
Önemli gördüğüm haberleri sunarım. Sert polemikler hariç, ara ara siyasete girebilirim. Hayat felsefem Türkçülüktür. İletişim için: [email protected]
Joined May 2019
- Tweets21.9K
- Following910
- Followers118K
- Likes36.8K
Pinned Tweet
Bu Zamana kadar yazdığım ve yazacağım tüm Bilgiselleri bu tweet altında topluyorum,keyifli okumalar.
Bu gözler bugünleri de mi görecekti..
🔴ASELSAN'dan Taşınabilir Hava Savunması: Konteynerli GÖKDENİZ ve GÖKSUR İlk Kez EURONAVAL'da!
ASELSAN, GÖKDENİZ ve GÖKSUR'un konteynerli, taşınabilir konfigürasyonunu ilk kez EURONAVAL'da tanıttı.
Konteynerli yapı, kendi güç kaynağı ve entegre operatör çalışma ortamıyla bağımsız çalışıyor. Sivil ve askerî gemilerden kritik tesislere kadar geniş bir alanda hava savunması sunuyor.
Modüler yapısı sayesinde hızla kurulabiliyor, taşınabiliyor ve farklı ihtiyaçlara göre yeniden konuşlandırılabiliyor.
GÖKDENİZ'in taşınabilir versiyonu, stratejik su yollarından geçen ticari gemileri ve tankerleri dronlara karşı korumayı da hedefliyor.
🇹🇷Dünyada başka örneği yok: LÜFER, su altında dengeleri değiştirmeye hazırlanıyor.
Türk mühendislerin geliştirdiği insansız su altı keşif ve taarruz aracı LÜFER, 15 kilometrelik fiber optik kablosu ve maliyet etkin yapısıyla envantere girmek için gün sayıyor.
Barbarossa retweeted
Amerikalı Trump muhalifi tv program yapımcısı Tucker Carlson, Netanyahu’nun baskısıyla Trump yönetiminin İran’a karşı taktik nükleer silah kullanabileceğini ileri sürüyor. Bu iddia doğruysa insanlık tarihinin en tehlikeli eşiklerinden biriyle karşı karşıyayız.
1. 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atan ABD, 81 yıl sonra nükleer silahı yeniden kullanırsa yalnızca İran’a değil, bir canlı türü olarak insanlığın geleceğine saldırmış olacaktır. Pandora’nın kutusu yeniden açılacak, nükleer tabu yıkılacaktır.
2.Amerikan halkının geleceği kararır. Gazze nedeniyle İsrail’in yaşadığı uluslararası meşruiyet krizinin çok daha ağırını ABD yaşayabilir. Milyonlarca masum Amerikalı, öğrenciler, bilim insanları, iş insanları ve gelecek kuşaklar, hükümetlerinin işlediği suçun ahlaki ve siyasi sonuçlarını taşımak zorunda kalabilir. Amerikan pasaportu küresel saygınlığın değil, tarihsel utancın sembolüne dönüşebilir.
3.Böyle bir cinnetin sorumluluğu yalnızca Trump’a yüklenemez. Bu felaketi önlemeyen Kongre, hükümet, muhalefet ve karar mekanizmaları da sorumlulukları ölçüsünde tarihin yargısından kaçamaz. Üstelik bugün İran’a nükleer silah kullanan bir ABD, yarın başka bir devlete, hatta kendi müttefikine karşı aynı tehdidi yöneltebilir.
4, Böyle bir eylemi gerçekleştiren ABD, siyasi, askerî ve ekonomik gücü ne olursa olsun insanlığın vicdanında mahkûm olur. ABD artık bir parya devlete dönüşür. Böyle bir olasılıkta ABD büyükelçilerinin istenmeyen kişi ilan edilmesi, diplomatik ilişkilerin kesilmesi ve kapsamlı uluslararası tecrit gündeme gelmelidir. NATO üyeleri de böyle bir devletle aynı ittifakta kalmayı sorgulamalı, gerekirse ittifaktan ayrılmalıdır.
