Devletlerin hacker orduları dijital ekonomiye saldırıp "coin" çalmanın daha kolay olduğunu keşfettiğinden bu yana ...
Binance heklenmiş!
#binancehacked
Döngüdeki İnsan
"Human in the Loop", Yapay Zekanın Görünmez Emeği ve Emeğin Yeniden Bileşimi
bilgimusterekleri.org/blog/d…
“Kodun Yüzde Kırkı, Kadronun Dörtte Biri” yazımıza bir okurumuz yorum bıraktı. Döngüdeki insan kavramının o yazıdaki tartışmayla ilişkisini merak ettiğini söyledi.
Biz de bunu aydınlatmak için bir yazı yazalım dedik.
Önce Özet: On Tez
“Döngüdeki insan” bir tasarım tercihi değil, bir emek ilişkisidir. Terim, makinenin yapamadığını insanın tamamladığı teknik bir düzenek gibi sunuluyor. Gerçekte bir işbölümünü, bir ücret ilişkisini ve bir sorumluluk dağılımını tarif ediyor.
Döngünün üç durağı var, her birinde farklı bir emek biçimi çalışıyor. Modelin eğitilmesinden önce veri işçisi, model çalışırken gizli müdahale işçisi, çıktıdan sonra da onay ve denetim işçisi.
Yapay zeka, işbölümünün otomasyonudur. Matteo Pasquinelli'nin gösterdiği gibi, makine zekası insan emeğinin parçalara bölünmüş örüntülerini kopyalar. Babbage ilkesi yeniden işliyor: iş parçalara ayrılıyor, her parçaya ancak gerektirdiği vasıf kadar ödeniyor.
Otomasyon fetişi bir değerleme aracıdır. “Tam otomatik” görünmek şirketin piyasa değerini yükseltir. İnsan emeğini gizlemek, ürünü olduğundan daha sihirli, şirketi de olduğundan daha değerli gösterir.
Küresel bir veri işbölümü kuruldu. En ağır ve en ucuz işler, yani travmatik içerik moderasyonu ve kitlesel etiketleme, Kenya'dan Filipinler'e, Venezuela'dan Türkiye'ye taşeronlanıyor. Değer merkezlerde birikirken bedel çevrede ödeniyor.
Emeğin bileşimi kayıyor: ucuz genelciden pahalı uzmana. Son iki yılda yükselen eğilim, doktorların, avukatların, mühendislerin, yazılımcıların kendi uzmanlıklarını modele aktarmak üzere saat başı işe alınması. Vasıflı emek, kendi yerine geçecek makineyi eğitiyor.
Parça başı ücret geri döndü. Marx'ın kapitalist üretim tarzına en uygun ücret biçimi dediği parça başı ödeme, veri işinde temel ücret biçimi haline geldi. Üstelik algoritmik denetimle birleşmiş olarak.
Denetleyen insan, sorumluluğu taşıyan insandır. Sistemin “son kararı insan verir” güvencesi, hatanın faturasını işçiye kesen bir düzeneğe dönüşebiliyor. Madeleine Clare Elish bunu “ahlaki darbe emici bölge” diye adlandırıyor.
Döngü giderek daralıyor. Şirketlerin yapay zeka kullanımında, insanı tamamlayan kullanımdan insanın yerine geçen kullanıma doğru belirgin bir kayış var. Döngüdeki insan, döngüden çıkarılmayı bekleyen insan olarak da okunmalı.
Örgütlenme başladı. İçerik moderatörlerinin küresel sendika ittifakı, Kenya'daki Veri Etiketçileri Derneği, İzmir'de Telus işçilerinin Çağrı-İş'teki mücadelesi gösteriyor ki görünmez emek görünür olmaya, görünür olan emek de örgütlenmeye başladı.
Şimdi tezleri tek tek açalım.
bilgimusterekleri.org/blog/d…
#yapayzeka #döngüdekiinsan #humanintheloop
@FilizlerFuat @fusunnebil @say_cem @erhanmeydan @cicekcizmeci @taylanbilgic
Kodun Yüzde Kırkı, Kadronun Dörtte Biri
GitHub'ın Ajan Verisi, Microsoft'un Çıkış Teklifi ve Bilişim Emeğinin Dönüşümü
bilgimusterekleri.org/blog/k…
Aynı şirketin aynı haftasında üç ayrı açıklama yapıldı. Bunları ayrı ayrı okursanız biri insan kaynakları haberi, biri ürün lansmanı, biri borsa haberi gibi görünür. Yan yana koyduğunuzda ise bilişim emeğinin bugün nereye götürüldüğünü gösteren tek bir tablo ortaya çıkar.
26 Ekim, Pazartesi: Microsoft, iş gücünün yaklaşık dörtte birine, 60 bin çalışana "gönüllü çıkış" teklifi gönderdi (CNBC, GeekWire).
28 Ekim, Çarşamba sabahı: Microsoft'a ait GitHub, yıllık Octoverse raporunu açıkladı: Eylül 2026'da açılan çekme isteklerinin (pull request) yüzde 40'ından fazlası bir yapay zeka ajanının hazırladığı taslakla başladı. Mart ayında bu oran yüzde 17'ydi (Developer Tech, The Next Web).
28 Ekim, Çarşamba akşamı: Microsoft, Temmuz–Eylül çeyreğinde 36,6 milyar dolar net kar açıkladı; bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artış (Yahoo Finance).
Üç cümlelik özet şudur: Kodun bir bölümünü artık makine başlatıyor; bunun verimlilik kazancı kar hanesine yazılıyor; bedeli ise kadronun eritilmesiyle işçiye kesiliyor. Bu yazıda önce bu tabloyu kısaca özetleyeceğim, sonra her parçayı ayrıntılı biçimde ele alıp "yeni teknoloji" anlatısının altındaki eski sınıf ilişkisini göstermeye çalışacağım.
Önce Özet: Yedi Tez
Yüzde 40, "yazılımcı bitti" demek değildir; emeğin içeriğinin değiştiğini gösterir. Ajan taslağı başlatıyor, insan okuyor, düzeltiyor, onaylıyor ve sorumluluğu üstleniyor. Yazma emeği, denetleme emeğine dönüşüyor.
Bu dönüşüm, zihinsel Taylorizmin yazılım dairesine girmesidir. Tasarlama ile yürütme birbirinden ayrılıyor; yürütme makineye, makineyi denetleme ise giderek parçalanan ve hızlanan bir insan işine bırakılıyor.
