dücane cündioğlu retweeted
"SAVAŞ BİR TALİH OYUNUDUR GENERAL!"
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
Atatürk'ün bu sözünü Halide Edip Adıvar'ın aktardığı şu pasajda buluyoruz:
• "Mustafa Kemal Paşa Yunanlıların yaptıkları tahribat ve zulme karşın onları büyük bir hoşgörüyle karşıladı. Düşman Başkomutanının elini sıkıp kendisine sigara ve kahve ikram etmiş ve "Oturun general, yorulmuş olacaksınız. Napoleon da bir savaş kaybetti. Savaş bir talih oyunudur general, bazen en yeteneklisi de yenilir."
Bu tarihsel sözün kökeni en erken Platon'a değin uzanır:
• "Savaş Sanatı (στρατηγικὴ τέχνη) yararı bakımından sanatların en gözde olanı ve talihe en çok ihtiyaç duyanıdır (εὐτυχίας πλείστης δεομένη). Bilgelikten çok doğuştan gelme yiğitliğe dayanır."
Benzer bir açıklamayı İbn Haldun'da da buluyoruz:
• "Sayı ve techizat itibariyle bütün tedbirler alınmış olsa bile yine de savaşta zafer elde etmenin kesin olduğu önceden kestirilemez. Savaşta zafer ve galibiyet talih (البخت) ve rastlantı (الإتفاق) kabilinden bir şeydir."
Son olarak bir yahudi filozof olarak Hanna Arendt'e kulak verelim:
• "İnsan eylemlerinin sonuçları eylemcinin denetimini aşar. Öte yandan şiddet, içinde fazladan bir de keyfilik öğesi taşır. Talih (fortuna), iyi ya da kötü şans, insani meselelerde hiçbir yerde savaş alanında olduğu denli yazgı belirleyici bir rol oynamaz. Üstelik en beklenmeyenin bu ihlalinin böylesine davetsiz ve fütursuzca karşımıza çıkıvermesi, ona “rastgele olay” ya da “bilimsel açıdan kuşkulu olay” dediğimizde ortadan kalkmış olmuyor."
Şans ve rastlantı ögesinin savaş sanatında bu denli köklü bir ilke olarak kabul edilmesi birçok bilgiçi tedirgin edeceğinden eminim. Özellikle bu hesap kitap çağında. Şu kadar askeri var, şu kadar silahı var, şu kadar parası var, vs. O halde galipler şimdiden bellidir. Yapacak bir şey yoktur. Yenilgiye hazır olmak gerekir.
Doğru savaşlar hesap kitaba dayanmalıdır. Somut güçlere. Fakat bu işin bir de başka tarafı var; hesap kitaba gelmeyen tarafı. İşin bu tarafı nedeniyle nice sayıca az topluluklar sayıca çok olan toplulukları yenmeyi başarmışlardır.
• Ey talib, kuşların filleri yenebileceğine inanmıyorsan niçin Fil Suresi'ni okuyorsun?
Cumhuriyet Bayramımızın arefesinde biraz da işin bu gözardı edilen tarafını ele alacağız.
Not: Söyleşileri sürdürebilmek için desteklerinizi bekliyoruz, lütfen kanalımıza "abone" ve "üye" olmayı unutmayınız!
youtube.com/live/qSrvzWGMGhU… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
İÇİ DIŞI BİR OLMAK (DÜRÜSTLÜK) ve KABALIK üZERİNE
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
Dürüst olmak sahibine iki vasıf kazandırır: kabalık ve kolay incinme. (Kolay incinenler kolay incitirler.)
Nezaket ve nezaheti dürüstlüğün/dobralığın tam karşısına koyarak bu tutumu "dolayım"a indirgediğimi ve dolayımı da toplumsal ilişkilerin gereği bir tür ikiyüzlülük biçimi olarak olumladığımı bilenler bilir.
