Tarihsel yüzleşme ya da en masum eleştirel akıl bile bu kanun kalkanıyla anında suç ilan ediliyor, insanlar sırf arşiv belgelerini masaya yatırdıkları için mahkeme koridorlarında sürüklenip cezalarla susturulmaya çalışılıyor.
İşin en tehlikeli boyutu şu! "Milliyetçilik" kisvesi altında pompalanan o kavmiyetçilik sarhoşluğu, bu toprakların en büyük zehridir. Farklı etnik kökenleri ve inançları tek bir kalıba sokmaya çalışırken toplumu bölen, parçalayan, psikolojik baskıyla hizaya getiren tam da bu tepeden inmeci akıldır. Hukuku kendi ideolojilerinin arka bahçesi yapanlar, Kemalizm adı altında her türlü anti-kemalist düşünceyi yok etmek istiyorlar.
Bunu somut örneklerle görelim ¡
Necip Fazıl Kısakürek—Rejimin resmi tarihine getirdiği eleştiriler yüzünden ömrü mahkeme salonlarında ve hapislerde tüketildi, 5816 ile düşünsel infaza mahkûm edildi.
1944 Irkçılık-Turancılık Davası— Nihal Atsız ve dava arkadaşlarının tabutluklarda maruz kaldığı insanlık dışı işkenceler ve psikolojik baskılar, resmi ideolojinin dışındakilere uygulanan devlet terörünün somutudur.
Düşünce Yargılamaları—Aydınların ve yazarların muğlak maddelerle mahkemelerde süründürülmesi, bu ülkenin hafızasının nasıl budandığının kanıtıdır.
Biz hakaretten yana değil, katıksız bir şekilde hakikatten yanayız. Bu coğrafya korkuyla değil, ancak cesur ve insani bir yüzleşmeyle nefes alacaktır.
Safa Akdağ
Benim Duruşum
✓Manifestom✓
–İttifak hesaplarınıza da, köhne ezberlerinize de teslim olmuyorum. Siyaset ile politikayı dahi ayırt edemeyen aciz zihniyetlerinize inat; çizgim de, duruşum da net.
–Desteklediğim tek bir lider var, [ @RTErdogan ] Recep Tayyip Erdoğan. Yarın bir gün liyakatli, adam gibi bir aday çıkarsa tabii ki oy veririm ama çıkmadığı takdirde oyumu vereceğim tek adres ( @HurDavaPartisi ) Hür Dava Partisi'dir.
–Psikolojik baskıyla insanları sindirmeye çalışan, öğrenilmiş çaresizliklerini bu millete pazarlayan ne idüğü belirsiz yaratıklardan ve onların faşizan kafasından nefret ediyorum. Öyle ki, bu faşist baskılara karşı refleks olarak içimdeki en sert, en tavizsiz duygular depreşiyor.
—Canım Reisim’in yani Erdoğan’ın dediği gibi, her türlü ırkçı, ayrımcı milliyetçilik benim ayaklarımın altındadır.—
İnsanların birbirine üstünlüğü yoktur.
–Bu durum Hucurât Suresi 13. ayette ("Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır")
ve Veda Haccı’ndaki hadiste ("Arap’ın Arap olmayana, beyazın siyaha takva dışında hiçbir üstünlüğü yoktur") açıkça sabittir.
–Bunun aksine konuşan, Kur’an’a ve İslam’a zıt düşen kim olursa olsun zırvalıyordur ve benim nazarımda yok hükmündedir.
–Sadece Allahu Teala "La yüs'el"dir, yani sorulamaz ve hesaba çekilemezdir. Onun dışındaki herkesi sorgulamaya, araştırmaya ve eleştirmeye hakkım da var, haddim de. "Lidere biat esastır, sorgulanamaz" diyen o akıllarını ipotek etmiş zırto ve köhne mantık bugün eriyor, tarihin utanç sayfalarına gömülmeye de mahkûmdur, bundan zerre-i miskal şüphem yok.
–Şimdi soruyorum size,Sizinle aynı fikirde olmamam sizi neden bu kadar rahatsız ediyor, neden gocunuyorsunuz? Kendi partilerinize, liderlerinize, ideallerinize güvenmiyor musunuz ki sıkışınca hemen "Yok FETÖ'cü, yok ÇETÖ'cü" gibi aptalca ,ahlaksızca, namussuzca ve çirkin söylemlerin arkasına sığınıyorsunuz?