Bir dağın altındaki tesisi yok etmek veya Netanyahu’nun siyasi geleceğini kurtarmak uğruna insanlığın geleceği ateşe atılamaz.
Hiçbir devlet, hiçbir lider, hiçbir ittifak insanlığın üzerinde değildir.
1945’te nükleer silah kullanan Amerika, 2026’da bu tabuyu yeniden yıkarsa yalnızca İran’ı değil, kendi uygarlığının ahlaki temellerini de parçalayacaktır.
Tarih, Amerikan halkının ve kurumlarının bu felaketi neden önleyemediğini sorgulayacaktır.
Under pressure from Israeli prime minister Benjamin Netanyahu, the Trump administration may be within days of launching a nuclear strike on Iran. The target would be Pickax Mountain in central Iran, where Israeli intelligence claims the Iranian government has restarted its nuclear enrichment program. No conventional weapon in the American arsenal can penetrate 300 feet of solid granite to destroy the tunnels where enrichment is supposedly taking place. The only military option is a nuclear strike. Netanyahu has been pushing hard for one. “Bibi calls Trump about it every day,” says an informed observer.
Netanyahu is cornered and desperate. After last week’s election results, he can’t form a government unless Trump intervenes directly in Israeli politics and brokers a deal with other parties that gives Netanyahu 61 seats in the Knesset. Otherwise, he is out as prime minister and on his way to ignominy, investigations and possibly jail. Netanyahu must stay close to Trump. He needs this war.
To that end, he’s applied maximum pressure to his closest allies in the administration, including Secretary of Defense Pete Hegseth and CENTCOM commander Brad Cooper. Both oppose a negotiated settlement to the war they’ve so grievously mismanaged; both are pushing to restart major combat operations. Secretary of State Marco Rubio and CIA director John Ratcliffe are also following Netanyahu’s lead, as are leaders of the Democratic Party. In a recent meeting on the subject, former president Barack Obama said he opposes the current Iran peace deal being drafted in Doha.
The rest of America’s longtime allies in the Middle East are terrified by the prospect of more war. On September 27th, Netanyahu flew secretly to Abu Dhabi to enlist the UAE in his lobbying effort for a final attack on Iran. The Emiratis refused. After eight months of conflict, Gulf economies are teetering. So are global energy and fertilizer markets. They won’t recover soon. Globally, there are a total of about 850 supertankers used to transport oil from producers to the rest of the world. In October alone, 11 of them were badly damaged in Hormuz. At this pace, a global depression is imminent. A nuclear strike would radically accelerate the destruction. Fallout from a ground explosion at Pickax Mountain would contaminate the Persian Gulf, poisoning the water supply for 100 million people.
And those are just some of the immediate consequences for the region. The rest of the world is every bit as exposed. No country other than the United States has ever used a nuclear weapon in war. Some would like to. An American nuclear attack on Iran would set a new precedent. The Russians have already told at least two other governments that an American nuclear strike on Iran would free them to use nuclear weapons against Ukraine. Pakistan and India would be tempted to do the same against each other, as would North Korea against Seoul. After the first nuclear strike, World War Three is inevitable. That war would be short and final.
We’ve been sleepwalking toward this moment for months. Since February, the administration has quietly rewritten America’s nuclear doctrine to make first use of so-called “battlefield nukes” easier and therefore more likely. No one in Washington in either party seems bothered by this. Now we’re on the brink of it.
Close observers say Trump is likely to decide by next weekend whether or not to use nuclear weapons. That would be November 7, six days from now. To his credit, he’s hesitating. At the moment, Trump is listening to his vice president, JD Vance, and to his envoy and friend Steve Witkoff, both of whom argue a deal with Iran can be made.
They’re right, though it won’t be simple. The Iranians are famously frustrating to negotiate with under any circumstances, and elements of that government have become more radical since Ayatollah Ali Khamenei and his family were killed in February. After decades of isolation, even relatively moderate Iranian leaders seem confused by how decisions are made in the West. (There is a widespread belief in Tehran, for example, that the United States government controls Israel.) But overall, people who have spoken to decision-makers in Iran say there is consensus there that more war is bad for everyone and a deal is worth making.
