Apostrof Kitap (@ApostrofKitap) header
Apostrof Kitap (@ApostrofKitap) profile picture

Okurunu Bulan Kitaplar. Kitaba Dair Temaslar. Tanıtım, İnceleme, Pasaj. Bülten ve İletişim: [email protected]

Ankara
Joined April 2022
Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)Photo by Apostrof Kitap (@ApostrofKitap)
#Yeni / Savaşın ve İmparatorluğun Gölgesinde Görkem Akgöz hem konusu hem de yöntemiyle yenilik getiren, önemli ve özgün bir kitap yazmış. Yeni yollar keşfediyor ve bunu son derece ikna edici bir biçimde yapıyor. Savaşın ve İmparatorluğun Gölgesinde, Küresel Güney’in toplumsal tarih yazımında hiç kuşkusuz bir dönüm noktası. –Marcel van der Linden, Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü Görkem Akgöz, yalnızca Türkiye tarihi uzmanlarının değil, çok daha geniş bir kitlenin ilgisini çekecek bir çalışmaya imza atmış; emek, toplumsal cinsiyet, devlet inşası, yurttaşlık ve ideoloji üzerine çalışan herkes bu kitapta çok değerli şeyler bulacak. Derin bir araştırmaya dayanan, son derece iyi yazılmış ve neredeyse her satırında yeni bir kavrayış sunan yapıt klasikleşmeye aday. –Rick Halpern, Toronto Üniversitesi Görkem Akgöz, devlet inşası ve sanayileşmenin uzun erimli makro tarihini, sürece dahil olan tüm işçilerin kapsayıcı bir mikro tarihine başarıyla bağlayarak hem Türkiye hem de dünya emek tarihçiliğini ileriye doğru mühim bir aşamaya taşıyor. Tam anlamıyla bir başyapıt. –Aad Blok, International Review of Social History editörü Görkem Akgöz, Savaşın ve İmparatorluğun Gölgesinde Türkiye’de Sanayileşme, Ulus İnşası ve İşçi Sınıfı Politikaları, @alfakitap
1
2
13
404
Apostrof Kitap retweeted
Antropolojide bilimsel niteliğin gerilediği, bunun sorumlusunun ise sol düşüncenin disiplindeki ağırlığı olduğu ileri sürülüyor. Antropolog Agustín Fuentes, bu teşhise karşı çıkıyor: Disiplinin sorunlarını anlamak için yöntem tartışmalarının ötesine geçerek üniversitelerin içinde bulunduğu kurumsal ve siyasal koşullara bakmak gerekiyor. Antropoloji hiçbir zaman tek bir kuram veya yöntem etrafında birleşmedi. Nicel araştırmalar, etnografi, tarihsel incelemeler ve biyolojik yaklaşımlar arasındaki gerilimler disiplinin geçmişinde de vardı. Fuentes’e göre bu çoğulluk, bilimsel bozulmanın göstergesi sayılamaz. Farklı bilgi üretme biçimlerinin bir aradalığı, antropolojinin başlıca güçlerinden biridir. Henrich’in analizi en prestijli 12 Amerikan üniversitesiyle sınırlı. Fuentes, bunun ABD’deki tüm antropolojiyi temsil etmediğini, alanın çok daha geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirtiyor. Antropoloji, farklı akademik düzeylerde, çeşitli yöntem ve yaklaşımlarla icra ediliyor. Henrich’in değerlendirmesi, makale özetlerini büyük dil modeliyle sınıflandırarak araştırma eğilimlerini ölçmeye çalışıyor. Fuentes, “hegemonya” veya “biyopolitika” gibi sözcüklerden hareketle bir çalışmanın yaklaşımını belirlemenin sınırlarına dikkat çekiyor. Örneğin iktidarı inceleyen her araştırma, toplumsal ilişkileri basit bir ezen–ezilen karşıtlığına indirgemez. Araştırmacının kimliği, deneyimleri ve toplumsal konumu; hangi soruları sorduğunu ve dünyayı nasıl yorumladığını etkiler. Fuentes, bu