–Dileyen takipten çıkabilir, hakaret etmeden antitezle gelen herkesi saygıyla dinlerim. Ama havanda su döven, sırf muhalif olmak için çene çalanları asla ciddiye almam.
»BUDA BÖYLE BİLİNE«
—Safa Akdağ—
#GazaGenocide / TümFonlara / Tasfiye / Paramızı / Yürüyüşe BiberGazlıMüdahale / #saldırı / Apoya /
🤖 Made with AI
Biz insana hürmeti, ruhun inceliğini ve hakikatin izini sürmeyi bilmek zorundayız.
Bakın, "Abdülhamid Han sigara içerdi, ağzından düşürmezdi" derler. Doğrudur. o da bir insandı, o ağır kederin, o bitmek bilmeyen devlet gailelerinin ortasında dumanla bir an olsun nefes alırdı. Vahideddin Han da öyleydi. Rahmetli Dede Paşa hazretlerinin o kadar zarif, o kadar insanı incitmeyen bir hikmeti vardır ki bu hususta; derdi ki,
"Bazen laf anlamayan, gönül yoran biriyle karşılaştığında yak bir sigara... O seni kendi dünyasında meşgul farz etsin, sen de tek bir kalbi kırmadan, kimseyi incitmeden oradan sessizce uzaklaş."
Ne derin bir incelik, değil mi?
Sigara elbette özünde mekruhtur, bir insanın kendine, sağlığına, evladının rızkına zarar vermediği sürece o kişinin maneviyatına, evliyaullah oluşuna asla helel getirmez. O, manen de maddeten de bu toprakların yetiştirdiği en büyük, en yüce şahsiyetlerden biridir.
Ama kalkıp da o Beylerbeyi Sarayı’nın hüzünlü tecrit yıllarında, bir odada sessizce Rabbine sığınan bir zâta "rum içerdi" demek...
İşte bu, sarsıcı bir vefasızlık, külliyen bir yalandır. Vefat ettiğinde henüz altı yaşında bir çocuk olan, yanına dahi yaklaşması imkânsız bir şehzadenin arkasına sığınarak bu iftirayı atanlar, aslında o büyük ruhun zarafetini kavrayamayanlardır.
Onun dişini tırnağına takarak, gözü gibi sakınarak muhafaza ettiği o kutsal emaneti, maalesef sonra gelenler anlayamadı,koca devleti bir anda viraneye çevirip bıraktılar. Bizim görevimiz, tarihe de insana da hamasetle değil, o büyük vicdan ve insanlık penceresinden, aşkla ve hakikatle bakabilmektir.
Rıza Tevfik bölükbaşı'nın sözleri ile yazımı sonlandırıyorum,
Nerdesin sevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhina?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Su nankör milletin bak günâhına.
Tahkîre yeltenen tâc ü tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenin nerm ve sathını
Rahmet et sultanım suz-i âhına.
Târihler ismini andıgı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına!
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!
Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,
Tadı kalmamıştı meşrutiyetin,
Deccal’a dil çalan öyle milletin,
Bundan başka çare yok islahına.
Rabbim Abdülhamid han hazretleri’nin ruhunu şad olmasını diliyorum. Allah bizleri onun yüksek şefaatine nail eylesin.
Safa Akdağ
#tutuklandı / İmamoğlu / #MasterChefTürkiye / Fatma Betül / Günaydın Dilek / Resmi Gazete'de / #saldırı
KAFKASYA’DA ADALET VE !!!!
Bakın, vicdan sahibi her insanın içini kanatan, insanlığımızı sorgulatan bir durumla karşı karşıyayız.
Mesele canımız, kardeşimiz Azerbaycan🇦🇿 halkı değil, mesele Bakü’deki o soğuk, kurak devlet mekanizmasının ve insanı unutan dış politika savrukluğunun ta kendisidir.
✓Cumhurbaşkanı @azpresident liderliğindeki yönetimin, Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Dış Politika Danışmanı @HikmetHajiyev gibi isimlerin elinde şekillenen bu savruk bürokrasi, ne yazık ki insanı ve ahlakı denklemin dışına itiyor.