Ajanların "bildiği" her şey, milyonlarca geliştiricinin müşterek emeğinden öğrenildi. Octoverse'ün kendisi bile 225 milyon geliştiricinin ürettiği verinin raporudur. Genel zekanın gaspı burada somut bir rakama dönüşüyor.
60 bin kişilik teklif bir "işten çıkarma" değil, işten çıkarmanın gönüllülük kılığına sokulmuş halidir. Şirket bunu "standart kıdem tazminatı" olarak tanımlıyor; yani ek bir teşvik yok, yalnızca riskin işçiye devri var.
Karın yüzde 32 arttığı çeyrekte kadronun dörtte birine kapı göstermek, krizin değil birikimin kararıdır. Para, insandan makineye, yani değişken sermayeden değişmeyen sermayeye aktarılıyor: aynı çeyrekte 45,2 milyar dolarlık yatırım harcaması.
"Gönüllülük", örgütsüz işçiye uygulanan en ucuz disiplin aracıdır. Her çalışana tek tek "şimdi mi gidersin, sonra mı itilirsin?" sorusu yöneltiliyor; toplu bir pazarlık masası yok.
Yanıt da bireysel olamaz. Verimlilik kazancının iş süresinin kısalmasına, istihdam güvencesine ve ortak müştereklere dönmesi ancak bilişim emekçilerinin örgütlü gücüyle mümkündür.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
bilgimusterekleri.org/blog/k…
#yapayzeka #işsizlik #bilişim #bilişimemeği #bilişimsen
@bilisimsenorg @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @sosyalissendika @tbdmerkez @oydorgtr @lkdtr
@fusunnebil @say_cem @cicekcizmeci @erhanmeydan @gorkemcetin
@evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @yeniyasamnews6
Yine Cumhuriyet, Ama Kimin Cumhuriyeti?
bilgimusterekleri.org/blog/y…
Ünsal Ünlü, Cumhuriyet'in 103. yılında kanalında yayımladığı "İhtiyacımız yeni değil yine Cumhuriyet!" başlıklı konuşmada içten, sıcak ve iyi niyetli bir çağrı yaptı. Bu yazı o çağrıya bir karşı çıkış değil, bir geliştirme önerisi. Söylenenlerin doğru ve değerli yanlarını öne çıkarıyor, geliştirilebilecek yerlerde sınıf penceresini açıyor ve sonunda somut bir yol haritası öneriyor. Cumhuriyetin kavramsal çerçevesini dün yayımladığımız Cumhuriyet Kimin? 103. Yılında Bir Temel Bilgi Kılavuzu yazısında daha uzun ele almıştık; bu yazı o kılavuzun yanına, canlı bir konuşmaya yoldaşça bir yanıt olarak duruyor.
Önce Özet: On Tez
Ünlü'nün çıkış noktası doğru: Cumhuriyet bir kutlama nesnesi değil, bugün yeniden tartışılması gereken bir yaşam biçimidir. "Nicelerine" demek, niceleri için mücadele etmeyi gerektirir.
"Sıradan hayat" vurgusu güçlü bir sezgidir: Okula aç giden çocuk, kirasını ödeyemeyen genç, benzin zammından önce depo dolduran emekçi... Cumhuriyetin anlamını gündelik hayattan kurmak, büyük sözlerden daha samimi ve daha doğrudur.
Ama cumhuriyet ile demokrasi aynı şey değildir. Cumhuriyet bir devlet biçimidir; kimin elinde olduğu, kimin denetiminde işlediği, kimin yararına çalıştığı ayrı sorulardır. Demokrasi ise bu soruların yanıtıyla ilgilidir.
1923 Cumhuriyeti bir burjuva cumhuriyetidir. Tebaayı yurttaşa çevirmesi büyük bir ilerlemedir; ama aynı cumhuriyet 1925'te işçi örgütlerini kapattı, 1936'da grevi yasakladı, 1938'de sınıf temelli örgütlenmeyi suç saydı. Bu iki yüzü birlikte görmek, "yine cumhuriyet" çağrısını geliştirir.
"Köy Enstitülerini kuran zihniyet ile kapatan zihniyet" tespiti çok değerlidir; yalnız bu iki zihniyetin arkasında iki sınıf vardır: Köylü çocuğunu okutmak isteyen ilerici aydın ile toprağını kaptırmak istemeyen ağa. İkisi de aynı partideydi.
Yaşanan yıkım "soysuzların", "alçakların", "bencillerin" eseri değildir. Ahlaki öfke haklıdır; sınıfsal bir açıklamayla geliştirilebilir. Özelleştirme, fon vurgunu, yargının seçiciliği, çeteleşme; sermaye birikiminin belli bir evresinin, belli bir sınıf ittifakının düzenli sonuçlarıdır.
Gericilik kendiliğinden yükselmedi; burjuvazi onu kullandı. 1950'den 12 Eylül'e, Türk-İslam sentezinden "yetmez ama evet"e kadar din ve milliyetçilik, emekçiyi bölmek için sermayenin elinde bir aparat oldu. Bu bağ kurulduğunda konuşma daha da güçlenir.
Barınma krizi bir "değerler yıkıntısı" değil, konutun finansallaşmasıdır. Ünlü'nün ABD'den verdiği örnek, sorunun ahlaki değil yapısal ve küresel olduğunun kanıtıdır.
Ünlü'nün "birlik" anlayışı da doğru bir sezgi taşıyor: Cumhuriyeti yıkmaya çalışanla birlik olmaz. Ama çizgiyi çizerken "iyi insanlar/kötü insanlar" yerine "emeğiyle yaşayanlar/başkasının emeğiyle zenginleşenler" ölçütünü koymak gerekiyor. Bayramda Atatürk reklamı veren holdingler hangi taraftadır?
İhtiyacımız "yine cumhuriyet" değil, "ileri cumhuriyet"tir: 1923'ün kazanımlarını savunan ama orada durmayan, eşit yurttaşlığı eşit yaşama dönüştüren, emeğin örgütlü olduğu bir cumhuriyet. Bunun yolu da sınıf temelli bir demokrasi programından geçer.
---
Nicelerine, Ama Hep Beraber
Ünsal Ünlü konuşmasını Nâzım'a ve "ya hep beraber ya hiçbirimiz" sözüne bağlıyor. Biz de buradan bitirelim.