Anlaşıldığı kadarıyla kimileri bu yaklaşımımı tümüyle yanlış anlamış görünüyorlar, çünkü bir erdemin erdemsizliğe yol açabileceğini düşünemiyorlar. Öyle ya, dürüstlük bir erdemse niçin bir kabalığa dönüşsün?
İçi dışı bir olmak (olduğu gibi görünüp göründüğü gibi olmak) kimsenin kuşkusu olmasın ki irfan eksikliğinden kaynaklanır. Bir tür köylü dürüstlüğüdür. "Devlet şeffaf olsun!" türünden üzerinde düşünülmemiş bir klişe örneğidir. Zatın birliğine karşın sıfatların çokluğunu anlamamaktır. Karşıt olanla çelişik olanı ayıramamaktır.
Gelişmemiş ruhlar yalan söylemek ile her doğruyu söylememek arasındaki ince ayrımı göremezler. Dilleriyle zihinleri arasında mesafeyi ortadan kaldırmayı bir halt zannederler. Ne ki bu mesafenin yokluğu ruhlarında değil, yalnızca dillerindedir ve fakat ısrarla bu gerçek başkalarınca bilinmesin isterler.
Baskı altında büyümüş ruhlar ezik oldukları ölçüde ağızlarına geleni söylerler, mesafeden, dolayımdan rahatsızlık duyarlar. Nezaket ve edeb böylelerine kendilerini kötü hissettirir.
Sözde dürüstlük bir tahakküm aracına dönüştüğünde dobralık bir çırpıda siyasal rejim aparatı haline gelir. Öyle ki yalancılık, samimiyetsizlik, ikiyüzlülük daima muhaliflerin payına düşer. Mitinglerin dili dobracadır, diplomasinin dili ikiyüzlüce. Bilinmez ki BİR ben vardır, BİN de benden içeru.
Bu akşam "BİN de benden içeru" kısmını konuşacağız.
youtube.com/live/wlIWmVZW7dU… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
KIRILMAK İSTEMİYORSAN KİMSEYE AYNA OLMA!
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
Niçin?
Çünkü incitirler seni.
İnsanın dikenli derinliklerinde gezinmeyi sürdüreceğiz.
youtube.com/live/QGGKcRR1Tu0… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
MEKKE ANTLAŞMASININ GİZLİ MADDELERİ
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
3. Dünya Savaşı'nda -ne yazık ki- Türkiye'nin safı belli oldu.
Bu akşam bu konu üzerinde duracağız.
youtube.com/live/SkuF53LhqCE… @YouTube aracılığıyla
dücane cündioğlu retweeted
TIP VE FELSEFE (12 DERS)
İlk dersimiz yarın, saat 16.00’da.
Kayıtlar devam ediyor.
Başvuru için: felsefedersleri.com
dücane cündioğlu retweeted
TIP ve FELSEFE ARASINDAKİ KAVGANIN TARİHİ
İlk ders yarın, saat: 16.00'da.
Kayıtlar devam ediyor.
Başvuru için: felsefedersleri.com
youtu.be/nYyYN5W3xyA?si=sT-N… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
GÖZLERİNİ KAPAMAZSAN GÖREMEZSİN!
-Tanrı'nın "kayyum" sıfatının tefsiri-
Bu akşam, saat 21.00'de, canlı, herkese açık!
Kendini hiç özlemiyor musun?
Taşrada gezinmekten yorulmadın mı?
Yorulduğunu anladığın o gün geldiğinde, kimbilir belki de kendine dönebileceğin bir evin bile olmayacak.
"Kayyum olarak yaşamak benim mesleğim, hatta yazgım oldu. Ne yapayım, mahallem beni bırakmıyor" diyorsun.
Mahalleni sen bırak o halde!
"Mahallem olmasa ben bir hiçim" diye korkular içinde gerekçeler uydurma, sen zaten zavallının birisin. Zavallı, yani zevalli, yani zevale mahkumsun. Hatırlıyor musun bilemiyorum ama en nihayet sen bir insansın.