✓ İsrail Başbakanı 🕎 Binyamin @netanyahu ve Cumhurbaşkanı @Isaac_Herzog yönetimiyle kurulan o hesapsız, soğuk askeri ve istihbarat ilişkilerine bir bakın...
✓Gazze’de🇵🇸 masum sabiler, anneler, gencecik bedenler diri diri yakılırken, Ceyhan üzerinden akan petrolün ve Tel Aviv’le yapılan gizli kapaklı anlaşmaların bir "stratejik başarı" gibi sunulması vicdanın katledilmesidir. İnsanın yaşam hakkını gözetmeyen bir diplomasi, diplomasi değil , kaskatı bir bürokratik duyarsızlıktır.
✓Karabağ’da o canlar toprağa düşerken, masumların hakkı savunulurken arkadaki o hayati dayanışmayı, 🇹🇷Türk ordusunun, SİHA’ların ve Cumhurbaşkanı @RTErdogan ’ın duruşunu sırf iktidar kibriyle gölgelemeye çalışmak tarihsel bir kadir bilmezliktir.
✓Hikmet Hacıyev ve ekibinin Washington ile Tel Aviv koridorlarında aradığı sahte güvenlik kalkanları, günün sonunda o coğrafyayı büyük bir yalnızlığa itecek.
✓Türkiye, bu coğrafyada sadece bir güç değil, adalet ve merhametin sigortası olan asli bir dayanaktır.
Kardeşlik hukuku ve insan onuru, üç beş bürokratın, şahsi ikbal hesaplarının ve vicdansız diplomasilerin esiri edilemez.
Nokta........
Safa Akdağ
#GözlükChallenge / Deniz Baysal / İstanbul 2 / Milli / #BankArtit
Bakın, insanın içini acıtan, vicdanını sızlatan öyle şeyler yaşanıyor ki bu ülkede...
✓ Ağrı’da mahkemeye tanık olarak çıkan Cevdet Aydemir, sadece kalbinin ve inancının gereği olarak, kanundaki klasik yemin metnini reddedip "Yalnızca Allah adına yemin ederim" diyor. Gidip bu insanı üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırıp cezaevine atıyorlar!
✓ Sonra ne zaman ki vicdan sahibi insanlar ses yükseltiyor, sosyal medya ayağa kalkıyor, apar topar serbest bırakmak zorunda kalıyorlar. Şimdi insanın içinden taşıyor da soruyor: Bu güzelim ülkede adalet neden saraylarda, salonlarda değil de hep sosyal vicdanın sesleriyle, sokaktan tecelli ediyor?
✓ Gür sesle, en derinlerden haykırmak geliyor insanın içinden, hani adalet mülkün temeliydi, hani insan onuru en yüce değerdi? Bu mekanizmanın çarkları mazlumu ezip geçmek için mi kuruldu?
✓ Tavizsiz bir hakikat arayışıyla soruyorum, nerede o kadim adalet, nerede o insani hakkaniyet? mesele sadece kâğıt üstünde unvan
Hakim olmak, savcı olmak sadece sırtına o cübbeyi geçirmekle bitmiyor!
✓ o cübbenin altında kaskatı bir bürokrasi değil, atan bir yürek, insan sevgisi, vicdan, ahlak ve hakikat inancı olacak. İnsanı insan yapan değerler ayaklar altına alınırken, merhamet maslahata kurban ediliyor. Ama biz insanlığımızdan, adalete olan inancımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.
Safa Akdağ
#EmekliyeAyrımsızHak / Özgür Özel / Recep Tayyip Erdoğan / Rabbim / Cumhurbaşkanı / Ferdi / İsmail Saymaz / #CevdetYilmazPusulailiskisi
Milyonlarca Emeklinin gözü kulağı Ankara’da!
Hazine ve Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve TBMM hattında mekik dokuyan rakamlara kilitlenmiş durumda. Yaşam mücadelesi veren, mutfaktaki yangınla boğuşan insanlara sürekli "Sabredin, masadayız" deniyor.
✓Peki o masada gerçekten ne var? Rakamlar ne söylüyor, emeklinin eline tam olarak ne geçecek? Sansürsüz, lafı dolandırmadan ve tüm olasılıkları rakamlarıyla masaya yatırarak anlatayım !