etkiyi tartışmanın bilimsel niteliği zayıflatmadığını savunuyor. Ona göre antropolojide farklı toplumsal kesimlerin daha fazla söz sahibi olması, araştırmanın ufkunu daraltmak yerine yeni sorulara ve deneyimlere açıyor. Fuentes, antropolojinin krizde olduğunu reddetmiyor; krizin kaynağına ilişkin açıklamayı sorguluyor. Aktardığı veriler, birçok bölümde öğrenci ilgisinin korunduğunu veya arttığını gösteriyor. Program kısıtlamaları ve kapanmalar ise sıklıkla mali sorunlar ve idari yeniden yapılanmalarla bağlantılı. Bu nedenle krizi yalnızca disiplin içindeki ideolojik tercihlerle açıklamak yetersiz kalıyor. Fuentes’in önerisi, farklı yaklaşımlar arasında somut işbirlikleri kurmak: ortak dersler, disiplinler arası buluşmalar, meslek örgütlerinde çalışma ve karşılıklı akademik katkı. Antropolojinin geleceği, tek bir yöntemin üstünlüğünü ilan etmekten çok, çoğul bilgi üretimini mümkün kılan koşulları güçlendirmeye bağlı. Akademik özgürlüğü savunmak da bu ortak çabanın parçası. chronicle.com/article/how-no…
4
1
14
870
#Yeni / “Taklit eden nesne ile taklit edilen nesne arasındaki fark, taklidin güzelliğinin kaynağıdır.” Adam Smith, Milletlerin Zenginliği adlı kitabıyla iktisat tarihinin en tanınmış isimlerinden biri olsa da felsefeden insan doğasına, bilimden sanata kadar pek çok konuda metin kaleme almış önemli bir İskoç Aydınlanması düşünürüdür. Sanatta Taklidin Doğası Üzerine, Smith’in sanatın doğasını taklit kavramı üzerinden tartıştığı bir metindir. Smith bu çalışmasında farklı sanatların taklit biçimlerini karşılaştırarak sanat ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi, taklidin sınırlarını ve sanat eserinden alınan hazzın kaynağını tartışır. Resim, yontma, şiir, dans ve özellikle müzik üzerinden ilerleyen tartışma, sanatların hangi yollarla etkili olduğunu ve taklidin bu etkide nasıl bir rol oynadığını sorgular. Adam Smith, Sanatta Taklidin Doğası Üzerine, çev. Burak Çakır, @ketebe
1
9
312
#Yeni / Güller Savaşı (1455–1485), İngiltere tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak art arda yaşanan çalkantıların altında yatan nedenler, o zamandan bu yana tarihçiler arasında yoğun tartışmalara konu olmuştur. Seçkin tarihçi Michael Hicks, bu özgün ve ufuk açıcı sentez çalışmasında dönemin ağır iktisadi, askerî ve mali krizlerini inceliyor; Güller Savaşı’nın neden başladığını, neden tekrar tekrar patlak verdiğini ve sonunda neden sona erdiğini belirleyen asıl etkenleri ilk kez açıklıyor. Dönemin başlıca şahsiyetlerini yeniden değerlendirmenin yanı sıra halkın siyasete katılımının, yabancı güçlerin İngiltere’nin iç işlerine müdahalesinin ve on beşinci yüzyılda yaşanan kredi daralmasının önemine yeni bir ışık tutuyor. Birbiriyle rekabet eden dinamiklerin titiz bir çözümlemesini, olayların seyrini izleyen açık bir anlatımla birleştiren bu kitap, ilgi çekici ve karmaşık bir dönemin kapsamlı ve vazgeçilmez tarihini sunuyor. Michael Hicks, The Wars of the Roses: An Unrulable Kingdom, @yalepress
2
11
308