Sözümona tanrılara öykünerek ölümsüz olacağını sanıyorsun. Oysa ömrü boyunca ölümlülerin peşinden koşmuş biri zavallı nasıl ölümsüz olabilir? Nedense işin bu tarafını hiç düşünmüyorsun.
Elindeki aynalar sana senin hayvan yanını gösteriyorlar, insan yanını değil. Demek ki insan yanını görebilmek için önce o sözde aynaları kıracak ve gözlerini kapayacaksın.
Kur'an ne güzel söyler: Gerçek "kayyum", yalnızca kendisinden başka tanrıcıklar olmayan Tanrı'dır.
Bil ki hepimizin dönüşü onadır.
youtube.com/live/XxLvPgpBEEg… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
TIP VE FELSEFE (12 DERS)
Tarih: 24 Ekim-8 Kasım 2026
Saat: 16.00-19.00
Kayıtlar başladı.
Başvuru için: felsefedersleri.com
15 yıllık hayalimdi. Nasip olursa ikisini de bu yıl sona ermeden gerçekleştirmeye çalışacağım:
1. Tıp ve Felsefe
2. Matematik ve Felsefe
İlk dersimiz 24. Ekim cumartesi günü.
dücane cündioğlu retweeted
HİZMET SÖYLEMİNE DAİR BİR ÇÖZÜMLEME
(Mahrem Yapılanma ve Takiyye - Cizvitler ve Kara Papa)
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
Ülkemizde cemaatler ve tarikatlar üzerine yapılan değerlendirmelerin çok azı akademik, büyük çoğunluğu ise siyasal niteliktedir.
Bir çözümleme, sözgelimi TİCANİLER, DİNCİ ÖRGÜTLER veya FETÖ başlığı üzerinden ortaya konulduğunda doğal olarak bir suçlama ve karalama biçimi kazanır, en azından öyle algılanır. Siyaset veya Hukuk bu yolu izleyebilir, çünkü sonuç odaklıdır. Dahası kamusal yarar ilkesini gözetmek zorundadır. Oysa çözümleme bir suçlama ve karalama diline gerek görmez, bunun yerine bir eleştiri dili geliştirmeyi dener.
Hiçbir çözümleme, hiçbir eleştiri tarafsız olamaz. Burası kesin. Ancak çözümleme ve eleştiriyi suçlama ve karalamadan ayıran yanı, kendisinin tartışılamaz bir hakikat tekelinden hareket etmemesidir. Bu nedenle naif bir "fildişi kule sendromu" olarak suçlanmaktan kaçınamaz.
Eleştiri, karşı tarafa "Bakınız farklı da düşünülebilir, başka olasılıklar da gözönüne alınabilir!" veya "Siz böyle iddia ediyorsunuz ama kazın ayağı hiç de öyle değil!" yollu değerlendirmelerde ısrar eder. Eleştiri en temelinde bir hakikat arayışı varsayımını esas aldığından karşı tarafın masum görünen savlarını yapıbozuma uğratmaktan kaçınamaz. Muhataptan hatalarını ve zaaflarını itiraf etmesi beklenmez, yalnızca yeni yorum seçenekleri üzerinde düşünmesi yeterli görülür.
Bu söyleşide, "hizmet" gibi masumiyet görünümlü bir savın "mahremiyet", "takiyye" teknikleriyle ve ilkeleri değil koşulları önceleyen mahrem imamlar elinde nasıl bir istismar düzeneğine dönüştüğünü çözümlemeye çalışacağım. Cemaatin hocaefendisinin mahrem yapılanmanın da hocaefendisi olduğu veya silahlı kuvvetlerden sorumlu olan imamlığa bir tefsir hocasının atandığı bir yapılanmada acaba atılan hangi adım göründüğü gibi masum olabilir?
youtube.com/live/lpovJbidx2o… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
"KÜÇÜK DÜNYAM" ve PETER PAN SENDROMU
Bu akşam, saat: 21.00'de, canlı, herkese açık!