✓TÜİK’in açıkladığı 4 aylık enflasyon verileriyle SSK ve Bağ-Kur emeklileri için %8,28 - %8,29 civarında bir artış zaten cebe girdi bile. Yılın son iki verisi olan Kasım ve Aralık da eklendiğinde 6 aylık enflasyon beklentisi %10,5 - %11 bandında şekilleniyor. Bugünü ele aldığımızda, 23.552 TL olan en düşük emekli aylığını hiç ekstra bir refah payı vermeden sadece bu enflasyon oranıyla çarparsanız, karşınıza çıkacak rakam 26.000 TL - 26.100 TL seviyelerinde kalıyor.
✓Yani hükümet kanunu Meclis’ten geçirip taban maaş için hiçbir ek adım atmazsa, en düşük aylığın düşeceği en alt taban 26.000 TL'dir. Tabii burada ekonomi yönetiminin söylemleri devreye giriyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bütçe komisyonunda kulisleri hareketlendiren sinyali verdi ve herkese tek tip değil, prim ödeme gün sayısı ile yaşa göre kademeli bir model üzerinde durulduğunu açıkça belirtti.
✓Masada konuşulan senaryolara baktığımızda ilk seçenek; enflasyon zammının üzerine 5 ila 10 puanlık bir refah payı eklenmesi. Böyle bir adımla zam oranı %15 ila %20 bandına taşınırsa, en düşük emekli maaşı 27.200 TL ile 28.500 TL seviyesine ulaşıyor. Bir diğer güçlü seçenek ise Meclis kulislerinde AK Parti kaynaklarına dayandırılan ve tabandaki uçurumu kapatmayı hedefleyen seyyanen zam modeli.
✓Kök maaşlara enflasyon uygulandıktan sonra taban maaşa 10.000 TL ile 15.000 TL arasında doğrudan bir dokunuş yapılması durumunda en düşük emekli maaşı 30.000 TL ile 33.500 TL aralığına fırlıyor.
✓Bunların yanında, özellikle en düşük grupta kalan emeklilere maaş zammından ziyade gıda, yakıt ve kira desteği adı altında ek bir sosyal ödeme bütçelenmesi de alternatif olarak duruyor.
Sürecin takvimi de son derece net!
Şu an Meclis bütçe maratonunda ve bu görüşmeler tamamlandıktan sonra, Aralık ayı içerisinde emekli maaşlarını düzenleyen kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelecek. Velhasıl -ı Kelam yasal zorunluluktan kaynaklanan alt sınır 26.000 TL civarındayken, siyasi iktidarın ve ekonomi yönetiminin uzlaşması beklenen makul kulis beklentisi 27.500 TL ile 30.000 TL bandında düğümleniyor.
Sizin bir fikriniz varmı mübarekler ?
Safa Akdağ
#YılSer / Hilal Mete / Salih Özcan / Milli Takım / Antalya'da / #EmekliyeAyrımsızHak /
Mehmet Şimşek / Nene Hatun
Türkiye’ye Anjiyo Yapılsa !
Açık konuşalım, işi kökünden çözeceksek masaya kartları açık koyacağız. Türkiye’nin tepesindeki o kilitli kapıları açmanın tek yolu var!
✓%50+1 şartını bugünkü pranga halinden çıkarıp, sistemi yeniden akılcı bir hiyerarşiye oturtmak. Anlatacağım denklemde küçük partilerin paçalarımızdan çekmesine, her kritik virajda "Bunu yapmazsan masayı deviririm" tantanalarına yer yok. Sistemi ve küçük muhafazakâr partileri doğrudan AK Parti’nin çekim merkezine, yani ana gövdenin alt kollarına konumlandırıyorum.
✓ MHP’nin masadan kalktığı ve MHP prangasından kurtulduğumuz bir masa , %50+1’in getirdiği o zoraki "kral yapıcı" devri biter. Küçük muhafazakâr partileri marjinal birer ortak olarak değil, AK Parti liderliğindeki büyük merkez-sağ havuzun alt bileşenleri olarak konumlandırıyoruz. Artık yüzde 2-3'lük oylarla %50'yi rehin alan o küçük ortaklar devri kapanıyor.
✓ AK Parti yeniden kendi tabanını konsolide eden, merkezde güçlü, omurgası sağlam ana gövde haline geliyor. Küçük partiler de ya bu merkezin içinde eriyerek büyüme şansı yakalıyor ya da kendi yollarında %1-2 ile kayboluyor.