One group that hasn’t been consulted so far is the global population — the hundreds of millions of people who will be killed along with their children if Trump is pushed by Netanyahu into launching a nuclear strike next week. Now would be the time for them to speak up.
Barbarossa retweeted
MILLI GÜVENLIK MESELESI ‼️
Askerî sağlık sistemi, yalnızca TSK’ya sağlık personeli yetiştirmek veya birkaç hastaneyi askerî ihtiyaçlara göre düzenlemekten ibaret değildir.
Modern askerî tıbbın tüm alanlarını kapsayan, kendine özgü uzmanlıkları ve kurumsal yapısıyla bütüncül bir sistemdir.
Millî güvenliğin vazgeçilmez bir unsurudur.
İhmal edilemez!
@KAYIHANPALA
ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ - HALA NE BEKLENİYOR ?
🔺 Ateş altında ilk müdahale, harp cerrahisi ve ileri travma müdahalesi, kesintisiz tahliye zinciri; ancak askerî tıp doktrini, eğitimi ve teşkilatıyla başarı ile yürütülebilir.
🔺 Çatışmada bazen “altın saat” değil, altın dakikalar vardır.
🔺 Türkiye’de askerî sağlık sisteminin yeniden tesis edilmesi ertelenemez bir millî güvenlik ihtiyacıdır.
🔺 Gecikmenin telafisi olmayan sonuçlar doğurması maalesef kaçınılmazdır !
Barbarossa retweeted
Petrol gelirleri ile dünyanın en modern silahlarını satın alabilirsiniz. Peki savaşma iradesini, askerî geleneği ve zafer kazanma yeteneğini de satın alabilir misiniz?
Yeni Substack yazımda Suudi Arabistan’ın askerî açmazını İbn Haldun’un asabiyet teorisinden Arap-İsrail savaşlarına, hanedan güvenliğinden Yemen deneyimine kadar tarihsel ve stratejik boyutlarıyla inceledim.
Yazımın Türkiye açısından en önemli boyutu ise olası Mekke Paktı ve benzeri askerî ittifakların doğurabileceği yükümlülüklerdir. Türkiye'nin köklü askerî birikimi ve yetişmiş insan gücü dikkate alındığında, bu tür düzenlemelerin millî çıkarlar, karşılıklılık ve stratejik sorumluluk dengesi temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladım.
Çünkü silah satın alınabilir, ancak askerî gelenek, savaşma iradesi ve insan gücünün niteliği parayla elde edilemez.
Suudi Arabistan Neden Savaşamıyor?
mavivatan.substack.com/p/suu…
Barbarossa retweeted
Bu önemli başarıda emeği geçenleri kutluyorum.
Mavi Vatan şüphe yok ki suyun altında daha güçlü ve etkili deniz gücüne ihtiyaç duyuyor.
Bu alanda yaşanan her gelişme geleceğimizin sürdürülebilir başarılarına imkan tanıyacaktır.
DATUM’UN LÜFER Tel Güdümlü Sualtı Keşif ve Taarruz Aracı, SAT Komandoları tarafından başarıyla kullanıldı
19-27 Ekim 2026 tarihleri arasında Antalya Deniz Komutanlığı’nda düzenlenen İnsansız Deniz Sistemleri Tatbikatı TURNAs-2026 ve Datum AŞ’nin Türk Deniz Kuvvetleri’nin Deniz Komandoları için geliştirdiği LÜFER Tel Güdümlü Sualtı Keşif ve Taarruz Aracı, SAT Komandoları tarafından başarıyla kullanıldı.