F. Gülen'in -Latif Erdoğan'ın kendisiyle yaptığı söyleşilerden oluşan- KÜÇÜK DÜNYAM adlı özyaşamöyküsü ilk kez 1992'de yayımlanmış, sonra bu dizi kimi düzeltmelerle 1995'te kitaplaştırılmıştı.
İki gün önce bu başlıktan hareketle "hizmet hareketi" olarak sunulan paralel yapılanmanın FETÖ'ye dönüşümünün ardında Gülen'in küçük dünyasının büyük dünyalara dönüşmesi gerçeğinin yer aldığını önsürmüştüm. Benim düşünceme göre, küçük dünyalar büyük dünyalara dönüştüğünde, küçük olanın masumiyetinin büyük olanın melanetine dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu kaçınılmazlık, sözümona "hizmetçi"lerin soru çalmak, darbe yapmaya tevessül etmek de dahil her türlü ahlak-dışı, yasa-dışı yollara başvurmalarının en temel nedenidir. (Zamanı kısıtlı kimseler Osho belgeselini izleyebilirler. İbret almak isteyenler için oldukça ibretamizdir.)
Bu değerlendirmemin mantığı bilerek gözardı edilmek suretiyle büyüme olgusu, Peter Pan sendromu klişesiyle (büyüme korkusuyla, sorumluk almaktan kaçınma eğilimiyle) açıklanmaya çalışıldı. Böylelikle kavramlaştırdığım "büyük dünyam" (sonradan görmelik) imgesi, göz göre göre "büyüme korkusu" olarak çarptırıldı. (Maalesef seviye bu!)
20 yaşlarında (muhtemelen 1960'ların başlarında) yazmış olduğu vasiyeti elimizde olan Gülen'le, açıkça bizi kıskanıyor dediği T.C. Cumhurbaşkanı'nın -kendi yetiştirmeleri tarafından- derdest edilmesine fetva veren Gülen asla aynı Gülen değildir.
Kısacası "büyüklenme" (kibir, hübris, sonradan görmelik) eleştirisinin "büyüklük korkusu" suçlamasıyla bertaraf edilmek istenmesini, insan doğasına özgü kölelik bilincinin belirtisi (psikolojik direnç) olarak değerlendiriyorum. Böyleleri önce yadsır ve bastırma düzeneğini kullanır, sonra yalnızca gerçeğin bir kısmını kabullenmek zorunda kalır, en sonunda suçluluk ve pişmanlık duygularıyla gerçekle yüzleşmeye hazır hale gelir ya da gelmez. (Bu üçlü aşamalar dizisi travma-sonrası karşılaşılan tepkilerin bir özetinden ibarettir.)
İşte bu akşam bu söyleşimizde -olanaklı olduğu ölçüde- insan soyunun dikenli derinliklerine inmeye çalışacağız.
youtube.com/live/31FFuA80RSU… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
ŞİİR KEHANET FELSEFE
Bu akşam, saat: 22.00'de, canlı.
- Felsefe nedir?
- Bilgelik sevgisi, bilgelik arzusu (adsal tanım)
- Bilgelik nedir?
- Olmuş olanı, olmakta olanı, olacak olanı bilmektir (özsel tanım).
- Bir insan bu üç şeyi bilebilir mi?
- Hayır, bu üçünü ancak bir tanrı bilebilir.
- Bu durumda bilgelik arzusu, olanaksız olanı arzulamak anlamına gelmez mi?
- Evet, çünkü bilge olan yalnızca tanrıdır.
- O halde bundan, filozof olarak tanınan kişilerin bu üç şeyi bilmeye çalışmakla aslında olanaksız olanı elde etmeye (tanrı olmaya) çalıştıkları sonucu çıkmaz mı?