✓Sahanın gerçeğine gelecek olursak, bazıları çıkıp "E MHP gitti, peki Doğu’daki oyu nasıl toplayacağız? HÜDA PAR’ı koçbaşı yapıp DEM’in oylarını bölelim" diyebilir. Açık söyleyeyim, bu masa başı siyaset mühendisliğidir ve sokakta karşılığı yoktur. Kürt seçmen @HurDavaPartisi aparatıyla kandırılabilecek veya oyları bölünecek bir kitle değil. O bölgedeki dindar, muhafazakâr Kürt seçmen de, kentli Kürt genç de bıkmış durumda. Onların aradığı şey radikal odaklarla ittifaklar kurmak değil! tam aksine @Akparti ’nin o 2002-2011 reformist yıllarındaki "eşit vatandaşlık, adalet ve kimlik onuru" vurgusudur.
✓Sen MHP vesayetini üzerinden atıp merkeze döndüğün an, zaten Doğu’da DEM’e tepki olarak kayan o dindar-muhafazakâr kitle kendiliğinden senin ana ocağına döner. HÜDA PAR gibi kaliteli partileri koçbaşı yapmaya kalkarsan, bu kez de batıdaki ve merkezdeki seküler-muhafazakâr oyları ürkütür, elindeki bulgurdan olursun. Gerek yok. 62 milyonluk seçmen havuzunda bu hiyerarşik düzeni kurduğumuzda matematik de taşları yerine oturtuyor✓
✓Eski sıkışmış halimizde AK Parti %31-33 bandında çırpınıyor, MHP %6-8 ile masayı kilitliyor, toplamda %38-40'a sıkışıp kalıyorduk. Yeni hiyerarşik merkez modelinde ise merkez-muhafazakâr ana gövde olan AK Parti %38 – %42 aralığına oturuyor, çatı altındaki diğer muhafazakâr ve sağ unsurlar %3 – %5 katkı sağlıyor ve blok gücü %41 – %47 bandına tırmanıyor. Küçük partilerin kaprisini çekeceğimiz, %50+1 yüzünden ilkelerimizden taviz vereceğimiz bir siyaset yok.
✓MHP’yi kendi özgül ağırlığına uğurluyoruz. AK Parti’yi yeniden 2002’nin o kucaklayıcı, reformcu, kimlik siyasetini aşan merkez çizgisine oturtuyoruz. Küçük muhafazakârları ana gövdenin çatısı altına alıyor, Kürt seçmeni ise aparatlarla değil, hakiki adalet ve refah vaadiyle geri çağırıyoruz.
✓Bu yapıldığı gün ne DEM’in şişirilmiş oyları kalır ne de CHP’nin argümanı. Siyasetin damarları açılır, AK Parti de o özlenen zafer günlerine geri döner. Nokta.
Safa Akdağ
#DuruşumuzBelli / Afyonkarahisar'da 8 / Hayırlı Cumalar / Başarılar Beşiktaş'ım / Savunma Sanayix / Eskişehir'in Seyitgazi / Eskişehir'de / Mustafa / Cevdet Yılmaz / Mehmet Şimşek / İdam
Yunan gazetesi Estia’nın MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Atina ziyaretiyle ilgili ortaya attığı "ultimatom" yalanı, Türkiye’ye karşı yürütülen manipülasyonların sadece bir parçası. Tıpkı zamanlı versiyonsuz yapılan anketlerle zihinlerimizi dizayn etme çabaları gibi, dış politikada da iç politikada da kaos beslenmeye çalışılıyor. Oysa Türkiye diplomatik ağırlığıyla, Feridun Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterliği adaylığı gibi hamleleriyle ve sağduyulu çizgisiyle bu ucuz algı oyunlarını bertaraf edecek güce sahip.
Asıl tehlike ise içeride, modern dünyayı kasıp kavuran görgüsüzlük sarmalında yatıyor. Torstein Veblen’in 127 yıl önce anlattığı "gösterişçi tüketim" bugün sosyal medyanın da etkisiyle kitlesel bir hastalığa dönüştü. Gençlere üretmeden, terlemeden köşeyi dönme hayali aşılanırken; Hermes çantalar, 90 bin dolarlık saatler ve şatafatlı düğünler üzerinden sahte bir saygınlık pompalanıyor. İnsanlar bu sahte hayata özenmek için borç batağına saplanıyor, maaşlar yetmeyince illegal yollara meyil artıyor.