Bu sözü gerçekten ciddiye alırsak, "hep beraber"in kimi kapsadığını açıkça söylememiz gerekir: Sabah karanlığında okula aç giden çocuğu, kirasını ödeyemeyen genci, asgari ücretle geçinmeye çalışan işçiyi, emekli olup hâlâ çalışmak zorunda kalanı, vurgunla birikimi elinden alınanı. Ve bu "hep beraber"in kimi kapsamadığını da: Bayramda Atatürk reklamı verip yıl boyu sendikalı işçiyi kapı dışarı edeni, kamu varlığını yok pahasına alıp rant devşireni, dini ve milliyetçiliği emekçiyi bölmek için kullananı.
Cumhuriyet 103 yıl önce bir gecede tebaayı yurttaşa çevirdi. Şimdi önümüzdeki görev, yurttaşı gerçekten eşit bir insana, emeğinin ve hayatının sahibi bir insana çevirmektir. Bu bir gecede olmayacak. Ama Ünlü'nün dediği gibi: Madem yapıldı, yine yapılır. Biz ekleyelim: Bu kez daha ileri, daha kapsayıcı ve emeğin örgütlü gücüyle.
Ünsal Ünlü'ye ve onun gibi bu ülkeyi içtenlikle seven tüm yurtseverlere yoldaşça selamla.
Nicelerine. Hep beraber. Emeğin cumhuriyetine.
bilgimusterekleri.org/blog/y…
#cumhuriyet #sosyalizm #emek #sınıf
@unsalunlu @ozer_sultan @hakki_ozdal @bahadir_ozgur1 @aydinsule1 @timursoykan @hacalogluhilmi1 @ErcmentAkdeniz @fpolat69 @taylanbilgic
@evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
Otuz Bir Puan: İnternette Özgürlük 2026 Raporu ve Kimliğe Bağlanan Ekran
Freedom House Türkiye'yi yine "Özgür Değil" sayıyor; 1 Kasım'da başlayan e-Devlet doğrulaması ise raporun ancak kenarından gördüğü kapıyı açıyor
bilgimusterekleri.org/blog/i…
Freedom House, 22 Ekim 2026'da İnternette Özgürlük 2026 (Freedom on the Net 2026) raporunu yayımladı. Rapor Haziran 2025 – Mayıs 2026 dönemini kapsıyor ve 38 ülkeyi 100 puanlık ölçekle değerlendiriyor.
Türkiye ile ilgili sonuç:
Toplam puan 100 üzerinden 31. Geçen yılla aynı. Kategori yine "Özgür Değil".
Alt puanlar: Erişim engelleri 25 üzerinden 14; içerik sınırlamaları 35 üzerinden 10; kullanıcı hakları ihlalleri 40 üzerinden 7.
Avrupa'da sonuncu. Kendinden önceki Sırbistan'ın (66) 35 puan gerisinde; Türkiye hariç Avrupa ortalaması 75.
Puan neden sabit? Deprem bölgesinde bağlantı onarıldı, altyapı puanı 1 arttı; gazetecilere saldırılar arttı, "yıldırma ve şiddet" puanı 1 düştü. Biri ötekini sıfırladı.
Raporun Türkiye için en dikkat çekici cümlesi: 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren düzenleme, yaş doğrulamasını yalnızca e-Devlet üzerinden yaparak sosyal medya hesaplarını fiilen gerçek kimliğe bağlıyor.
Freedom House bunu Çin'in "çocuğu koruma" diliyle getirdiği gerçek isim zorunluluğuna benzetiyor.
Bizim üç tezimiz var:
Otuz bir puanın asıl haberi sabitlik değil, bileşim. Kablo iyileşiyor, kullanıcı hakları dipte. Teknik erişim ile siyasal denetim birlikte büyüyor. Bu bir çelişki değil, aynı sürecin iki yüzü: ağ ne kadar yaygınsa denetim o kadar karlı.
Sansürün kimi hedeflediğine bakınca sınıf görünüyor. Engellenenler gazeteciler, kadın örgütleri, sendikalar, ekonomistler. Yani krizi, sömürüyü ve şiddeti kayda geçirenler.
4 gün sonra, 1 Kasım'da başlayan e-Devlet doğrulaması sansürü "içerik engelleme" aşamasından "kimlik kaydı" aşamasına taşıyor. Sorun artık yalnızca neyin söylendiği değil, kimin söylediğinin kalıcı olarak devletin elinde olması.
Aşağıda bunları ayrıntılı açıyoruz. Önce raporu okuyoruz, sonra raporun dışında kalanı, sonra sınıfsal okumayı, en sonda yapılacak işleri.
Bu yazıyı bir puan tablosu olarak değil, her gün elinizde tuttuğunuz cihazın kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına çalıştığını anlatan bir harita olarak okuyun. Otuz bir puan sizin ekranınızın puanı.
bilgimusterekleri.org/blog/i…
#freedomhouse #internetözgürlüğü #özgürinternet
@freedomhouse @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
@fusunnebil @hakki_ozdal @taylanbilgic
Yüz Öğrenciden Seksen İkisi:
Okurken Çalışmak Bir Tercih Değil, Bir Sınıf Konumudur
bilgimusterekleri.org/blog/o…
Emek Gençliği 27 Ekim'de İstanbul'da 877 üniversiteliyle yüz yüze yaptığı anketin sonuçlarını açıkladı. Başlık kısa ama ağır: yüz öğrenciden 82'si çalışmak zorunda. Bu yazıda anketi önce özetleyeceğim; sonra onu TÜİK, Türk-İş, YÖK, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve 2027 bütçe teklifinin rakamlarıyla genişletip "bu tablo kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?" sorusunu soracağım.
Önce Özet
Çalışmak kural oldu. İstanbul'daki öğrencilerin %50,5'i üniversite boyunca maddi nedenle çalışmış ya da hala çalışıyor; %31,7'si iş arıyor ya da çalışmayı düşünüyor. Toplam %82,2. Hiç çalışmamış ve çalışmayı düşünmeyen yalnızca %17,8.
Gelir, gereken tutarın üçte ikisi. Öğrencilerin %67,6'sı ayda 20 bin TL ya da daha azla yaşıyor. Anket, İstanbul'da öğrenci evinde yaşamanın alt sınırını 30 bin TL olarak hesaplıyor.
Devletin katkısı simgesel. KYK bursu/kredisi lisans için aylık 4.000 TL. Bu, Türk-İş'in Eylül 2026'da hesapladığı bekar bir çalışanın yaşama maliyetinin (48.885 TL) %8'i; İstanbul'daki ortalama öğrenci kirasının (43.044 TL) %9'u.