- Elbette. Ancak şunu da unutmamalı ki bilgelik saltık ve görece olmak üzere ikiye ayırılabilir. Saltık anlamıyla hiçbir insan bilge olamaz, bu doğru. Fakat insanda tanrısal olarak adlandırabileceğimiz kimi yetenekler olduğu eğer doğruysa, tanrının bilgeliğinden pekala pay alınabilir, hiç kuşkusuz bu da doğru.
- Hangi tanrının? Zeus'un mu, Dionysos'un mu, Prometheus'un mu, Yahve ya da Elohim'in mi, Allah'ın mı, hangisinin?
- Bilgelik sevgisi olarak "felsefe" Yunanca bir sözcük olduğundan sorunun yanıtı baştan belli olmalı: Elbette kehanet tanrısı Apollon'un.
- Peki hangi yolla bu bilgeliğe erişecekler, bari bu yolu da söyle!
- Elbette kehanet yoluyla.
- Ne yani, şimdi sen bilgeliği arzulayan filozofların kahinliğe öykündüklerini mi iddia ediyorsun?
- Bu çıkarım bana değil, sana ait. Ne ki karanlık Herakleitos'un bir sözünü anımsamak belki bir nebze işimizi kolaylaştırır: "Tek bilge olan tanrı, Zeus olarak adlandırılmayı hem istemez, hem ister."
- Kafam iyice karıştı, bu sözü nasıl anlamak gerektiğinden emin olamadım.
- Doğrusu ben de pek emin değilim. En iyisi, bu akşam bu konu üzerinde biraz etraflıca düşünelim.
- Bak işte bu çözüme bir diyeceğim olmaz. Nerede buluşalım?
- "Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz o ağacın altını" anımsıyor musun, işte orada.
NOT: Yalnızca üyelere özel.
youtube.com/live/iA13SFTMGDg… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
OLMUŞ OLAN, OLMAKTA OLAN, OLACAK OLAN
-Felsefenin kökeni olarak kehanet-
Çarşamba akşam saat: 22.00'de, canlı.
3 aylık hasretten sonra ilk söyleşi.
Not: yalnızca üyelere özel.
youtube.com/live/z47PuGytxbY… @YouTube
dücane cündioğlu retweeted
Yüreğim,
Suud krallarına karşı
İsrail soykırımına karşı
ABD emperyalizmine karşı
savaşan onurlu Yemen halkının yanında.
Mazlum halkların yanında olmak hakkın yanında olmak demektir çünkü.
Ey talib, herkes susarken kimin yanındasın, en azından tarafını belli et.
dücane cündioğlu retweeted
Teşekkürler saygıdeğer @medreyata
Ethem Büyükışık @EthemBuyukisik anlattı.
Dorukhan’ın cinayeti devletin içine çöreklenmiş ekibi nasıl ortaya çıkarıyor…
Adli Tıp’ta oynanan oyunlar…
İzleyin.
Dorukhan Büyükışık Cinayeti Devletin İçine Çöken 'Çeteyi' Ortaya Çıkarıyor! Ethem Büyükışık-Erdem Atay
youtube.com/live/Cgjs8ISGdkw…
dücane cündioğlu retweeted
Utanç duygusu adalet erdeminin en başat ilkesidir. Utanmaz olan adil olamaz.
Zamanında Cezayir’e karşı Fransa’nın yanında durmak nasıl bir rezillik idiyse, şimdi de Gazze’ye karşı İsrail’in, İran’a karşı ABD’nin, Yemen’e karşı Suudilerin yanında durmak da o kadar rezilliğin daniskasıdır
Tarih Trump, Netanyahu, Selman gibi zibidilerin yanında saf tutanları asla affetmeyecektir.
Ey talib, bu öyle bir sınav ki yanında durduklarının senin insan olma, insan kalma konusundaki potansiyelini göstereceğinden emin olabilirsin.
İnsanını hayvanına ezdirme!
dücane cündioğlu retweeted
• abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa ilkinin anlaşılmaya, ikincisinin anlamaya ihtiyacı vardır.