İstanbul Teknik Üniversitesi merkezli bir savunma sanayii şirketi olan Datum Denizaltı Teknolojileri Uygulama ve Mühendislik AŞ (datum-subs.com), LÜFER Tel Güdümlü Sualtı Keşif ve Taarruz Aracı’nı ilk kez Teknofest 2026 Mavi Vatan’da duyurmuştu. Bir kişi tarafından rahatlıkla taşınabilecek boyutlarda tasarlanan bir mini torpido görünümlü insansız sualtı aracı (İSA) patlayıcısı hariç 1.2m boya ve sadece 13kg ağırlığa sahip. İçerisinde 15km’ye kadar fiber optik kablo makarası bulunan araç deniz komandoları tarafından karadan, lastik bottan, helikopterden ve hatta sualtından kumanda edilebilecek şekilde geliştirildi. Operatör ve Lüfer arasındaki bağlantı fiber optik kablo ile sağlanmakta olduğu için yoğun elektronik harbin olduğu kablosuz haberleşmenin mümkün olmadığı koşullarda dahi sağlıklı bir iletişimi sağlayabilmekte, uzaktan kumanda edilebilmekte ve HD kamera görüntüsü iletebilmektedir. Bu özelliği ile deniz komandoları kendilerini riske atmadan güvenli bir mesafeden keşif gözetleme faaliyetleri yürütebilmekte ve istenirse Lüfer’i bir patlayıcı başlık ile kamikaze olarak kullanabilmektedir. Sahip olduğu patlayıcı, özellikle kamera görüntüsü ile takip edilerek geminin pervane şaftı, dümeni gibi hassas bölgelerinde patlatılarak büyük gemileri dahi harekattan sakıt bırakabilecek şekilde tasarlanmıştır.
19-27 Ekim 2026 tarihleri arasında Antalya Deniz Komutanlığı’nda düzenlenen İnsansız Deniz Sistemleri Tatbikatı TURNAs-2026 seçkin gözlemci günü senaryoları, SAT Komandolarının lastik bot ile çıkartma yapılacak sahile güvenli bir mesafeden Lüfer’i indirmeleri ve onu kullanarak uzaktan keşif faaliyeti yürütmeleri ve sahilde saptanan hedeflere dron saldırıları gerçekleştirmeleri ile başlamıştır.
Tatbikat'ta Datum AŞ, Lüfer Tel Güdümlü Sualtı Keşif ve Taarruz Aracı’nın yanı sıra, Lüfer ile aynı yazılımı ve fiber optik teknolojisini kullanan 80km menzile sahip Kofana Tel Güdümlü Mayın Taşıyıcı ve Taarruz Aracı’nı da sergiledi. Kofana, gövdesinde bir adet Malaman mayını taşımak ve bu patlayıcı ile istenirse sualtı kamikaze görevleri üstlenmek, istenilen bölgede sualtında yatırılıp bekletilmek yahut Malaman Mayını’nı dökerek üsse geri dönmek üzere tasarlanan büyük ölçekli bir insansız sualtı aracıdır.
Lüfer ve Kofana İnsansız Sualtı Araçları, DATUM AŞ'nin özsermayesi ile geliştirilmektedir.
#datum #trnavy #satkomando #denizkomando #navyseal #torpedo #uuv #lufer
Sayın Amiralime bir ek de ben yapayım, Libya anlaşması sonucu elde ettiğimiz deniz alanını kapsayan 26-28. Meridyenler arasında niçin henüz hiç sismik/sondaj çalışmaları yapılmamıştır ?
DOĞU AKDENİZ !
Libya - Türkiye Anlaşmasının onaylanması önemli ve olumlu bir gelişmedir.
Ancak denizlerdeki hak ve menfaatlerimizin korunmasına ilişkin sorulması gereken sorular da vardır !
⚓️ Doğu Akdeniz’de münhasıran haklarımız bulunan alanlarda Aralık 2020’den bugüne kadar neden arama / sondaj yapılmıyor ?
⚓️ Çok önemli olduğu aylarca önce açıklanan “Deniz Yetki Alanları Yasa Tasarısı” neden ikinci defa ertelenmiştir ?