#Yeni / Tam metni Ulusal Tez Merkezi'nde de bulmak mümkün. | Gazneli Mahmûd, askerî seferleri ve siyasî faaliyetleriyle Gaznelilerin hâkimiyet alanını genişletmiştir. Hindistan’a düzenlediği seferler, bölgede Gazneli hâkimiyetinin kurulmasında ve İslâm’ın yayılmasında etkili olmuştur. Abbâsî hilâfetiyle kurduğu ilişkiler siyasî meşruiyetini güçlendirirken, âlimlere ve şairlere verdiği destek Gazne’nin bir ilim ve kültür merkezi olarak gelişmesine katkı sağlamıştır. Ölümünde devletin sınırları İran’dan Ganj vadisine, Hârizm’den Hint Okyanusu kıyılarına uzanıyordu. Güngör Aksu, Gazneli Mahmûd'un Siyasî Faaliyetleri (998-1030), @bilgekultur
4
9
405
#Yeni / Kültür eleştirmeni, avangart sinemacı ve paradigmayı değiştiren sergilerin küratörü Peter Wollen’in daha önce derlenmemiş yazılarından oluşan yeni bir antoloji. Üç yeni cildin ilki olan bu derleme, karşı sinema, anti-emperyalist siyaset ve devrimci Meksika sanatı üzerine daha önce yayınlanmamış ve zor erişilebilir yazıları bir araya getiriyor. Eğlenceli, teorik açıdan titiz ve tarihsel açıdan doğruluğu ile öne çıkan Peter Wollen’in yazıları, eleştiriyi yirminci yüzyılın entelektüel, politik ve sanatsal tarihlerini haritalayan biçimsel açıdan deneysel bir uygulama olarak yeniden tanımladı. Arrows of Desire, Eisenstein ve Godard üzerine metinlerin yanı sıra 1970’lerden 1990’lara kadar sinema ve videodaki gelişmeleri izleyen denemeler ve röportajlar sunuyor. Kitap, İran, Endonezya, Filistin, Aden ve Zanzibar ile ilişkili olarak Wollen’in film yapımcılığı ve küresel siyaset ile kültür üzerine yazılarında yer alan siyasi enerjileri izliyor. Wollen’in avangard üzerine yaptığı yeniden okuma, Meksika duvar resimciliği, Amerikan Yerlileri soyut sanatı ve ABD soyut ekspresyonizmini birbirine bağlayan geniş kapsamlı projelere uzanıyor. Bu denemeler ve öneriler, modernizm ve modernitenin egemen tarih ve coğrafyalarına karşı çıkma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. Peter Wollen, Arrows of Desire: Selected Writings 1963-2002, @versobooks
1
1
2
679
#Pasaj / Kendini aldatıcı blöflere sadece hoşgörüyle yaklaşmakla kalmayıp bunları aktif olarak destekleyen bir kültürde güveni, saldırmaktan ziyade yeniden değerlendirme veya hatta geri çekilme becerisini gerektiren bir şey olarak nasıl yeniden belirleyebiliriz? Hiç kimse hata yapmaktan tamamen kaçınamaz, yine de bir şeyin artık mantıklı veya uygulanabilir olmadığını fark etme becerimiz vardır. Durdurup rotamızı değiştirebiliriz. Akşam haberlerine yüzünde limon suyuyla çıkmayı kimse istemez. Amanda Montell, Büyülü Aşırı Düşünme Çağı, çev. Mustafa Güdük, @KairosKitap
3
7
285
#Yeni / Hıristiyanlığın Kökenlerinin Tarihi dizisini tamamlayan bu ciltte, ikinci yüzyılın iki büyük ahlaki teşebbüsü karşı karşıya getirilir: Bir yanda tahtın ağır sorumlulukları ile Stoacı felsefenin erdemleri arasında sıkışmış, dünyanın gördüğü en vakur filozof kral Marcus Aurelius; öte yanda Lyon şehitlerinden Montanosçuluğa, Gnostiklerden Kilise’nin kurumsallaşmasına uzanan Hıristiyan hareketi. Renan bu canlı ve çatışmalı manzarayı dönemin âlimlerinden Hıristiyan şehitlerinin mücadelesine, Kilise’nin yayılmasından piskoposluk makamının yükselişine kadar geniş bir yelpazede ele alır. Aynı zamanda, adil bir hükümdarın iç dünyasını büyülü bir bilgelikle çözümlerken kendi çağının tiranlığına