• abdal “hali değişen” demektir, aptal“değişmeyen”; o nedenle ilki evrilir, ikincisi devrilir.
• abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ve konuşmaya devam eder.
dücane cündioğlu retweeted
Münir Tanyer ve Taylan Tanyer kamu görevlileri ile birlikte delilleri yok ettiği için yargılanıyor. t24.com.tr/gundem/dorukhan-b…
dücane cündioğlu retweeted
Fuat Bey, sizi önce kibarca üslub ve edebe davet ediyorum, umarım işe yarar.
İnsanların, hele hele gençlerin -isterlerse dünyanın en şeytani örgütüne üye olsunlar- yanılma, aldanma ve tutumlarını değiştirme hakları vardır. Herkes sizler gibi hakikati kucağında veya beşiğinde bulanlardan olmayabilir. Sizler doğuştan hakka vasıl olduğunuz için, biz zavallılar gibi yanılma, hata etme, yoldan çıkma, günah işleme vb. kusurlardan azade masum-ı ekber misillu örnek kullar arasında olabilirsiniz. Ne ki
bu size kimi gazetecilerden alışık olduğumuz “kalemle kelle alma” yeteneğini insafsızlığa vardırma hakkı kazandırmaz. Siz kategorik olarak haklı olduğunuzu düşünüyor olmalısınız, hele kaleminiz elindeyken. (ROK VE CK de öyle düşünüyorlardı.)
İsmail Sezgin birkaç senedir yakından izlemeye çalıştığım bir cemaatçi genç entelektüel. Düşünce çizgisinin nasıl evrildiğinin tanıklık ettim. Bir süredir Lider/Şeyh/Efendi hazretleri iyi ama çevresi kötü formülüyle kendini (izzet-i nefsini) ayakta tutmaya çalışıyor. (Ahmet Dönmez bu aşamayı geçenlerden, bu nedenle farklı düşünüyorlar.)
Fakat bazı konularda sırf kuşkularını dile getirdiği için cemaatin politbürosu tarafından sürekli çarmıha geriliyor. Burada beni ilgilendiren vardı sonuçlar değil, beynine kıymık saplanmış her namuslu zeka gibi kendini ve çevresini sorgulamaktan vazgeçmemiş olması. Bu nedenle kendisine büyük bir saygı duyuyorum. Memleket evladının çelişkileri, kusurları, salınımları konusunda tesamuh göstermenin erdem olduğuna inanıyorum. Belki de bu zaafları fazlasıyla deneyimlemiş biri olarak duygusal davranıyorum. Hepsi memleket evladı, hangi sapkınlık (!) çukuruna düşmüş olurlarsa olsunlar hepsi bizim evladımız.
Tanrının sizin gibi hakikati kucağında bulmuş kullarının böylesi iç karartıcı salımlar karşısında midelerinin bulandığını tahmin edebiliyorum. Ne yapalım kişisel tarihimiz memleketin tarihine koşut oluşuyor.
Entelektüel pusulamı kaybetmiş olduğumu ima ediyorsunuz. Bence bu tür lafları bırakın, ağzınıza bile yakışmıyor. Garantili hedeflere “yalap şalap” (!) laf çakma alışkanlığından olsa gerek ciddi muhakeme zaafları sergilemişsiniz. Benden bu zaaflarınızı düzeltmemi beklemeyiniz, çünkü sizi kızdırmam, utandırırım.
Ne de olsa siz de memleket evladısınız. Bu yüzden kategorik olarak tesamuhu hak ediyorsunuz.
Namuslu entelektüel mi?
Dücane Cündioğlu entelektüel pusulasını kaybetti herhalde.
Üstünkörü, yalap şap bilgiyle bir firari FETÖ’cüye “namuslu entelektüel”etiketini yapıştırdı.
Öyle kolay değil o işler.
İsmail Sezgin 15 Temmuz darbesini 10 yıl sonra idrak etmiş ve “Fikrimi değiştiren ne oldu?” diye bir video yapmış.