Barbarossa retweeted
YUNANİSTAN VE GKRY’NİN DOĞU AKDENİZ’DE GERGİNLİĞİ ARTIRABİLECEK HAMLESİ!
Girit–GKRY denizaltı elektrik bağlantı projesi (Great Sea Interconnector) kapsamında araştırma yapacak Fransız bayraklı Abeille Marengo gemisi, Girit Adası’ndaki Kandiye Limanı’na ulaşmıştır.
Araştırma faaliyetlerine ilişkin NAVTEX’in kısa süre içerisinde yayımlanacağı belirtilmektedir.
Projenin ana yüklenicisi Fransız Nexans şirketidir. Ayrıca Fransız Meridiam şirketi de projenin çoğunluk hissedarıdır.
Bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı hakları ve deniz yetki alanlarına ilişkin menfaatleri açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
Öncelikle Fransa ve Yunanistan nezdinde gerekli diplomatik girişimler gecikmeksizin gerçekleştirilmeli; araştırma faaliyetlerinin Türkiye’nin ilan ettiği kıta sahanlığı sınırlarıyla örtüşen alanları kapsayıp kapsamadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunması, gelişmelerin gerisinden gidilmesini değil, önceden hazırlıklı olunmasını gerektirmektedir.
Türkiye’nin deniz yetki alanlarından kaynaklanan haklarından taviz verilmeden, uluslararası hukuka uygun kararlı ve öngörülü bir yaklaşım benimsenmelidir.
@TC_Disisleri
@tcsavunma
Barbarossa retweeted
DENİZ YETKİ ALANLARI KANUNU DAHA FAZLA ERTELENMEMELİ ⚓️🇹🇷
Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumak, uluslararası hukuktan doğan yetkilerinin kullanılmasını güçlü ve bütüncül bir iç hukuk düzenlemesine kavuşturmak stratejik bir gerekliliktir.
Haziran ve ekim aylarında TBMM’ye sunulması beklenen Deniz Yetki Alanları Kanun Teklifi’nin bir kez daha ertelenmesi önemli bir eksikliktir.
Kanunda şu hususlar öncelikle ele alınmalıdır:
• Deniz altı kablo ve boru hatları: GSI gibi projelerde uluslararası hukuka uygun bildirim, koordinasyon, denetim ve koruma usulleri,
• Deniz koruma alanları: Ege ve Akdeniz’deki deniz parklarının ilanı, yönetimi ve denetimi işlemleri,
• Bilimsel araştırma ve enerji faaliyetleri: Kıta sahanlığındaki araştırma, sondaj ve doğal kaynak faaliyetlerine ilişkin hak ve yetkiler,
• Balıkçılık: Karasularımızın ötesindeki deniz alanlarında canlı kaynakların korunması, yabancı balıkçı gemilerinin faaliyetlerinin düzenlenmesi ve uluslararası hukuka uygun balıkçılık yetki alanlarının oluşturulması,
• Kritik deniz altyapısı: Deniz altı kabloları, boru hatları ve açık deniz enerji tesislerinin güvenliği,
• EGAYDAAK: Ege’de egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar konusundaki ihtilafların, ada isimleri belirtilmeden ve Türkiye’nin hukuki tezlerine halel getirmeden ele alınması,
• İdari ve hukuki mekanizmalar: Kurumların yetki ve sorumlulukları ile denetim ve yaptırım usulleri.
Kanunun yasalaşmasının ardından Doğu Akdeniz’de MEB ilanı ve “önce ilan, sonra müzakere ve anlaşmalar” yaklaşımı tüm boyut ve sonuçları ile değerlendirilmelidir.
Barbarossa retweeted
ALTAY TANKI !
Dünyada çok az devletin başarabildiği, çok uluslu ortaklıkların dahi ciddi güçlüklerle karşılaştığı, bazılarının ise başarısız olduğu yeni nesil savaş uçağı geliştirme alanında KAAN, Türkiye’nin gurur verici bir başarısıdır. Yeni prototipinin uçuşa hazırlanması da önemli bir aşamadır.