ve inanç krizlerine karşı da felsefi bir otoportre çizer. Kitabın merkezindeki soru ise hâlâ canlıdır: Dünyanın gördüğü en seçkin laik erdem okulu ayakta dururken Hıristiyanlık neden ve nasıl galip gelmiştir? Renan bu soruya tarihsel kavrayışı, edebî gücü ve kışkırtıcı yargılarıyla yanıt arar. Marcus Aurelius ve Antik Dünyanın Sonu, insanlık tarihinin en büyük zihniyet dönüşümlerinden birini merak eden her okur için anıtsal bir başvuru kaynağıdır. Ernest Renan, Marcus Aurelius: Antik Dünyanın Sonu, çev. Melike Molacı, @parisyayinlari
6
1
33
2,017
#Yeni / "Güvenli Bağlanma", bağlanma biçimleri alanındaki çalışmalarıyla tanınan psikiyatrist ve nörobilimci Dr. Amir Levine, uluslararası çok satan "Bağlanma" kitabının ardından bu kez insan ilişkilerinde kurulabilecek güvenli bağlara odaklandığı "Güvenli Bağlanma" ile okurun karşısına çıkıyor. Levine, kendi geliştirdiği yaklaşımlarla, duygusal dayanıklılığı artırıp daha tatmin edici ve derin bağlar kurmayı mümkün kılan nörobilim destekli pratik araçlar öneriyor. “Güvenli mod”da yaşamanın dönüştürücü etkilerini gözler önüne seren metin, okura kanıta dayalı bir harita sunuyor. Bu öncü çalışma, zihinsel ve ruhsal sağlığını iyileştirmek, ilişkilerini derinleştirmek ve hem kendiyle hem de dünyayla barışık bir yaşam sürmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir rehber niteliği taşıyor. Amir Levine, Güvenli Bağlanma, çev. Selin Aktuyun, @alfakitap
3
4
478
#Yeni / Marx’ı Foucault’dan sonra okumak neyi değiştirir? Ya da Foucault’yu Marx’ın açtığı patikalardan yürütmek? Negri, kendi tabiriyle “çağdaş felsefede bir edimsellik ontolojisi” tanımlama arzusuyla bu sorulara yanıt arıyor. İki düşünürün fikirlerini birbirinin içinden geçirerek çağımızın mücadelelerini kavrayabilecek yeni bir düşüncenin imkânlarını oluşturuyor. Marx’ın sermayenin emeği gerçek boyunduruk altına alması, canlı emek ve genel zekâ kavramlarını, Foucault’nun iktidar ve özneleşme kavramlarının içine yerleştiriyor. Marx’teki sınıflar mücadelesi, Foucault’nun özneleşme düşüncesiyle işte böyle karşılaşıyor. Böylece hem sermayenin tahakkümünü “biyoiktidar” üzerinden, hem de canlı emeğin edimsel gücünü “biyopolitika” üzerinden okumak mümkün hale geliyor. Bu okumayla Negri bizi, gerek sermaye ile canlı emek arasında, gerekse iktidar ile direniş arasında, asla uzlaştırılamayacak olan antagonist ve materyalist bir ilişki düzlemine taşıyor. İşte tam da bu ilişki, günümüzde ortak olanın düzleminde varlığı değil yaşamın kendisini örgütleyecek “gerçekçi bir ontoloji ile dönüştürücü bir politika”nın icat edilmesinin ufkuna işaret ediyor. Antonio Negri, Marx ve Foucault, çev. Münevver Çelik, Melis İnan, @otonomyayin
3
11
478
#Yeni / Teknoloji dünyayı özgürleştirmiyor; dünyayı dijital kodlarla yeniden, hem de çok daha katı bir biçimde programlıyor. Dijital Sermaye, kapitalizmin azalan kâr oranlarına karşı geliştirdiği son büyük savunma mekanizmasını, on ülkelik bir panel veri seti ve Marksist değer teorisi ışığında mercek altına alıyor. Apple, Amazon, Google ve Microsoft gibi tekellerin, hiçbir fiziksel üretim yapmadan dünya çapında el koydukları "algoritmik rant"ı ve emperyalist sızıntıyı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yeni "Tekno-Optimist" manifestolarla yaratılmaya çalışılan "Silikon Faşizmi" ne karşı, sosyalist planlamanın olanaklarını ve güncel gerekliliğini savunuyor. Bu kitap, "Elveda Proletarya" masalının son sözü. Zira bu dünya hâlâ makinenin değil, nasırlı ve kederli ellerin üzerinde duruyor. Alper Birdal, Dijital Sermaye: “Elveda Proleterya” Masalının Sonu, @YazilamaYayin