Yurt yok, kira var. İstanbul'da 930 bin üniversiteliye karşılık 67.677 KYK yatağı var: her 100 öğrenciye 7 yatak. Öğrencilerin yarısı (%47,2) aile evinde kalıyor; bu bir tercih değil, okulun kapısından geçmenin bedeli.
Okumak borçlanmaktır. Öğrencilerin %42,1'i borçlu. Borç, kredi kartından KYK kredisine uzanan bir zincir; üniversite, iş gücü piyasasına daha diploma almadan borçlu girilen bir kapı oldu.
Öğrenci, sermayenin en ucuz ve en esnek emeği. Çalışanların %42,9'u hizmet sektöründe: kafe, market, çağrı merkezi, kurye. Kısmi süreli, kayıt dışı, sigortası eksik, "nasılsa öğrenci" denilen emek.
Mesele kaynak yokluğu değil, kaynağın yönü. 2027 bütçe teklifinde savunma harcaması bir yılda yaklaşık 1 trilyon TL artıyor. Bu artış tek başına, örgün eğitimdeki 3,98 milyon öğrencinin her birine yaklaşık beş yıl boyunca bugünkü KYK tutarını ödemeye yeter.
Yoksulluk kader değil, örgütsüzlük kader olur. Talepler bellidir: karşılıksız ve yeterli burs, KYK kredi borçlarının silinmesi, nitelikli kamu yurdu, ücretsiz ulaşım ve beslenme. Bunlar ancak örgütlü öğrencinin, örgütlü işçiyle yan yana duruşuyla kazanılır.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
bilgimusterekleri.org/blog/o…
#sınıf #yoksulluk #gençlik #eğitim #üniversite
@_emekgencligi_ @emekpartisi @tipgenelmerkezz
@eg_odtu @solgencyeni60 @Ogrenci_Senn @Veli_Der @bounmeclis @hacerfoggo @hakki_ozdal @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
Cumhuriyet Kimin? 103. Yılında Bir Temel Bilgi Kılavuzu
Res publica'dan Sosyalist Halk Cumhuriyeti'ne: Kavramlar, Tarih ve Türkiye Pratiği
bilgimusterekleri.org/blog/c…
29 Ekim geldi. Bayraklar asılacak, kürsülerden nutuklar atılacak, televizyonlarda aynı belgesel görüntüleri dönecek. Bir kısmınız bu günü içtenlikle kutlayacak, bir kısmınız "bizim neyimize" diyerek uzak duracak. İki tavrın da eksik kaldığını düşünüyoruz. Cumhuriyeti ne bir put gibi kutsamak ne de bir kabuk gibi elden çıkarmak doğru. Önce ne olduğunu anlamak gerekiyor: Hangi sınıfların, hangi koşullarda, hangi amaçlarla kurduğu bir devlet biçimi? Bugün kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına işliyor? Ve biz "bugün ne istiyoruz" derken neden yine bir cumhuriyetten, ama bambaşka bir cumhuriyetten, bir sosyalist halk cumhuriyetinden söz ediyoruz?
Bu yazı bir temel bilgi kılavuzu. Önce kısa bir özet, sonra ayrıntılar.
Özet: On Tezde Cumhuriyet
Cumhuriyet bir devlet biçimidir, bir devlet türü değil. Latince res publica, "kamusal şey, halkın işi" demektir. Devletin başında soydan gelen bir hükümdarın değil, seçilen ve belli süreyle görev yapan kişilerin bulunması anlamına gelir. Ama "kim seçer, kim seçilir, mülk kimdedir" soruları açık kaldıkça cumhuriyet, köle sahiplerinin de, tüccarların da, sanayicilerin de, işçilerin de devleti olabilir.
Modern cumhuriyet, burjuvazinin feodal mutlakiyete karşı kurduğu siyasal biçimdir. Hollanda'dan ABD'ye, Fransa'dan Türkiye'ye cumhuriyetler, kan bağına dayalı ayrıcalığın yerine mülkiyete ve piyasaya dayalı yeni bir egemenliği geçirdi. Bu, insanlık için gerçek bir ilerlemeydi; ama sınırı da buradan geliyordu.
Türkiye Cumhuriyeti, zayıf bir burjuvazinin devlet eliyle güçlendirildiği bir projedir. Osmanlı'nın son döneminde ticaret ve sanayi büyük ölçüde gayrimüslim ve yabancı sermayenin elindeydi. İttihat ve Terakki'nin "milli iktisat" politikası, savaş yıllarının mülksüzleştirmeleri ve Cumhuriyet'in devletçiliği, bir "milli burjuvazi"nin yukarıdan yaratılmasının aşamalarıdır.
Kemalizmin "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle" söylemi, gerçekte sınıf örgütlenmesinin yasaklanmasıdır. İşçinin sendikası, grevi, partisi yasaklanırken patronun odası, bankası, teşvik kanunu kuruldu. Sınıfları inkar eden devlet, bir sınıfın devletiydi.
Cumhuriyetin gerçek kazanımları vardır ve bunlar korunmalıdır. Saltanatın ve hilafetin kaldırılması, laikleşme, kadınların seçme–seçilme hakkı, medeni hukuk, harf ve eğitim reformları, Köy Enstitüleri gibi deneyler geri alınamaz medeni sıçramalardı. Bunları bugün en tutarlı biçimde savunabilecek olan, onları kuranlar değil, işçi sınıfıdır.
Cumhuriyet ile demokrasi aynı şey değildir. Cumhuriyet "devletin başında kim var" sorusuna, demokrasi "egemenliği kim kullanıyor" sorusuna yanıt verir. Demokrasiz cumhuriyetler (tek parti, cunta, kayyım) olduğu gibi, cumhuriyet olmayan demokrasiler (İngiltere, İsveç gibi anayasal monarşiler) de vardır.
Burjuva demokrasisi biçimsel eşitlik, maddi eşitsizlik üzerine kuruludur. Herkesin bir oyu vardır; ama fabrikanın, medyanın, bankanın, platformun sahibinin oyu sandığa girmeden önce sayılmıştır. Lenin'in deyişiyle demokratik cumhuriyet, kapitalizm için mümkün olan en iyi siyasal kabuktur.
Sosyalizm cumhuriyeti reddetmez, onu tamamlar. Paris Komünü, sovyetler, halk cumhuriyetleri; hepsi cumhuriyet ilkesini (seçilmişlik, geri çağrılabilirlik, kamu yararı) üretim araçlarının mülkiyetine kadar genişletmeye çalıştı. "Halkın işi" ancak üretim de halkın işi olduğunda gerçek anlamını bulur.