Ancak böylesine ileri teknolojiye sahip bir savaş uçağı geliştirirken, çok uzun süredir millî ana muharebe tankımızın taahhütlere rağmen seri teslimatlarını sağlayamamamız üzücü ve sorgulanması gereken bir durumdur.
ALTAY üretim tesisi 28 Ekim 2025’te açıldı. O dönemde üretim hattındaki 12 tank gövdesi haberleştirildi. Aradan yaklaşık bir yıl geçti.
2026’da teslimi taahhüt edilen 11 tanktan kaçı TSK’ya teslim edildi? Kalanlar ne zaman teslim edilecek? Gecikme varsa gerekçeleri nelerdir?
ALTAY ve en az onun kadar kritik 20 yıllık TF-2000 projelerinde gecikmeler ve öngörü eksikliği sorgulanmalıdır. Hatalar önceki yönetimlere ait olabilir; ancak kurumsal süreklilik ve hesap verebilirlik esastır.
Her alanda olduğu gibi savunma sanayiinde de başarının temeli; etkin kurumsal yönetim, adil ve denetlenebilir proje yönetimi ile liyakate dayalı personel sistemidir.
Bu ilkeler; gerçekçi hedefler, taahhütlere bağlılık, kamuoyunun şeffaf biçimde bilgilendirilmesi, hatalardan ders çıkarılması, kurumsal özeleştiri ve düzeltici tedbirlerle tamamlanmalıdır.
Aksi takdirde kurumlarımızın güvenilirliği ve savunma sanayiimize duyulan güven zedelenir.
Barbarossa retweeted
Beş yüz yıl önce Batı, Asya’nın zenginliğine ulaşmak için okyanuslara açıldı ve dünya hâkimiyetini Atlantik’e taşıdı.
Bugün Çin’in üretim gücü, başta donanması, tersaneleri ve ticaret filoları olmak üzere denizcilik gücü; Rusya’nın Arktik açılımı ve yeni teknolojiler bu tarihsel düzenin temellerini sarsıyor.
Peki, beş yüz yıl önce rüzgârın kervanı yenmesiyle başlayan Atlantik Çağı, bugün Asya’nın yükselişiyle sona mı eriyor?
Yeni Substack makalemde beş yüz yıllık deniz jeopolitiğinin büyük dönüşümünü ele aldım.
mavivatan.substack.com/p/ruz…
Barbarossa retweeted
Replying to @pagrup
Bunları @cemgurdeniznet amiralimize borçluyuz. Bir nesli uyandırdı. Bu ülkede vatan evlatları bitmez.
Mısır’ın bizimle anlaşma yapması durumunda sahip olacağı avantaj devlet katında ilk defa dile getiriliyor sanırım. Sosyal medyada bunu hep dillendirdik, bazı etkilerin altında kalan mısırlı sosyal medya kullanıcılarını düzelttik ancak bürokraside bunun dillendirilmesi Mısır hükümetine doğrudan baskıya dönüşür ve etkiyi artırır.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler:
“Mısır ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir anlaşma imzalamaya hazırız.
Mısır'ın Türkiye ile böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan ile yapabileceği muhtemel bir anlaşmaya kıyasla yaklaşık 15 bin kilometrekare daha fazla deniz yetki alanına sahip olacaktır.”
Barbarossa retweeted
AB – NATO – KARADENİZ!
🔺 Karadeniz’de Romanya ve Bulgaristan açıklarında ticaret gemilerine yönelik saldırıların ardından NATO, bölgeye ilave gözetleme ve keşif desteği sağlayacağını açıkladı.
🔺 Avrupa Parlamentosu ise bugün (22 Ekim) 432 kabul oyuyla benimsediği kararda, ticaret gemilerinin korunması amacıyla “AB’nin Karadeniz’de deniz harekâtı başlatma seçeneğini” değerlendirmesi çağrısında bulundu.