2
9
483
#Yeni / Bu derleme kitap, Avrupa ile Çin arasındaki hızla değişen ilişkilerde anlatıların oynadığı hayati ancak göz ardı edilen rolü incelemektedir. Kitaba katkıda bulunan yazarlar, ekonomiden dış politikaya, tarihten sosyal medyaya kadar uzanan farklı toplumlarda ve alanlarda anlatıların rolünü analiz etmektedir. Anlatının toplumsal boyutunu vurgulayan bu kitap, uluslararası politikadaki geleneksel devlet merkezli ve stratejik yaklaşımlara meydan okumaktadır. Ayrıca, günümüzün çok yönlü krizlerinde “öteki” ile ilgili hikayelerin yaygınlığı konusunu ele almakta ve karar alma süreçlerinde anlatılara ve bunların sonuçlarına ilişkin farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ágota Révész, Duncan Freeman, Magnus Feldmann, Steven Langendonk, Narrating China and Europe in Uncertain Times, Bristol University Press
1
2
220
#Yeni / Kontrolden çıkmış bir tren, raylara bağlanmış beş kişiye doğru hızla ilerliyor. Tren durdurulmazsa kaçınılmaz olarak beş kişinin de ölümüne yol açacak. Siz ise bir üst geçitte durmuş, gözlerinizin önünde gelişen bu felaketi seyrediyorsunuz. Ancak tam yanınızda, hiç tanımadığınız şişman bir adam var: Eğer onu köprüden aşağı iterseniz rayların üzerine düşecek ve kendisi hayatını kaybetse de cüsseli bedeni treni durdurarak beş kişinin hayatını kurtaracak. Şişman adamı öldürür müydünüz? Soru kulağa tuhaf gelebilir. Fakat bu, ahlak felsefecilerinin neredeyse yarım asırdır kafasını kurcalayan, son zamanlarda ise nörobilimcileri, psikologları ve diğer düşünürleri meşgul etmeye başlayan bir bilmecenin varyasyonlarından sadece biri. Çok satan "Wittgenstein'ın Maşası" kitabının ortak yazarlarından olan David Edmonds, bu kitapta "tramvay problemi" olarak da adlandırılan bu etik ikilemle felsefecilerin neden ve nasıl mücadele ettiklerinin sürükleyici hikâyesini anlatıyor. Bu süreçte okuru, ahlak felsefesi tarihi boyunca eğlenceli ve bilgilendirici bir geziye çıkarıyor. Çoğu insan şişman adamı öldürmenin yanlış olduğunu düşünür. Ama neden? Ne de olsa bir can alarak beş canı kurtarabilirsiniz. Edmonds'ın gösterdiği gibi, bu soruyu cevaplamak ilk başta göründüğünden çok daha karmaşık ve önemli. Aslında buna verdiğimiz yanıt, doğru ve yanlışın ne olduğu hakkında bize çok şey söylüyor. David Edmonds, Şişman Adamı Öldürür Müydünüz? Tramvay Problemi & Cevabınız Doğru ve Yanlış Hakkında Bize Ne Söylüyor?, çev. Gökçen İleri, @pinhankitap
2
7
380
Shakespeare’in 12 oyununu bir araya getiren bu prestij baskı, deri cildiyle retro-modern bir zarafet sunuyor. Gözü yormayan krem tonu ve yüksek opaklığıyla öne çıkan 60 gram Sora Opaque Cream kâğıdı, okuma deneyimini tamamlıyor. Samuel Johnson’ın önsözü, Boydell illüstrasyonları ve İrem Uzunhasanoğlu’nun çevirisiyle Ketebe’de. William Shakespeare, Oyunlar, çev. İrem Uzunhasanoğlu, @ketebe