Peki, 10 yıl sonra fikrini değiştiren şey ne olmuş?
Benim “Cemaatçi askerlere son uyarı; tavuk tarda sayılır” başlıklı yazımı nasıl olduysa ve 10 yıl sonra ilk kez görmüş, bir de Osman Özsoy adlı profesör sıfatlı FETÖ’cünün kendi tv’lerinde yaptığı konuşmada darbeden bir ay önce “Ben bugünlerde profesör olmak yerne albay olsaydım daha çok işe yarardım” demiş olmasını keşfetmiş.
Bu yüzden darbeyi kabul ediyor ama “Darbeyi cemaat içinde yüzde 1’lik bir niceliğe sahip Adil Öksüz, Ekrem Dumanlı, Mustafa Özcan cuntası yaptı. Fethullah Hocaefendi’nin bu işte dahli yoktu” diyor.
Böylesine utanmazlar ve reziller hala.
Sureti haktan görünüp hem Fetullah’ı hem de Cemaat dediği FETÖ tabanını temize çıkarmaya çalışıyor.
Külahıma anlat sen onu.
On yıldır aklın neredeydi?
Hem benim yazımı hem de Osman Özsoy adlı o firari şerefsizin konuşmasını duymayan okumayan kalmadı.
Hepiniz oradaydınız.
Darbeyi ihbar eden Binbaşı OK tüm ayarlarınızı bozdu, erkene aldınız ve çuvalladınız. Çalıntı sorularla TSK’ya giren geri zekalılar güruhunun beceriksizliği bir anlamda ülkemizin şansı oldu.
Dücane Cündioğlu nasıl bir anlam yükledi bu konuşmaya anlamak güç. Yahu Ahmet Dönmez diye bunun bir arkadaşı var, yıllardı “Cemaat darbeyi yaptı ve Fetullah Gülen yönettti” diyor zaten YouTube yayınlarında.
Dahası FETÖ APARATININ arkasında ABD’nin olduğunu belirterek “Darbeyi FETÖ yapmadı, o küresel irade yaptı” diyen Süleyman Soylu’nun konuşmasını çarpıtıp cımbızlayarak Soylu’nun fotoğrafınının üzerine “Soylu: Darbeyi FETÖ YAPMADI” yazısını koyuyor “namuslu” entelektüel.
Namuslu entelektüel olsa pişman olur, adam gibi özür diler, gelir teslim olarak kıvırmadan “Darbeyi cemaat yaptı, Fetullah Gülen yönetti, biz de piyonları olduk” der.
Yok öyle bedavadan payeler filan.
Ha evet, bugünkü FETÖ Yönetimi yasaklayamasa da baskı yapar çünkü FETÖ’yü onun yüzde 1’lik cunta dediği ekip yönetiyor çünkü.
dücane cündioğlu retweeted
Değerli dostlarım; sevgili Dorukhan’ımızı katleden ve suç delillerini karartan Tanyer Yapı A.Ş. patronları Münir Tanyer ve Taylan Tanyer’in suç ortakları 13.08.2026 Perşembe günü saat 09:30’da İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda hesap vermeye devam edecek. Saygılarımla
dücane cündioğlu retweeted
KISA BİR YAZ DERSİ
Söylenceleri (kıssaları, mitleri, efsaneleri) onaylayanlar yalnızca ozanlar değildi; ozanlardan çok önce devletler ve yasa koyucular da onları yararlı bir çare olarak onaylamışlardı, çünkü ussal canlının duygulanımsal doğasına ilişkin bir kavrayışları vardı, çünkü insan öğrenmeye heveslidir ve masal düşkünlüğü bu niteliğin bir öncülüdür. Öyleyse çocukları anlatılara kulak vermeye, giderek daha çok onlara katılmaya iten şey bu masal düşkünlüğüdür. Bunun nedeni, söylencenin onlar için yeni bir dil, kendilerine şeyleri oldukları gibi değil, başka türden şeyleri anlatan bir dil olmasıdır. Yeni olan hoştur, daha önce bilinmeyen de öyle. İnsanları öğrenmeye hevesli kılan da tam olarak budur. Buna şaşılası ve olağanüstü olanı da eklersen hazzı artırmış olursun. Haz ise öğrenmeye kışkırtan bir büyü gibi iş görür. Başlangıçta çocuklar için böyle bir yeme başvurmak zorundayız. Ne ki çocuk yaşça ilerledikçe, yani zihni güçlenip artık kandırılmaya gerek duymaz duruma geldiğinde onu olguların bilgisine yöneltmeliyiz.