🔺 Bu kapsamda;
⚠️ Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri ve Türkiye’nin sözleşmeden kaynaklanan hak ve yetkileri hiçbir şekilde aşındırılmamalıdır.
⚠️ Karadeniz’e sahildar olmayan devletlere ait savaş gemileri ve askerî unsurların konuşlandırılmasının gerilimi artırabileceği, yanlış hesaplama ve çatışma riskini yükseltebileceği dikkate alınmalıdır.
⚠️ Karadeniz’in güvenliğinde kıyıdaş ülkelerin önceliği ve “bölgesel sahiplik” ilkesi korunmalı, mevcut iş birliği mekanizmaları güçlendirilmelidir.
⚠️ Deniz ticaretinin güvenliği sağlanırken savaşan devletlerle diplomatik kanallar sürekli açık tutulmalı, gerilimi azaltıcı tedbirlere öncelik verilmelidir.
The European Parliament has called on the EU to consider deploying a naval operation in the Black Sea to counter deadly Russian attacks on civilian merchant vessels off Romania and Bulgaria.
rapporteur.com/news/european…
Barbarossa retweeted
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve diğer üst düzey AB liderleri, açıklamalarında Türkiye ile Libya arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı hukuki açıdan değerlendirmemekte, bunun yerine Avrupa Birliği üyesi Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tezlerini koruma refleksiyle hareket etmektedir.
Oysa söz konusu anlaşma, iki egemen devletin uluslararası hak ve hukuktan doğan yetkileri çerçevesinde attığı meşru bir adımdır.
Uluslararası hukuk, yalnızca Avrupa Birliği üyelerinin haklarını koruyan bir ayrıcalıklar düzeni değildir ve Türkiye ile Libya, egemen devletler olarak kendi hak ve çıkarları doğrultusunda karar alma iradesine sahiptir.
Hukukun üstünlüğü savunulacaksa, Avrupa Birliği yönetimi ve üye devletleri çifte standartlardan vazgeçmelidir.
We deeply regret the ratification today by the Libyan Parliament of the so-called Libyan-Türkiye Memorandum of Understanding on the delimitation of maritime jurisdictions in the Mediterranean Sea.
We recall that the EU’s position on this matter was clearly stated by the European Council in 2019 and remains unchanged.
This agreement infringes upon the sovereign rights of third states, it does not comply with the Law of the Sea, and is null and void.
We reaffirm our solidarity with Greece and Cyprus.
We reiterate the EU's well known position against any outside interference in Libya.
2019’da meşru Trablus hükümeti ile ilk Türkiye-Libya arası deniz yetki anlaşmasına bu kadar fazla tepki gelmemişti hatırlarsanız. Nasıl olsa Hafter Trablus merkezine tankıyla topuyla dayandı, 6 aya kalmaz Trablus düşer yaklaşımı vardı hepsinde o zaman. Hafter de Libya’yı kontrolü altına alır, anlaşma kadük olur diye hayal ediyorlardı. Başaramadılar tabii, 6 ayda düşer denilem Trablus düşmedi, Hafter de Sirte’ye kadar kovalandı. İlk tokadı o zaman yediler. Ama bu sefer ki tokat tam oturdu, çünkü medet umdukları Hafter’i de gün sonunda biz meşru kıldık. Masaya biz oturttuk. Buradan da dönüşü yok artık. Avrupa Birliği’nde Türkiye’den sonra en çok söz hakkına sahip ülke de İtalya’dır. Trablus savunmasına Türkiye gibi 7/24 esasıyla hava şemsiyesi kuran İtalyan firkateynleriydi..
Bilmediğiniz konulara girmeyin, tepki topluyorsunuz ve Mavi Vatan konusunu sulandırıyorsunuz. Yıllardır uğraş veriyoruz, emeklerimizi zedeliyorsunuz. Yıllardır bu platformda belirli algı ve tabuları yıkmaya çalışıyoruz. Susun, yerinde sessizlikte de bilgelik vardır. Cehaletinizi gizler örneğin.

