2
5
838
Kitaplardan mı soğuduk, yoksa dünyadan yorulduğumuz için mi artık okuduklarımızdan zevk alamıyoruz? Gündem peşinde koşan yayınlar, yeterince özenli hazırlanmamış kitaplar, influencer anlaşmaları ve yapay zekâ tartışmaları arasında bir okur, Kristen Arnett’e soruyor: Okumayı, yazmayı ve edebiyatla ilgilenmeyi sürdürmek için hâlâ bir neden var mı? Arnett, Literary Hub’daki köşesinde bu yılgınlığı ciddiye alıyor; ancak yayıncılıktaki sorunlardan bütün kitapların değersizleştiği sonucunu çıkarmaya itiraz ediyor. Dünyaya ilişkin karamsarlığımızın sanatla kurduğumuz ilişkiye nasıl sızdığını sorgularken, okuma hevesini yeniden bulmak için bir zamanlar sevdiğimiz kitaplara dönmeyi öneriyor. Arkadaşlarımızın yayımlanan eserlerine yetişememenin yarattığı suçluluğa da uzanan yazı, edebiyatla ilişkimizi beklentiler ve yükümlülükler arasında düşünmeye çağırıyor: Okumak ne zaman bir yakınlık ve merak alanı olmaktan çıkıp yetişmemiz gereken başka bir işe dönüşüyor? lithub.com/am-i-the-asshole-…
1
6
380
#Yeni / Her zengin burjuva mıdır? Her burjuva bir midir? Bizim burjuvamız hangisidir? Öncü burjuvalarımız neler yaptılar? Gelecektekiler ne yapar? Reha Tanör, "Kaç Ayardır Benim Burjuvam?"da okurunu bu soruların peşinde tarihsel bir sohbete davet ediyor. Vehbi Koç’tan Sakıp Sabancı’ya, Bülent Eczacıbaşı’dan Murat Ülker’e, Vitali Hakko’dan Hüsnü Özyeğin’e uzanan girişimcilerin bizzat kendi anlattıklarından yola çıkarak Türk burjuvazisinin yapısını, toplumla kurduğu ilişkiyi, geleceğe bakışını sohbet masasına koyuyor. Ve yılların birikiminden beslenen su gibi akıcı ve iğneleyici anlatımıyla soruyor: Kadın erkek, seküler muhafazakâr genç burjuvalarımız, yapay zekânın biçimlendirdiği “yeni muasır medeniyet”in makineden atlarına binerek bizi de yarınlara ulaştırabilirler mi yoksa güçleri ve niyetleri çakarlı arabalara kurulup başkalarının önüne geçmekle mi sınırlı kalır? Sohbetin sonunda da okuru rahat koltuğundan kaldırıyor: “Az yaklaşın, bakın ne diyeceğim size… Aynaya şöyle bir göz atın, sağınızı solunuzu yoklayın. Belki siz de etrafınızda gördüklerinize benzer bir burjuvasınızdır! Dışarıdan seyrettiğinizi sandıklarınızın tam ortasındasınızdır!” Kendi ayarınızdan ne haber? Reha Tanör, Kaç Ayardır Benim Burjuvam?, @ithakiyayinlari
1
8
374
#Yeni / Bir filozofu okumak, yalnızca onun ne düşündüğünü öğrenmek midir? Yoksa bazı düşünceler yıllar sonra hayatımızın içinde yeniden karşımıza çıkıp kendimizi anlamanın araçlarına mı dönüşür? Alper Hasanoğlu, Benim Filozoflarım’da bir felsefe tarihi anlatmak yerine kendi düşünsel ve mesleki hayatında iz bırakmış isimlere dönüyor. Homeros’tan Sokrates ve Platon’a, Descartes’tan Schopenhauer ve Nietzsche’ye, Kierkegaard’dan Kafka, Heidegger, Jaspers, Sartre ve Camus’ye, son olarak da Kuçuradi’ye uzanan bu portrelerde; bir psikiyatr ve psikoterapistin deneyimiyle felsefi düşünceler yeniden okunuyor. Benlik, özgürlük, ölüm ve acı gibi meseleler; soyut kavramlarla sınırlı kalmadan insanın yaşantısıyla buluşuyor. Hasanoğlu düşünürlerini idealize etmiyor; düşünceleri kadar çelişkilerini ve sınırlarını da görünür kılıyor. Bütün bu karşılaşmaların altında ise daha temel bir soru beliriyor: İnsan kendisini yalnızca kendi içinde mi bulur yoksa ancak bir başkasıyla kurduğu ilişkide mi? Alper Hasanoğlu, Benim Filozoflarım, @pinhankitap
