Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Allah’tan yardım dile, aciz olma. Bir musibet başına gelirse: “Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi” deme. “Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur” de! Zira “keşke” kelimesi Şeytan'ın yapacağı işlere kapı açar.”
[Sahih-i Müslim 2664 ]
İbn Useymîn رحمه الله şöyle der:
“Kalbindeki sıkıntılardan seni kurtarmaları için hangi doktora başvurursan başvur, Kur’ân’ın yerini tutacak hiçbir şey bulamazsın.”
Hasan el-Basrî (rahimehullah), Mutarrif b. Abdullah eş-Şıhhîr’e şöyle dedi:
“Ey Mutarrif! Arkadaşlarına nasihat et.”
Mutarrif şöyle cevap verdi:
“Kendim yapmadığım bir şeyi onlara emretmekten korkuyorum.”
Bunun üzerine Hasan el-Basrî (rahimehullah) şöyle dedi:
Allah sana rahmet etsin! Hangimiz söylediği her şeyi eksiksiz yerine getirebiliyor ki? Şeytanın asıl sevindiği şey işte budur: Sizden hiç kimsenin iyiliği emretmemesi ve kötülükten sakındırmamasıdır.”
el-Kâmil/1/194
Mü'min (Gâfir)-64:
اَللّٰهُ الَّذٖی جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّیِّبَاتِؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖینَ
Meali: Yeryüzünü sizin için durulacak bir karargâh, göğü de (üstünüze) bina yapan, size şekil veren, şeklinizi de güzelleştiren, size temiz, helal şeylerden rızık veren (ancak) Allah’tır. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
Mü'min (Gâfir)-61:
اَللّٰهُ الَّذٖی جَعَلَ لَكُمُ الَّیْلَ لِتَسْكُنُوا فٖیهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاؕ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَشْكُرُونَ
Meali: Allah, size dinlenmeniz için geceyi, (çalışmanız için de) aydınlık olarak gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütufkârdır; buna rağmen insanların çoğu şükretmezler.
Mü'min (Gâfir)-60:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓی اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖینَ یَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖی سَیَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖینَࣖ
Meali: Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, (isteyin) size karşılık ver(ip duanızı kabul ed)eyim. Çünkü bana ibadet/kulluk etmeye karşı kibirlenip (buna) tenezzül etmeyenler, aşağılıklar olarak cehenneme gireceklerdir.
Mü'min (Gâfir)-59:
اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِیَةٌ لَا رَیْبَ فٖیهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یُؤْمِنُونَ
Meali: Hiç şüphesiz (kıyamet) saat(i) kesinlikle gelecektir. Onda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Mü'min (Gâfir)-58:
وَمَا یَسْتَوِی الْاَعْمٰى وَالْبَصٖیرُ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُسٖٓیءُؕ قَلٖیلًا مَا تَتَذَكَّرُونَ
Meali: Kör ile gören; iman edip sâlih amel işleyenler ile kötülük yapan aynı olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
Mü'min (Gâfir)-57:
لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَعْلَمُونَ
Meali: Elbette, göklerin ve yerin yaratılışı, insanların yaratılışından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu (bu kadarını) bilmezler.
Mü'min (Gâfir)-56:
اِنَّ الَّذٖینَ یُجَادِلُونَ فٖٓی اٰیَاتِ اللّٰهِ بِغَیْرِ سُلْطَانٍ اَتٰیهُمْۙ اِنْ فٖی صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغٖیهِۚ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِؕ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖیعُ الْبَصٖیرُ
Meali: Kendilerine (Allah’tan) gelmiş bir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında mücadele eden (ve beğenmeyip içlerine sindiremeyen)ler var ya, (bu) onların içlerindeki asla ulaşamayacakları bir büyüklük (hevesin)den başka bir şey değildir. Hemen sen (onların şerrine karşı) Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, görendir.
Mü'min (Gâfir)-51:
اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا فِی الْحَیٰوةِ الدُّنْیَا وَیَوْمَ یَقُومُ الْاَشْهَادُۙ
Meali: Şüphesiz biz, peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şâhitlerin (şâhitlik için kalkıp) dikileceği günde, elbette yardım edeceğiz.
Nice şehvet vardır ki, bir itibarı yıkmış, bir başı öne eğdirmiş, bir ismi çirkinleştirmiş, bir kınanmayı miras bırakmış, bir zilleti ardından getirmiş ve yıkamakla geçmeyen bir lekeyi sabitlemiştir.
Ama, heva sahibinin gözü kördür.
-İbn Kayyım
Mü'min (Gâfir)-47:
وَاِذْ یَتَحَٓاجُّونَ فِی النَّارِ فَیَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ𐻾ا لِلَّذٖینَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصٖیبًا مِنَ النَّارِ
Meali: O vakit, ateşin içinde (inkârcı önderlerle, onlara uyan takım) birbiriyle tartışacaklar. Güçsüzler takımı (dünyada) büyüklük taslayan (Allah’a teslimiyeti küçümseyen önder)lere: “Doğrusu biz (hak dine aykırı işlerde) size uymuştuk. Şimdi siz, bir parçacık (olsun) bizi ateşten kurtarabilir misiniz?” derler.
Mü'min (Gâfir)-48:
قَالَ الَّذٖینَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ فٖیهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَیْنَ الْعِبَادِ
Meali: Büyüklük taslayan (güç ve yetki sahibi olan)lar da: “Biz hepimiz onun içindeyiz (biz kendimizi de kurtaramadık). Şüphesiz Allah, kullar arasında kat’î hükmü verdi.” diyecekler.
Mü'min (Gâfir)-42:
تَدْعُونَنٖی لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهٖ مَا لَیْسَ لٖی بِهٖ عِلْمٌؗ وَاَنَا𐻾 اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزٖیزِ الْغَفَّارِ
Meali: “Siz beni, Allah’a karşı kâfirliğe/nankörlüğe ve kendileri hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben de sizi O çok üstün, çok bağışlayan (Allah’)a davet ediyorum.”
Mü'min (Gâfir)-40:
مَنْ عَمِلَ سَیِّئَةً فَلَا یُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو𐻾لٰٓئِكَ یَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ یُرْزَقُونَ فٖیهَا بِغَیْرِ حِسَابٍ
Meali: “Kim bir kötülük işlerse (ona) ancak o kötülük kadar ceza verilir. (Fakat) erkek ve kadın kim de mü’min olarak sâlih (sevabı olan) bir iş yaparsa işte onlar cennete girerler; orada hesapsız rızıklandırılırlar.”
Mü'min (Gâfir)-39:
یَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَیٰوةُ الدُّنْیَا مَتَاعٌؗ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِیَ دَارُ الْقَرَارِ
Meali: “Ey kavmim! Bu dünya hayatı geçici bir faydalanma (ve eğlence)den ibarettir. Âhiret hayatı ise doğrusu (işte) asıl (devamlı) durulacak yurt orasıdır.”
“Allah Teâlâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır.”
(Buhârî, Edeb,19; Müslim, Tevbe, 21)