Öte yandan, #kpsslisans kuyruğunda bekleyen gençlerin, staj ve çıraklık mağdurlarının #KademeninSabrıTaştı feryadı, #Anayasa125MaddeHemenAnaPara çağrıları ve fonzedelerin feryatları bu ülkenin gerçek gündemini oluşturuyor. Savunma sanayiinde Bayraktar TB2 ile destan yazan, F-35 ve dış politika dengeleriyle boğuşan Türkiye'nin; şatafata, görgüsüzlüğe ve zihin mühendisliklerine harcayacak tek bir saniyesi bile yok. İnsanî olanı, samimi olanı ve adaleti yeniden tesis etmek zorundayız; çünkü ÇözümYoksa SandıkVar.
Her ülkede olduğu gibi bizim coğrafyamızda da iki temel tip var!
Asalaklar ve o asalakların sırtından geçindiği, kendini akıllı zanneden salaklar...
Şöyle bir etrafınıza bakın, meseleyi çok net göreceksiniz.
Önce asalaklarla başlayalım...
Bu mahluklar, devletin kılcal damarlarına, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, vakıflara, derneklere, cemaatlere ve cemiyetlere tutunarak milletin kanını emen omurgasız bir güruhtur. Bunların tek bir pusulası vardır: Paranın kokusu. Paranın kokusunu aldıkları her yeri, her ilişkiyi, her değeri mübah görürler. Dinleri, imanları, siyasi görüşleri veya ticari duruşları tamamen o anki çıkarlarına göredir. Omurgasız oldukları için girdikleri her kalıba anında ayak uydururlar, kamufle olurlar ve sistemin altını oymaya devam ederler.
Bir de işin diğer tarafı var: Salaklar... Yani asalakların ekmek teknesini besleyen, kendilerini uyanık sanan saflar ordusu. Bu insanlar, çalışmadan para kazanma hayaliyle yaşayan, "Bir koyup on alayım, param durduğu yerde katlansın" hevesiyle yanıp tutuşan insanlardır. Aslında kurulan o sömürü düzeninin gönüllü birer parçası olduklarının farkında bile olmadan ömür tüketirler. Toto, loto, at yarışları, kumarhane masaları, borsa spekülasyonları, fonlar... Parayı yatırırlar; iki kere kazansalar on kere kaybederler. Ya da popüler bir siyasinin, güce tapan bir tüccarın ya da ekrandaki bir medya figürünün peşine takılırlar. Kendi duruşları, kendi fikirleri yetmediği için o kişilerin ya da yapıların fanatik goygoyculuğunu yaparlar. Onların masasından arta kalan kırıntılarla beslenirler ama iş kendilerine gelince büyük adam edasıyla ortalıkta gezinirler. Kıçlarına tekmeyi yediklerinde ise ortada öylece kalakalırlar,yine de uslanmazlar, o ezberlenmiş alışkanlıklarından bir adım bile geri atmazlar. Onların kaybettiği her kuruş, asalakların cebine girer ama zavallı salakların ruhu bile duymaz.
Bakın arkadaşlar, çok net söylüyorum: Bedava peynir sadece fare kapanında olur. Hiçbir kumarhane masası, kumarbazlar kazansın diye kurulmaz. Hiçbir sistem, kendini uyanık sanan o saf kalabalıklar zengin olsun diye ışıklarını yakmaz. "Sistemde her zaman masa kazanır, hep masa kazanır."
Velhasılıkelam;
Ortada "fon zede" diye bir mağduriyet yoktur.
"Çalışmadan para kazanayım, bir koyup on alayım, parama takla attırayım" derken kendi elleriyle taklaya gelen ‘saf insanlar’ vardır. Bir de o sistemi kurup, insanları bedava peynirin peşinden koşturan 'fonzâde asalaklar' vardır.
Öyle işte...
Sistem aynı sistem, çark aynı çark; sadece Aparatları değişiyor.
Safa Akdağ.....
Deniz Undav / Barış Alper / Selahattin Demirtaş / #ihmalVarANAPARAYOK / Gündem Filistin Olsun / AkpDönemi Zulüm Dönemi / Mahkemeye Baskı / Vatansız / Yoldaki İşaretler