1
6
269
#Yeni / Sevgili dostum, ben de bu Stockholm yolculuğunu ve beraberinde getirdiği tüm yükümlülükleri kabul etmek niyetindeydim. Bu türden törenlere özel bir yatkınlığım olduğunu söyleyemem ama bana göre bu oyunu dürüstçe oynamak gerekiyor. Ayrıca içimdeki yönetmen ve eski aktör, etkileyici olduğu söylenen bu gösteriyi izlemekten keyif alacaklardır. — Albert Camus Albert Camus ile Roger Martin du Gard arasındaki on dört yıla yayılan bu yazışmalar, 20. yüzyıl Fransız edebiyatının iki büyük isminin düşünsel yakınlıklarını, insanı anlama çabalarını ve birbirlerini nasıl okudukları kadar, kendilerini nasıl sorguladıklarını da gösteriyor. Böylece, ortaya bir mektup kitabından öte, edebiyatın insanı anlamaya yönelik en güçlü araçlardan biri olduğuna inanan iki yazarın ortak tanıklığı çıkıyor. Albert Camus, Roger Martin Du Gard, Yazışmalar 1944-1958, çev. Servet Ugan, @canyayinlari
1
1
18
797
Kitabın fiyatını kim belirlemeli? Büyük indirimler okurun kitaba erişimini kolaylaştırırken, bu rekabete dayanamayan bağımsız kitapçıların kapanması okuma kültürünü nasıl etkiliyor? Polonya’da yeniden gündeme gelen sabit kitap fiyatı tasarısı, bu soruları Orta Avrupa yayıncılığının merkezine taşıyor. Yeni çıkan kitapların fiyatını 12 ay boyunca sabitlemeyi öngören tasarı, toptan satış indirimlerine ve dağıtıcıların yayınevlerinden talep ettiği ek ücretlere de sınır getiriyor. Destekçileri, düzenlemenin küçük kitapçıları ve yayıncılıktaki çeşitliliği koruyacağını savunurken, karşı çıkanlar rekabetin zayıflayacağı görüşünde. Jaroslaw Adamowski, Bulgaristan ve Çekya’daki tartışmalara da uzanarak fiyat meselesinin ardındaki daha geniş soruyu ele alıyor: Nasıl bir kitap piyasası istiyoruz ve bu piyasada kimlerin ayakta kalmasını önemsiyoruz? publishingperspectives.com/2…
2
7
452
#Yeni / Asya ve Manu yabancı bir ülkede yaşayan iki öğrencidir, mezuniyetlerinin ardından üniversitenin bulunduğu kasabadan ayrılır, birlikte şehre taşınırlar; Manu artık kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışmakta, Asya günlük yaşamdaki zarafete hak ettiği değeri vermeyi amaçlayan bir belgesel çekmektedir. Fakat ortak geleceklerine dair sorular yakalarını bir türlü bırakmaz: Şimdi hayatları nasıl olmalıdır? Günlerine hangi ritüeller şekil vermelidir? Yakın arkadaşları, hatta seçilmiş aileleri kim ya da kimler olmalıdır? Sonuçta yetişkin hayata adım atmak üzere ev sahibi olmaya karar verirler. Antropologlar gezilen satılık daireler, aheste kahvaltılar, yemek davetleri ve gecenin geç saatlerine sarkan sohbetler arasında akan modern hayatın nabzını tutuyor. Evden uzakta bir ev kurmanın zorluklarını, arkadaşlıkları, dostlukları ve aşkları kendine has, zarif, samimi ve nüktedan bir dille ele alan Ayşegül Savaş, Barack Obama 2024 seçkisinde yer alan ve son yıllarda ses getiren romanlardan birine imza atıyor. Ayşegül Savaş, Antropologlar, çev. Ata Türkoğlu, @iskultur
1
7
282