Türkiye'de bugün cumhuriyetin içi boşaltılıyor. 2017'de kurulan tek kişiye dayalı yönetim, kayyımlar, yargının bağımlılaşması, laikliğin aşındırılması ve "yeni anayasa" tartışması, 1923'ün burjuva cumhuriyetinin kendi kazanımlarını bile taşıyamadığını gösteriyor.
Bizim istediğimiz: Sosyalist Halk Cumhuriyeti. Yani egemenliğin gerçekten emekçi halkta olduğu, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçtiği, temsilcilerin seçildiği ve her an geri çağrılabildiği, laik, eşit yurttaşlığa dayalı, halkların kardeşliğini temel alan bir cumhuriyet. 1923'ün yarım bıraktığını tamamlayacak olan budur.
bilgimusterekleri.org/blog/c…
#cumhuriyet #29ekim
29 Ekim 1933 - Cumhuriyet'in 10.Yılı - Sovyet Yapımı
youtu.be/PCL92wtK0nM?si=GrPO…
"Siyonist Çoğunluk" Kimin Çoğunluğu? İsrail Seçimleri, Bir Devletin Kökleri ve Karşısında Duranlar
27 Ekim 2026 Sandığından Sürgün Tarihine, Sulama Borusundan Gözetim Yazılımına İsrail'i Sınıf Penceresinden Okumak
bilgimusterekleri.org/blog/i…
Dün, 27 Ekim 2026'da İsrail sandığa gitti. Seçim gecesi iki büyük rakibin, Benjamin Netanyahu ile Gadi Eisenkot'un ağzından aynı kavram çıktı: "Siyonist çoğunluk." Netanyahu "Siyonist çoğunluk aklını başına toplamalı ve birleşmeli" dedi. Eisenkot ise kuracağı hükümetin ancak "Siyonist çoğunluğa" dayanacağını aylardır tekrarlıyor. Birbirini yıkmak isteyen iki blok, bir konuda tam olarak anlaşıyor: Ülke nüfusunun beşte birini oluşturan Arap yurttaşların oyu, hükümet kurma hesabında sayılmayacak.
Bu yazıda bu cümlenin nereden geldiğini anlamaya çalışacağız. Önce kısa bir özet, sonra ayrıntılar: güncel seçim, İsrail siyasal sisteminin yapısı, devletin kurulmasından önce dünyanın dört bir yanına dağılmış Yahudi topluluklarının nasıl oluştuğu ve birbirine nasıl bağlandığı, Siyonizmin ne olduğu ve neden bu kadar tepki gördüğü, neden bir devlet kurulmasına karar verildiği, İsrail'de yaşayan toplulukların hayattaki rolleri, bugünkü İsrail'in teknoloji ve tarımdaki "atılımları", Filistin'de neyin denendiği, dünyada ne yapmaya çalıştığı, Büyük Ortadoğu Projesi ve CIA–Mossad ilişkileri gibi çok konuşulan konularda belgelenmiş olanla iddia edilenin ayrımı ve son olarak bu milliyetçi siyasetin karşısında kimlerin durduğu, ne istedikleri.
Başlamadan bir ilke koyalım, çünkü yazının tamamı bunun üzerinde duruyor: Yahudi halkı, Siyonizm ve İsrail devleti üç ayrı şeydir. Yahudi düşmanlığı (antisemitizm), insanlık tarihinin en uzun soluklu ırkçılıklarından biridir ve bizim için hiçbir biçimde kabul edilemez. İsrail devletinin işgal ve ayrımcılık politikasını eleştirmek ise antisemitizm değildir; tam tersine, bu eleştiriyi en cesurca yapanlar arasında İsrailli Yahudiler de vardır. Türkiye'de sık rastlanan "Yahudi komplosu" dilinin bizim saflarımızda yeri yoktur. Irkçılığa nereden gelirse gelsin karşıyız; bunu daha önce "Nedir Şu Irkçılık Dedikleri Şey?" yazısında ayrıntılı tartışmıştık.
bilgimusterekleri.org/blog/i…
#israil #seçim #mossad #cia #siyonizm #netenyahu #Eisenkot #ortadogu
@evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @hakki_ozdal @taylanbilgic @fusunnebil @bahadir_ozgur1 @muhdansaglam @unsalunlu
ABD Ara Seçimleri, Tekno-Sermaye ve Algoritmik Siyaset
Para Ağı, Akış Ağı: Platformların Sahipleri Seçimin Tarafı Olunca
bilgimusterekleri.org/blog/a…
3 Kasım 2026'da, yani altı gün sonra, ABD'de ara seçim yapılıyor. Temsilciler Meclisi'nin tamamı, Senato'nun üçte biri, onlarca valilik ve binlerce eyalet meclisi koltuğu sandıkta. Türkiye'den bakınca bu seçim "Trump kazanır mı, kaybeder mi" sorusuna indirgeniyor. Oysa asıl ilginç olan, sandığın etrafında örülen iki ağ: para ağı ve akış ağı. Birincisi seçimi kimin finanse ettiğini, ikincisi seçmenin neyi görüp neyi görmediğini belirliyor. İkisinin düğümünde aynı şirketler oturuyor.
Önce Özet: On Tez
Rüzgar Demokratlardan yana. Genel oy yoklamalarında Demokratlar ortalama 9 puan önde; Trump'ın onayı %37 civarında, 1946'dan bu yana ara seçime girerken en düşük ikinci düzey. Meclis büyük olasılıkla el değiştiriyor, Senato ilk kez ciddi biçimde oyunda.
Seçimi belirleyen konu hayat pahalılığı. Seçmenin %71'i Trump'ın enflasyon yönetimini onaylamıyor. Yani sınıfın gündelik hayatı, kültür savaşlarının gürültüsünü bastırmış görünüyor.
Tarihin en pahalı seçimi. Siyasi reklam harcamasının 11,6 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. En büyük 50 bağışçı tek başına 2,77 milyar dolar vermiş.
Tek kişilik parti: Elon Musk. Yaklaşık 446 milyon dolarla bu seçimin açık ara en büyük bağışçısı.
Cumhuriyetçilerin bağışlarının dörtte birinden fazlası tek bir adamın cebinden çıkıyor.
Yapay zeka sermayesi ilk kez kendi süper PAC'leriyle sahada. Andreessen Horowitz ve OpenAI'ın Greg Brockman'ı "Leading the Future"da, Meta kendi süper PAC'lerinde, David Sacks'in grubu doğrudan Trump hattında, Anthropic ise "Public First" ile karşı tarafta.