Okuma yazma bilmeyen ve eğitimsiz her insan bir bakıma çocuktur ve çocuk gibi öyküleri sever; yarı eğitimli insan için de durum böyledir, çünkü onun usa vurma yetisi tam gelişmemiştir, üstelik çocukluğunun düşünsel alışkanlıkları onda sürüp gitmektedir.
Olağanüstü olan yalnızca hoşa gitmekle kalmayıp korku da saldığından, her iki söylence (mitos) türünü hem çocuklar için, hem yetişkinler için kullanabiliriz. Çocuklarda, onları özendirmek için hoşa giden mitosları, caydırmak için korku salan mitosları kullanırız; sözgelimi Lamia (umacı/cadı) bir mitostur, Gorgo, Ephialtes (dev) ve Mormolyke de (umacı/cadı) öyle.
Kentlerde yaşayanların çoğu, ozanların “Herakles'in veya Theseus'un İşleri” gibi efsanevi kahramanlık öykülerini anlattığını duyduklarında veya tanrılarca bağışlanan onurları işittiklerinde, hatta mitolojide benzer bir mutlu yazgıyı çağrıştıran resimleri, ilkel imgeleri veya yontu yapıtlarını gördüklerinde, hoşa giden kıssalarla öykünmeye kışkırtılırlar. Buna karşılık ister betimlemeler yoluyla, ister görünmeyen nesnelerin örneksel tasvirleri yoluyla tanrısal cezaları, dehşetleri ve tehditleri öğrendiklerinde veya sıradan insanların böyle deneyimlerle karşılaşmış olduklarına inandıklarında bile kötü yollardan caydırılırlar, çünkü hiç değilse bir kadınlar kalabalığıyla veyaa herhangi bir karışık güruhla uğraşırken, bir filozof onları usla etkileyemez, saygıya, dine bağlılığa ve inanca çağıramaz. Asla! Dinsel korkuya da gerek vardır ve bu, söylenceler ve şaşılası şeyler olmadan uyandırılamaz, çünkü yıldırım, aigis, üç dişli mızrak, meşaleler, yılanlar, thyrsos-kargıları (tanrıların silahları) birer masaldır, üstelik bütün “eski teologia” da böyledir. Ama devletlerin kurucuları bunları, saf akıllıları korkutacak birer öcü olarak onaylamışlardır.
Masalların doğası bu olduğuna ve gerçek olguların tarihinde olduğu gibi toplumsal ve yurttaşsal yaşam düzeninde de kendine bir yer edindiklerine göre, eskiler çocuk eğitimi dizgelerine sıkı sıkıya bağlandılar ve onu erginlik yaşına dek uyguladılar. Şiir aracılığıyla yaşamın her döneminde doyurucu biçimde eğitebileceklerine inanıyorlardı. Ne ki şimdi [mö. 1. yüzyıl] uzun bir zamandan sonra, tarih yazımı ve bugünkü felsefe öne çıkmıştır. Gelgelelim felsefe azınlık içindir, oysa şiir halkın geneli için daha yararlıdır ve salonları doldurabilir. Bu özellikle Homeros’un şiiri için doğrudur. [Unutulmamalı ki] ilk tarihçiler ve fizikçiler de birer mitos yazarıydı.
(Strabon, “Geografika”, (ö. ms. 24)






