması ve katılımcıların büyük çoğunluğunun kulübü kimlikle ilişkilendirmesi, bu alanın terk edilmesi yerine eleştirel bir katılımın daha anlamlı olduğunu desteklemektedir.
Amedspor açısından belirleyici mesele, kulübün Türkiye liginde faaliyet gösterip göstermemesi değil; Kürt dilini, kültürünü ve ulusal sembollerini ne ölçüde özgürce temsil edebildiği, yönetiminin ne ölçüde özerk kaldığı ve taraftarların farklı siyasi görüşlerini ne ölçüde ifade edebildiğidir.
Bir ulusal kimliğin egemen devletin kurumları içinde görünür olması, o kimliğin asimile edildiği anlamına gelmediği gibi; futbol sahasında görünür olması da siyasi hakların tanındığı anlamına gelmez. Kürt bağımsızlıkçıları açısından rasyonel strateji, bu alanı terk etmek yerine, kulübün kurumsal özerkliğini ve Kürt kimliğinin çoğulcu temsilini savunan eleştirel bir katılım geliştirmektir.
Dipnotlar
[1] Anderson, Benedict. Imagined Communities: Reflections on the Origin and Spread of Nationalism. London: Verso, 1983.
[2] Hobsbawm, Eric. “Introduction: Inventing Traditions.” In The Invention of Tradition, edited by Eric Hobsbawm and Terence Ranger. Cambridge: Cambridge University Press, 1983.
[3] Athletic Club’ın resmi sitesinde ve tarihsel literatürde cantera politikasının coğrafi kapsamı bu şekilde tanımlanmaktadır.
[4] 5 Aralık 1976’daki ikurrina eylemi, Franco sonrası Bask kimliğinin kamusal yeniden görünürlüğü bağlamında sıkça referans verilen sembolik bir andır.
[5] FC Barcelona’nın 20 Eylül 2017 tarihli kurumsal açıklaması, kulübün resmi duyurusu olarak yayınlanmıştır.
[6] Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC) ve Rawest Araştırma, Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması / 2026. Ayrıntılı bulgular için bkz.
ksc.org.tr/amedspor_2026/
#Amedspor #AthleticBilbao #Barcelona #UlusalKimlik #KürtFutbolu
#Amedspor #TîmaGel #Kürt #Kurdistan #Barcelona
#Amedspor #FutbolVeSiyaset #Bağımsızlık #UlusalKimlik #Kürt
Ercan İlgi̇n retweeted
Silahlı mücadele sona erdiğine, örgüt de kendini feshedip silahlarını yaktığına göre, yalnızca kayıp sayısını açıklamakla yetinilemez.
Elli yıllık silahlı mücadele bütün yönleriyle sorgulanmalıdır. 1990'larda örgüte katılıp akıbeti hâlâ bilinmeyenlerin başına ne geldiği, kimlerin hangi gerekçelerle infaz edildiği, sonradan kimlerin neden şehit ilan edildiği açıklanmalı; hem infazı gerçekleştireni hem de infaz edileni aynı anda şehit ilan eden anlayışın kendisi de sorgulanmalıdır.
2004 sürecinden sonra örgütün aldığı kararlar ve gerçekleştirdiği eylemler de aynı şekilde hesaba çekilmelidir. Bu başlıklar arasında en ağırı, Kürdistan tarihinin en sarsıcı olaylarından biri olan 2015 Hendek olaylarının muhakemesi yapılmalı, hesabı verilmeli.
Murat Karayılan 41 yıllık kayıp bilançosunu açıkladı, rakam 50 bine yaklaşıyor
🔶Hareket Yönetimi üyesi Murat Karayılan, yaşamını yitiren PKK üyesi üye sayısının 40 bini bulduğunu, sivillerle birlikte toplam kaybın 50 bine yaklaştığını söyledi. Kimliği henüz duyurulmayan 157 kişinin listesi iki ay içinde paylaşılacak.
rastinews.com/2353/murat-kar…