Kavganın konusu düzenleme kimde olacak. Tekno-sermayenin ana talebi, eyaletlerin yapay zekayı düzenleme yetkisinin federal düzeyde kaldırılması (preemption). Trump bunu kararname ve yasa taslağıyla destekliyor.
Trump ile tekno-sermaye arasındaki ilişki bir alışveriş. Destek ve para karşılığında düzenlemesizlik, devlet sözleşmeleri, TikTok gibi varlıkların "dost ellere" devri.
Algoritmik siyaset artık bir "dış etki" değil, altyapı. Meta bağımsız doğrulamayı kaldırdı ve siyasi içeriği yeniden öne çıkarıyor; X'in akış algoritmasının kullanıcıları sağa kaydırdığı Nature'da yayımlanan bir deneyle gösterildi; TikTok'un ABD kolu Trump'a yakın bir yatırımcı grubunun eline geçti.
Bu bir ABD olayı değil. Musk'ın AfD'ye desteği, Meta'nın Brezilya'daki "görünmez sandık" rolü, Sırbistan'da gençlerin algoritmaya karşı yürüyüşü aynı dünyanın parçaları: tekelci kapitalizm, devlet ve iletişim altyapısı birbirine kaynaşıyor.
Demokrat zaferi kurtuluş değil, nefes alma payı. Karşı cephede de milyarderler var. Çıkış, sandıkta seçilecek ehvenişerde değil; akışa ve paraya karşı örgütlü toplumsal güçte.
bilgimusterekleri.org/blog/a…
#abd #seçim #trump #teknokapitalizm
@evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @hakki_ozdal @taylanbilgic @fusunnebil @gorkemcetin @serhatayan
Oğuz Demirkapı ☮ retweeted
KARŞINDA POLİS!
Boğaziçi Üniversitesinde gelen yemekhane zammına karşı eylem yapıyorsun, karşında polis!
Saray rejiminin çürümüş düzeninin neden olduğu okul saldırıları karşısında arkadaşlarının ve kendi yaşamın için eylem yapıyorsun, karşında polis!
Ege Üniversitesinde kampüsteki köpekleri kendi emeğinle besleyip tedavi ediyorsun, köpekleri toplamak için baskın yapılıyor, karşında polis!
Samiha Ayverdi KYK yurdunda giriş çıkışın kısıtlanması, yemekhanedeki seçmeli yemek sayısının düşürülmesi karşısında beslenme ve barınma hakkın için arkadaşlarınla eylem yapıyorsun, karşında polis!
Sürgün edilen öğretmenlerin için lisende arkadaşlarınla birlikte eylem düzenliyorsun, karşında polis!
ODTÜ’de 19 Mart sonrası mücadeleyi büyütmek, Ankara halkının yanına gitmek için kampüsünden çıkmaya çalışıyorsun, ablukaya alınmışsın, karşında polis!
KYK’da asansörün düşmesi sonucu ölen Zeren Ertaş için, güvenli yurtlar için, yaşamın için eylem yapıyorsun, karşında polis!
Beyazıt’ta 19 Mart eylemlerinde tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için bir araya geliyorsun, karşında polis!
Van Yüzün Yıl Üniversitesinde, Rojin Kabaiş’in ölümünün aydınlatılması, faillerinin bulunması ve cezalandırılması için mücadele ediyorsun, karşında polis!
Güvenlik, hakları ve talepleri için mücadele eden gençliğin önüne dikilen polis değil; bu mücadeleyi büyüten gençliğin kurduğu bağdır.
Topluluklarda, kulüplerde yapılacak etkinlikleri beraber düşünürken, atanmışların engelleri karşısında ne yapacağımızı tartışırken kurduğumuz iletişimdir.
Eylemde tanımasak da aynı şey için mücadele ettiğimizi bildiğimiz kişiyle kol kola girmemiz, birlikte attığımız slogandır.
Polisin attığı gazdan yanan gözlerimize arkadaşımızın döktüğü Talcid’dir, paylaştığımız sudur.
Arkadaşlarımızla yaşadığımız ortak sorunları konuşmak, çözümü onlarla birlikte aramaktır.
Saray rejiminin yaratmaya çalıştığı korku duvarlarını hep birlikte, örgütlü mücadelemizle yıkacağız!
“Bize Gelecek Yoksa Sana Huzur Yok” Demek Neden Suç Değil
Onları Tutuklamak Neden Hukuksuz
Nehir ve Nevin'e Ne Oldu, Hukuk Ne Diyor?
bilgimusterekleri.org/blog/n…
Bu yazı uzun bir analiz olmaktan önce bir çağrı. Ama çağrının sağlam durması için ne olduğunu, hukukun ne dediğini ve kararın nerede hukuktan ayrıldığını tek tek bilmemiz gerekiyor. O yüzden önce kısa bir özet, sonra ayrıntı.
Ne oldu?
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in İstanbul'daki Kadıköy Anadolu Lisesi ziyaretinden önce okulun çevresine "Bize gelecek yoksa sana huzur yok. Yusuf Tekin istifa" yazılı bir pankart asıldı.
Kimler?
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Öğrenci Bürosu üyeleri Nehir Dizdar (Galatasaray Üniversitesi) ve Nevin Tekin (İstanbul Üniversitesi). İkisi de 19–20 yaşında.
Nasıl?
İkisi de gece yarısı evlerinden gözaltına alındı. TİP'in açıklamasına göre savcılık, öğrencilerin ifadelerini almadan tutuklama talebiyle hâkimliğe sevk etti. 25 Ekim 2026'da İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hâkimliği ikisini de tutukladı.
Suçlama?
"Birden fazla kişi ile birlikte tehdit" (TCK 106/2-c). Hâkimlik, pankarttaki "sana huzur yok" ifadesini tehdit ve gözdağı saydı. Gerekçeye kaçma ve delil karartma şüphesini, adli kontrolün yetersizliğini ve "pişmanlık göstermemelerini" ekledi.
Hukuksuzluk nerede?
Siyasal eleştiri tehdit sayıldı. Tutuklama eşiği nitelikli hâlle aşıldı. Kalıp gerekçelerle iki öğrenci cezaevine kondu ve pişmanlık beklentisi tutuklama nedeni yapıldı. Kısacası, tutuklama bir ceza gibi kullanıldı.
Talebimiz basit:
Nehir ve Nevin derhal serbest bırakılsın.
Pankart suç değildir.
bilgimusterekleri.org/blog/n…
#NehirveNevineÖzgürlük #yusuftekinistifa
@tipgenelmerkezz @ihdgenelmerkez @insanhaklari @TipIstanbull @Ogrenci_Senn @_emekgencligi_
Beyaz Yakalının Sefaleti
Diploma, Dil, Uzmanlık ve Güvencesizlik: Yapay Zeka Çağında Ofis Emeğinin Proleterleşmesi
bilgimusterekleri.org/blog/b…
Sefaletin birinci yüzü, kapı. Yapay zeka işçiyi işten atmaktan çok, işe almamayı kolaylaştırıyor. Mesleğin öğrenildiği alt basamaklar sökülüyor; genç mezun ise onun yerine geçen teknolojinin süzgecinden geçerek iş arıyor.
İkinci yüzü, güvence. DeFacto Teknoloji'de Eylül'de dört bilişim çalışanı işten çıkarıldı. Sendika, boşalan pozisyonlara taşeron çalışan alındığını ileri sürüyor. Aynı işi yapanların farklı işverenlere bölünmesi, ortak pazarlığı zorlaştırıyor.
Üçüncü yüzü, ücret. TMMOB'nin 2026 için önerdiği mühendis, mimar ve şehir plancısı taban ücreti brüt 94.500 TL; bağlayıcı değil. Asgari ücret brüt 33.030 TL. Uzmanlığın "değeri" ile emeğin fiilî karşılığı arasındaki mesafeyi belirleyen şey diploma değil, pazarlık gücü.
Dördüncü yüzü, zaman. Uzaktan ve hibrit çalışma özerklik ve zaman tasarrufu getirdi, ama mesainin sınırlarını sildi. Ofise gitmeyen çalışanın işi evine geldi.
Beşinci yüzü, gözetim. Kişisel Verileri Koruma Kurulu Eylül'de, işverenin kurumsal e-postaya teknik erişiminin sınırsız içerik denetimi hakkı vermediğine hükmetti. Karar önemli, ama gözetimin varlığını değil sınırını tartışıyor.
Kapıyı açtıracak araç da yok. Özel sektörde toplu sözleşme kapsamı yüzde 4,2, gençlerde sendikalaşma yüzde 6,3. Ofis emeğinin ağırlık merkezi olan Ticaret ve Büro işkolunda 4,5 milyon işçinin yalnızca yüzde 6,6'sı temsil ediliyor.
Ama arayış başladı. Bilişim emekçilerinin kendi sendikası Bilişim-Sen'in kuruluş işlemleri Kasım 2025'te tamamlandı. Sivil toplum kuruluşlarında bile çalışanlar toplu sözleşme talep ediyor. Dünyada İrlanda'dan İspanya'ya, ABD'deki senaristlerden İsveç'teki beyaz yaka sendikasına kadar yapay zeka maddeleri toplu sözleşmeyle yazdırılıyor.
Sınıfın tavrı: Beyaz yaka artık "biz farklıyız" diyemeyecek bir yerde. Talebimiz yapay zekanın yasaklanması değil, yarattığı zamanın paylaşılması: ücret kesintisi olmadan çalışma süresinin kısaltılması, yapay zeka kaynaklı işten çıkarmalarda bildirim ve sendika denetimi, giriş seviyesi istihdam için kamusal yükümlülük, gözetime sınır ve beyaz yaka sendikalaşmasının önündeki engellerin kaldırılması.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
bilgimusterekleri.org/blog/b…
#beyazyaka #işsizlik #örgütlenme
@bilisimsenorg @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @plazaeylem @sendikaumut_ @sosyalissendika @disk_arastirma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @fusunnebil @hacerfoggo @hakki_ozdal @bahadir_ozgur1 @OzlemGurses @tipgenelmerkezz @emekpartisi @solpartibilgi @DEMGenelMerkezi
Hisse Halka, Oy Kurucuya: Anthropic'in Halka Arzı ve Piyasa Dalgasının Sınıfı
İki Trilyon Dolarlık Değerlemenin İçinde Kimin Emeği, Kimin Borcu, Kimin Oyu Var?
bilgimusterekleri.org/blog/a…
26 Ekim 2026 sabahı Anthropic, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) halka arz izahnamesini, yani S-1 formunu kamuya açık olarak sundu. Hisseler Nasdaq'ta ANT koduyla işlem görecek. Aynı gün New York borsası bir aydır yaşamadığı kadar iyi bir gün geçirdi; çip ve bellek şirketlerinin hisseleri uçtu. Bu yazıda önce kısa bir özet vereceğim, sonra ayrıntıya gireceğim.
Soru her zamanki gibi üçlü: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?
Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Rakamlar 27 Ekim 2026 itibarıyla kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; kaynaklar metin içinde ve sonda bağlantılıdır. İzahname güncellendikçe ve halka arz fiyatlandıkça yazı güncellenecektir.
Önce Özet: On Bir Madde
Ne oldu? Anthropic, Haziran'da gizli başvuruyla başlattığı halka arz sürecini 26 Ekim'de kamuya açık S-1 ile bir adım ilerletti. Aracı kurumlar Goldman Sachs ve Morgan Stanley. Fiyat ve hisse sayısı henüz belli değil; arzın Kasım ortasında yapılması bekleniyor.
Değerleme: Basına yansıyan hedef 1,5–2 trilyon dolar. Şirketin Mayıs 2026'daki özel turdaki değeri 965 milyar dolardı. Beş ayda neredeyse ikiye katlanma beklentisi var.
Gelir hızla büyüyor: 2026'nın ilk yarısında 16,3 milyar dolar gelir — 2025'in tamamında 4,6 milyardı.
Zarar dev ama çoğu kâğıt üstünde: İlk yarı net zarar 80,7 milyar dolar; bunun 72,4 milyarı nakit dışı değerleme düzeltmesi. Faaliyet zararı ise 693 milyon dolara inmiş. Yani şirket ne kadar değerli görünürse defterdeki zarar o kadar büyüyor.
Asıl yük bilişim taahhüdü: Google, Amazon, Microsoft ve SpaceX ile yapılmış 430 milyar doları kesin, iptal edilebilirlerle birlikte 637 milyar dolara varan bulut/hesaplama sözleşmesi. Tedarikçilerin ikisi aynı zamanda büyük yatırımcı.
Yönetim halka kapalı: Halka satılacak olan A sınıfı hisse. Tek bir F sınıfı hisse, yedi kurucunun ortak şirketine oyların %50,1'ini veriyor; T sınıfı hisseyle Uzun Vadeli Fayda Vakfı (LTBT) yönetim kurulunun çoğunluğunu seçiyor. Halka açık hissedarın yönetimde fiilen sözü yok.
Piyasa dalgası: Başvuru günü Nasdaq %0,82, yarı iletken endeksi SOX %2,8 yükseldi; Nvidia, Micron, SK Hynix, CoreWeave gibi "kazma kürek satıcıları" öne çıktı. Morgan Stanley ise çiplerde %10–15'lik yeni bir düşüş olasılığı ve veri merkezi borçlarında açılan faiz farkları konusunda uyardı.
Devletle ilişki ikiyüzlü: Şubat'ta Pentagon, otonom silah ve kitlesel gözetim kullanımını reddettiği için şirketi "tedarik zinciri tehdidi" ilan etti; şirket dava açtı. Eylül'de Ticaret Bakanı Lutnick şirketin "yeniden doğru tarafta" olduğunu söyledi. ABD ihracat denetimi yönergesiyle iki modele yabancı uyruklu erişim askıya alındı.
Sınıfı ilgilendiren çekirdek: Bu değerleme bugünkü kâra değil, yarın emeğin ne kadarının makineye devredileceği beklentisine dayanıyor. Bedel, emeklilik ve endeks fonları üzerinden işçi tasarruflarına, elektrik-su faturaları üzerinden halka, işsizlik üzerinden emekçiye yansıyabilir.
Kıyamet de bir risk kalemi: İzahname, gelişmiş yapay zekanın "insanlık için felaket boyutunda ya da varoluşsal riskler" doğurabileceğini yazıyor ve cümleyi bunun "işimizi olumsuz etkileyebileceği" ile bitiriyor. Aynı paragrafta daha önemli bir itiraf var: modeller şirketin kendi araştırmasını hızlandırıyor. Yani en ayrıcalıklı emek bile ikame ediliyor.
Tavrımız: Ne "balon patlasın da görsünler" kötümserliği ne "biz de hisse alıp zengin olalım" heveskârlığı. Soru, bu kadar büyük bir toplumsal üretici gücün neden bu kadar dar bir el tarafından yönetildiği.
bilgimusterekleri.org/blog/a…
#anthropic #anthropicAI #borsa #ipo
@fusunnebil @taylanbilgic @hakki_ozdal
Eski Sorular, Yeni Laboratuvar: Yapay Zeka Bir Felsefeciyi Neden İlgilendirir?
“Bunları Platon Da Sordu” Diyen Dosta Somut Malzemeyle Bir Yanıt
bilgimusterekleri.org/blog/f…
Felsefe çevrelerinde sık duyulan bir itiraz var: “Yapay zeka da buhar makinesi, telgraf, internet gibi bir teknoloji. Hayatı değiştirir, ama felsefeye yeni bir soru getirmez. Düşünen makine sorusunu Descartes sordu, Leibniz sordu, Turing sordu. Masada yeni bir şey yok.”
Bu itiraz ciddiye alınmayı hak ediyor. Hem yarı yarıya doğru olduğu için hem de piyasadaki “her şey değişti” gürültüsüne karşı sağlıklı bir şüphe taşıdığı için. Bu yazıda o felsefeciyi alaya almadan, onun kendi klasik metinlerinden yola çıkarak ve somut olaylarla yanıt vermeye çalışacağız.
Önce Özet: On Tez
İtirazın doğru yanı: Yapay zekanın gündeme getirdiği soruların çoğunun kökü eskidir. Zihin nedir, dil nedir, bilgi nedir, sorumlu kimdir, insanı insan yapan nedir; bunlar yüzyıllardır soruluyor.
İtirazın kaçırdığı şey: Sorular eski, ama ilk kez düşünce deneyi olmaktan çıkıp deneye dönüştüler. Descartes’ın, Leibniz’in, Searle’ün kafada kurduğu senaryolar bugün laboratuvarda, fabrikada, mahkemede somut olarak yaşanıyor.
Önceki teknolojiler kası, eli, gözü, belleği uzattı. Yapay zeka ise felsefenin kendi aletini, yani dili ve kavramla iş görmeyi makineleştiriyor. Felsefeci ilk kez kendi tezgâhının otomasyonuyla yüz yüze geldi.
Sokrates yazıya “sorduğunda hep aynı şeyi söyler” diye itiraz etmişti. Bugünün metni yanıt veriyor. Platon’un itirazı ortadan kalkmadı, ters yüz oldu.
Leibniz’in değirmeni artık içine girilebilir bir değirmen. Yorumlanabilirlik araştırmaları modelin “içinde dolaşıp” kavramlara karşılık gelen yapıları bulup kurcalıyor. Zihin felsefesi ilk kez kendi mikroskobuna kavuşuyor.
Gerçekten yeni sorular da var: öznesiz bilgi (anlamadan bilen sistem), öznesiz söz (niyeti olmayan konuşma), dağıtık sorumluluk (kararı kimin verdiği belirsiz işten çıkarma), ahlaki statü belirsizliği altında karar ve bu kararın bir şirkete bırakılması.
En büyük yenilik metafizikte değil, toplumsal ilişkilerde: İnsanlığın ortak dili, bilgisi, yazısı, yani Marx’ın “genel zeka” (general intellect) dediği şey, ilk kez doğrudan ve toplu biçimde birkaç tekelin sabit sermayesine dönüştürülüyor.
Engels’in uyarısı burada geçerli: “Doğa bilimleri alanında bile çağ açan her buluşla birlikte materyalizm biçimini değiştirmek zorundadır.” Soruların eski olması, yanıtların eski kalabileceği anlamına gelmez.
Ölçülü olmak gerekiyor: “Bu sefer farklı” cümlesi aynı zamanda bir pazarlama cümlesi. Felsefi yeniliği şirketlerin değerleme söyleminden ayırmak da felsefecinin işi.
Sonuç: Felsefeci yapay zekayla, “makine düşünür mü?” sorusu ilginç olduğu için değil, “makine kimin için düşünüyor, kimin düşüncesini kullanıyor?” sorusu çağımızın sorusu olduğu için ilgilenmeli.
Şimdi bu tezleri tek tek açalım.
bilgimusterekleri.org/blog/f…
#yapayzeka #felsefe #marfet
@TurkFelsefeDer @TRFelsefeKurumu @aydincubukcu @say_cem @ProfAhmetArslan @drmcevik @AhmetDagflsf @hikmetunlu @Fparrhesia @Kadim_Felsefe @insan_felsefesi



